"Müdür sesini her yükselttiğinde işçiler de kabarıyordu. Herkesin sabrı taşmaya başladı. Birkaç sinkaflı küfür yükseldi arkadan Musa amca elini kaldırarak "Arkadaşlar!" diye bağırdı, sonra müdüre dönerek konuşmaya başladı.
-Siz mülkiyet haklarını, sosyal hakların önünde tutuyorsunuz. Böyle devlet, böyle kanun olmaz. Bu insanlar ne istiyor, neden çoluk çocuk buradalar biliyor musun müdür efendi? Günde 15 saat kasların titreyene kadar çalışıp da çocuğuna bir ayakkabı bile alırken düşünmek nedir biliyor musun? Haftada bir kere bile et yiyememek, her gün işten atılma korkusuyla yaşamak, müdürün, patronun, şefin hakaretine sesini çıkaramamak... Bu mu yaşamak, biz bu memleketin vatandaşı değil miyiz?
-Boşuna konuşma, dedi müdür, siz değil misiniz mülkiyet haklarını inkar eden?
Çok bilmiş işçilere kendisinin de boş olmadığını göstermek istiyordu. Musa amca beklediği fırsatı yakalamış gibi devam etti.
-Evet, kamu yararına çalışmayan mülkiyet haklarını inkar ediyoruz. Sosyal haklar, mülkiyet hakkından önce gelir, devlet önce sosyal hakları korumak zorundadır. Yoksa meşruluğu da, gücü de kalmaz. Devlet, devlet olmaktan çıkar. Eğer sen devleti korumak istiyorsan, önce onu oluşturan çoğunluğun, toplumun haklarını koru, bir avuç para babasının değil.
En çok müdürle ben şaşırmıştık. Ne güzel konuşuyordu Musa amca. Adam ağzındaki kürdanı sinirle yere tükürdü.
-Ben diyeceğimi dedim. Suç bu yaptığınız, işgal falan sakın aklınızdan geçirmeyin.
-Ona işçiler karar verir. Meşruluğunu yitirmiş her kuruluş işgal edilir. Diyeceğimiz bu kadar.
Kendini zor tutan babam artık dayanamadı. Ok yaydan çıkmıştı ne de olsa. İşçilere doğru dönerek konuştu.
-Gördünüz kardeşler. Bizi kendi fabrikamızı işgal etmekle suçluyor. İşgal nedir, işgal başkasının malını zorla ele geçirmektir. Oysa bu