Kadir

Kadir
@Ulkk7
Aü-felsefe
Erzurum
İstanbul
3 okur puanı
Ekim 2025 tarihinde katıldı
Yokluk birikmiş beynimin evinde , gelen tüm isteklere “hayır” diyemeyecek fakirin alegorisi …
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
“Daldım ücra bir kuytuya. Karanlığın kendisi aidiyetim oldu. Soğukluk yüreğime yerleşti, kir ve pas yüzümün ana maddesine dönüştü. Kaçmanın kurtuluş olmadığı yollarda yürüdüm; yaşam ise üzerime örtülmüş kokuşmuş bir ceset gibiydi. Ne kadar uğraşsam da onu üzerimden atamadım. Her değişim bir etki yaratmıyor. Bazı insanlar çürümeye mahkûm doğuyor sanki. Sömürgenin kuyusunda inciler vardı ama görünen her şey yasaktı. Tanrının gazabı, attığım her çığlıkta biraz daha büyüdü. Var olmanın nefreti gözlerimi kör etti, kulaklarımı sağır bıraktı. Sevimli hikâyelerin içinde herkes kahraman olmak ister. Bana düşense kötü karakter olmaktı. Günahın bütün renklerini üzerime geçirdiler ya da ben kendim giydim, artık farkını bilmiyorum. Sessizlik aradım ama hep gürültüye koştum. Belki bu da başka tür bir intihardı. Bir çare olmalıydı; insan kendini bu kadar derine gömüyorsa bir çıkış yolu da olmalıydı. Ama yoktu. Ben doğumun lekesiydim. Dünyaya kötü bir simge gerekiyordu; ben o rolü üstlendim. Sonunda da bunun cezasını çektim.” K.Ü
Duygu ve Düşünce
Yüreğimin yazı bitti. Yüzümde taşıdığım tebessümün güneşi battı çoktan. Herkes yalancı bir ışığın yarattığı karanlığı izledi yalnızca; kimse derimin altında yeniden beliren eskiyi görmedi. Belki de olacak olan buydu. İnsan en çok kendinden uzaklaşamıyor. Her şey değiştirilebilir sanılıyor; insanlar, şehirler, alışkanlıklar, hayatlar… Ama geçmiş öyle değil. Geçmişin tozunu hiçbir gemi karaya taşıyamıyor. Suya dökülse bile çözülmüyor, çekilmiyor, insanın içinde ağırlaşarak kalıyor. Ben bir yanılgının ürünüyüm. Doğmak da yaşamak da zihnime sandığımdan daha fazla yük bıraktı. Düşüncelerim yüzüme istemediğim izler çizdi. Zaman, bana ait olmayan çirkinlikleri yüzüme yamadı sanki. Her gün gafil avlanıyorum. Her saatin, her dakikanın acemisiyim. Var mı yok mu belli olmayan zayıf bir gölge gibi yaşıyorum. Kötü yazılmış bir oyunun güçsüz karakteri gibi; ilk açığa çıkan, ilk deşifre edilen, ilk elenen hep ben oluyorum. Ve ölüm… Belki sadece konuşmanın bittiği yerde verilen kısa bir soluktur. Ateşin içine sinmiş duman gibi; rüzgâr nereye savurursa oraya giden, heyecanını kaybetmiş, vurulmuş ve ifadesiz kalan bir şey. K.Ü
Çocukluğumun en güvenli sığınağıydı İstanbul’da kaybolmak. Kalabalık beni saklar, gürültü içimdeki sesi sustururdu. Sokaklar sonsuzdu; her köşe yeni bir ihtimal, her adım başka bir hayata açılan kapıydı. Şehir, her telden çalan bir konser gibi akardı içimden. Şimdi içimde derin bir İstanbul var, ama kendisi yok. Ne yana dönsem aynı yere çıkıyorum. Kaybolamıyorum artık— çünkü yollar değil, ben kısaldım. Ve insan en çok, bir zamanlar kendini bıraktığı yerde özlüyor kendini.
İnsan, yoğunluğun içinde hapsedilmiş özgür bir canlı olmaktan çok, bastırılmış ve belirli kalıplar içinde şekillenen bir varlıktır. İyiye olan sadakati, çoğu zaman yalnızca “hayat çemberi”nin içinde kaldığı sürece devam eder. Ancak bu çemberin dışına çıktığında, içinde bastırdığı ilkel ve yabani yönünü açığa çıkarır. Bu durumda kötülüğe yönelişi de, aslında aynı zeminde duran iki uçtan biridir; iyi ile kötü arasındaki mesafe, sanıldığı kadar derin değil, çoğu zaman eşit uzaklıktadır. K.Ü