Necati Karakuş

Necati Karakuş
@UlakApollo
Destanımızda yalnız onların macerası vardır...
Öğrenci
Ankara Siyasal
Ankara - Adana
Niğde, 27 Ekim 1996
10 okur puanı
Eylül 2022 tarihinde katıldı
"Hayat bir mücadeledir torunum. Uğraş yoksa, yaşam da yok demektir. Mutlu olmak mı istiyorsun, çabanı bulacaksın. İnsanı tüketen hayatın zorlukları değil, mecburiyetleri anlamamaktır. Cibali'de çalışırken bir çocuk vardı fabrikada, yirmilerinde, deli fişek bir şey. Adı... Cafer! Ustabaşı tokadı bastı herkesin içinde bir gün. Cafer taktı bıçağı mesai çıkışında. Yazık oldu, biri mezara, biri hapse. Yapma, etme, bu işler böyle olmaz diyemedik bile. Kadere inanıyor, ama kabullenemiyordu. Sanıyordu ki hayatın ona kastı var. Hep kendi içine bakıyordu. Kafasını kaldırsa oradaydık halbuki, başka pek çok kişi gibi, aynıydık. Büyük bir haksızlık duygusuyla yaşıyordu. Çözümü de orada buldu. Anladın mı şimdi? Bak oğlum, biz işçiyiz, hepimizde hepimizden bir parça vardır. Yaşam nedir biliyor musun: Yaşam harekettir. Hareket varsa mutlaka direnç vardır. O direnci aşacak ki kaslarımız, biz hareketi görelim. Direnci aşmaya çaba göstermeyen, hareketsiz kalır. Hareketsiz bir şeyin canlı olup olmadığını da kimse anlayamaz. Bu durumda ölüden farkı da kalmaz."
Sayfa 92 - Yazılama Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
"Biz de Eyüp Sultan gibi, İstanbul'u fethe çıktık, başaramadık." demişti dedem, elinde yine bir tarih kitabı vardı. "Kaybeden fatihleri bin yıldır aynı yere gömüyorlar bu topraklarda. Fakat bu sonu gelmez bir akın oğlum. Bu seferki son akın ve mutlaka kazanılacak. Bir savaş en çok ordunun dayanma gücüyle kazanılır. Ve işçi sınıfı öyle bir ordu ki, nesiller değişir, hep yenileri katılır saflarına. Ne kadar sürerse sürsün mücadele, böyle bir ordu mutlaka kazanır." Akın var, güneşe akın Güneşi zapt edeceğiz Güneşin zaptı yakın...
Sayfa 92 - Yazılama Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
"Müdür sesini her yükselttiğinde işçiler de kabarıyordu. Herkesin sabrı taşmaya başladı. Birkaç sinkaflı küfür yükseldi arkadan Musa amca elini kaldırarak "Arkadaşlar!" diye bağırdı, sonra müdüre dönerek konuşmaya başladı. -Siz mülkiyet haklarını, sosyal hakların önünde tutuyorsunuz. Böyle devlet, böyle kanun olmaz. Bu insanlar ne istiyor, neden çoluk çocuk buradalar biliyor musun müdür efendi? Günde 15 saat kasların titreyene kadar çalışıp da çocuğuna bir ayakkabı bile alırken düşünmek nedir biliyor musun? Haftada bir kere bile et yiyememek, her gün işten atılma korkusuyla yaşamak, müdürün, patronun, şefin hakaretine sesini çıkaramamak... Bu mu yaşamak, biz bu memleketin vatandaşı değil miyiz? -Boşuna konuşma, dedi müdür, siz değil misiniz mülkiyet haklarını inkar eden? Çok bilmiş işçilere kendisinin de boş olmadığını göstermek istiyordu. Musa amca beklediği fırsatı yakalamış gibi devam etti. -Evet, kamu yararına çalışmayan mülkiyet haklarını inkar ediyoruz. Sosyal haklar, mülkiyet hakkından önce gelir, devlet önce sosyal hakları korumak zorundadır. Yoksa meşruluğu da, gücü de kalmaz. Devlet, devlet olmaktan çıkar. Eğer sen devleti korumak istiyorsan, önce onu oluşturan çoğunluğun, toplumun haklarını koru, bir avuç para babasının değil. En çok müdürle ben şaşırmıştık. Ne güzel konuşuyordu Musa amca. Adam ağzındaki kürdanı sinirle yere tükürdü. -Ben diyeceğimi dedim. Suç bu yaptığınız, işgal falan sakın aklınızdan geçirmeyin. -Ona işçiler karar verir. Meşruluğunu yitirmiş her kuruluş işgal edilir. Diyeceğimiz bu kadar. Kendini zor tutan babam artık dayanamadı. Ok yaydan çıkmıştı ne de olsa. İşçilere doğru dönerek konuştu. -Gördünüz kardeşler. Bizi kendi fabrikamızı işgal etmekle suçluyor. İşgal nedir, işgal başkasının malını zorla ele geçirmektir. Oysa bu
Sayfa 72 - Yazılama Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
"Biraz da korkmuştuk ama olsun. Korkuyorsan gerçek bir maceranın içindesin demektir değil mi? Ancak yürüdüğü yolu ciddiye alanlar korkar."
Sayfa 68 - Yazılama Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
"Fabrikaların şehrin içinden kovulmadığı zamanlardı. Henüz işçileri kabahatlerini saklar gibi gözönünden uzaklaştırmamışlardı. Haliç'in kıyılarını bacalar, mahallelerini fabrika lojmanları misali işçi evleri doldururdu. Hayat siren sesine ayarlıydı. Çocuklar top oynuyorsa maçın bitiş düdüğüydü; duyduk mu bilirdik ki birazdan mahalleye işçiler akacak, içlerinde babalarımız, annelerimiz, abilerimiz, akrabalarımız komşularımız olacak. Onlar gelmeden önce manav en güzel mallarını dizerdi tezgaha, bakkal ekmekleri içtimadaki asker düzeninde dolabına sıralardı. Kahvecinin telaşı, akşam yemeğinden sonra okey ya da iskambil oynamaya geleceklere en ince zaman hesabıyla çay demlemek olurdu. Bilmem bozulur muydu mahallenin imamı Allah'ın çağrısının, fabrika sireni kadar itibar görmemesine."
Sayfa 51 - Yazılama Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam