Newton hareketle ilgili üç yasayı ortaya atıncaya kadar 17. yüzyılın sonlarına kadar Avrupa'da gezegenlerin melekler tarafından itilerek hareket ettirildiğine inanılıyordu. Yıldızların hareketlerine getirilen yeni açıklamalar bazı hesaplarla da doğrulanınca bu inanıştan vazgeçildi. Ama bu kadarla yetinmedi Avrupalı kafa. Madem ki gezegenleri melekler iterek harekete getirmiyorlardı, o zaman meleklerin olmadığını düşündü. Bu tuhaflığı Avrupalı hep yaşamıştır. Bir yanlışı ancak başka bir yanlış adına terketmek sanki onun bir geleneği. Melekler hakkında olan biten, daha sonraları ruh konusunda da olmuş. Uzun yıllar Avrupalıya göre ruh insan beyninin belli bir yerinde meskûn bir
nesne idi. Yani insanın ruhu denildiği zaman Avrupalı belli bir yer işgal eden yani hacmi ve ağırlığı olan bir şeyi anlıyordu. Ne zaman ki beyin cerrahisi gelişti, insanın kafatası canlı iken açılıp bakıldı, işte o zaman beynin hiçbir yerinde ruhun
maddi varlığına rastlanmayınca, bu zavallı insanlar ruhun hiç olmadığına karar verdiler.