Yüreğimin yazı bitti. Yüzümde taşıdığım tebessümün güneşi battı çoktan. Herkes yalancı bir ışığın yarattığı karanlığı izledi yalnızca; kimse derimin altında yeniden beliren eskiyi görmedi. Belki de olacak olan buydu.
İnsan en çok kendinden uzaklaşamıyor. Her şey değiştirilebilir sanılıyor; insanlar, şehirler, alışkanlıklar, hayatlar… Ama geçmiş öyle değil. Geçmişin tozunu hiçbir gemi karaya taşıyamıyor. Suya dökülse bile çözülmüyor, çekilmiyor, insanın içinde ağırlaşarak kalıyor.
Ben bir yanılgının ürünüyüm. Doğmak da yaşamak da zihnime sandığımdan daha fazla yük bıraktı. Düşüncelerim yüzüme istemediğim izler çizdi. Zaman, bana ait olmayan çirkinlikleri yüzüme yamadı sanki.
Her gün gafil avlanıyorum. Her saatin, her dakikanın acemisiyim. Var mı yok mu belli olmayan zayıf bir gölge gibi yaşıyorum. Kötü yazılmış bir oyunun güçsüz karakteri gibi; ilk açığa çıkan, ilk deşifre edilen, ilk elenen hep ben oluyorum.
Ve ölüm… Belki sadece konuşmanın bittiği yerde verilen kısa bir soluktur. Ateşin içine sinmiş duman gibi; rüzgâr nereye savurursa oraya giden, heyecanını kaybetmiş, vurulmuş ve ifadesiz kalan bir şey.
K.Ü