Ukdei

Ukdei
@Ukdei
Seelamm nanay nanay nanay
Kuşku yok ki itikadı bağlar biz insanları birbirine yaklaştırır. Birbirimizi anlamanın, yardımlaşmanın ve müşterek bir yol tutturmanın yolu itikad birliğinden geçer. Ama yapıp ettiğimiz her şeyin motoru "iman"dır. İmana ağırlık ve öncelik vermekle kuracağımız hayat endişe, korku ve tehli- kelerden korunmuştur. Herhangi bir kimse bütün insanların kardeş olduğuna dair bir itikad besleyebilir, ama müminlerin kardeşliği zihnin kabullerinin ötesinde bir iştiraki gerektirir. Birbirimize bazı akidlerle bağlanmak bir şeydir, fakat herbirimizin emniyet içinde bulunmakla temin ettiği birlik yerine başka bir değerin ikâme edilemeyeceği bir şeydir.
İMAN VE İTİKAD
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İman insan içinde ikna veya ispat usulleriyle yerleşmez. Bu, insan tekinin yapısında oluşan bir değerdir ve bu yüzden dıştan etkilerle sarsılıp bozulmaz. İmanın zayıflaması insanın kendini imana götüren yolları daraltması, bu alandaki ısrarını gevşetmesi yüzünden olur. Bir bakıma diyebiliriz ki insan kendi bünyesinde imanı barındıran alanı daraltıp genişletebilir.
İMAN VE İTİKAD
1000Kitap
Newton hareketle ilgili üç yasayı ortaya atıncaya kadar 17. yüzyılın sonlarına kadar Avrupa'da gezegenlerin melekler tarafından itilerek hareket ettirildiğine inanılıyordu. Yıldızların hareketlerine getirilen yeni açıklamalar bazı hesaplarla da doğrulanınca bu inanıştan vazgeçildi. Ama bu kadarla yetinmedi Avrupalı kafa. Madem ki gezegenleri melekler iterek harekete getirmiyorlardı, o zaman meleklerin olmadığını düşündü. Bu tuhaflığı Avrupalı hep yaşamıştır. Bir yanlışı ancak başka bir yanlış adına terketmek sanki onun bir geleneği. Melekler hakkında olan biten, daha sonraları ruh konusunda da olmuş. Uzun yıllar Avrupalıya göre ruh insan beyninin belli bir yerinde meskûn bir nesne idi. Yani insanın ruhu denildiği zaman Avrupalı belli bir yer işgal eden yani hacmi ve ağırlığı olan bir şeyi anlıyordu. Ne zaman ki beyin cerrahisi gelişti, insanın kafatası canlı iken açılıp bakıldı, işte o zaman beynin hiçbir yerinde ruhun maddi varlığına rastlanmayınca, bu zavallı insanlar ruhun hiç olmadığına karar verdiler.
HURAFENİN HAMAKATI
1000Kitap
Yediğimiz ayazı unuttuğumuz saatler
Duygular
"sana söyleyeceğim hiç bir söz yok"
İnsanlar kendi dışlarında bazı işaretler sunarlar, bu işaretleri alabilenler yani o işareti veren kişi ile müşterek bir tecrübe sahibi olanlar onun ne demek istediğini anlar. Tecrübe ise bizim ruhumuza ait bir değerdir. Dış dünyada tekabül ettiği hiçbir karşılığı yoktur. Biz onu dil vasıtasıyla ne kadar anlatmaya çalışırsak o kadar onun anlamından uzaklaşırız, çünkü ruhumuzda yer tutan değerlere hangi ismi verirsek verelim, o isim sahip olduğumuz değerin yerini tutamayacaktır. Bu yüzden bir insan diğerine çok şey anlatmak istese bile, "sana söyleyeceğim hiç bir söz yok" diyebilir.
GERÇEK SÖZLER