Hemşire bir telaş bebeği kaçırırken, Esme başının tepesin-deki sarmal saçları, denizyıldızına benzeyen sıkılmış yumru-ğunu görüp ühü ühü diye ağlayan sesini duyuyor oğlunun. İn-sanlar, adamlar, koca koca adamlar, ellerinde kayışlar, iğneler ve ceketlerle ona doğru koşuyor. Esme'yi ipsiz bir kukla gibi yüzüstü yere seriyorlar; elinde kalan tek şeyin battaniye, o yeşil battaniye olduğunu görüyor, ellerinde açılmış, bomboş kalmış, Esme karşı koyuyor, çığlıklar atıyor, başını kaldırıp bebeği alan hemşirenin ayaklarını görüyor, yürüyerek giden hemşire-nin ayakkabılarıyla bacaklarını görüyor ama bebeğini göremi-yor. Başını biraz daha kaldırıp onu görmek, son bir kez görmek istiyor ama biri yüzünü karolara bastırınca, o bağırış çağırışın ve alarm seslerinin arasında, koridorda uzaklaşan ve sonunda kesilen ayak seslerini dinlemekle yetinmek zorunda kalıyor.