Ateşbaz Veli, Mevlana Hazretleri'nin hocalarından biridir. Ateşbaz Veli aynı zamanda dergahın aşçısıdır.
Mevlana Hazretleri bir gün Ateşbaz Veli'ye misafirlerin ge-leceğini söyler. Hem de çok kalabalık bir ziyaret olacaktır bu.
Ateşbaz Veli yemek yapmak için mutfakta fazla malzeme olmadığını söylemiş. Mevlana Hazretleri, her zamanki gibi "Her şeyin bir yolu bulunur" demiş.
Bunun üzerine Ateşbaz Veli, kazanların altını yakmış. Mut-fakta ne var ne yoksa kazana atıp yemek yapmaya başlamış ama ne fayda?
Misafirler öyle kalabalıktır ki kazandaki yemekle herkesi ağırlamak mümkün olmayacaktır.
Ateşbaz Veli'yi bir telaş almış. Şu kadarcık yemekle onca insanı nasıl doyuracaktır?
Bir ara kazanlara bakmış ve ağzına kadar yemekle dolduk-larını görmüş. Elbette hikmetini sorgulamamış. Fakat bu kez odunlar yetmemiş. Bunca yemeği pişirebilmek için çok oduna ihtiyacı varmış.
Mevlana Hazretleri'nin yanına bir kez daha gitmiş ve duru-mu anlatmış. "Yeterince odunumuz yok" demiş. "Bu yemekleri nasıl pişireceğiz?"
"Ayakların yok mu?" demiş Mevlana Hazretleri.
Ateşbaz Veli mutfağa dönmüş ve hiç düşünmeden ayakları-nı kazanların altına koymuş.
Ayaklarının ucundan alevler yükselmiş. Kazanlar fokur fo-kur kaynamaya başlamış. Fakat bir ara Ateşbaz Veli ayakları-nın yandığını düşünerek kendini geri çekmiş. Kalbinde doğan şüphe yüzünden sol ayağının başparmağında siyah renkli kü-çük bir leke oluşmuş.
Ateşbaz Veli çok utanmış. Bu leke şüphenin lekesiymiş. İnancından şüphe ederek ayaklarının yandığını düşünmüştü.
Ateşbaz Veli odaya girince sol ayağını içeri çevirip sağ aya-ğıyla lekeli yerini örtmeye çalışarak ayaklarını içeri döndür-müş. İki elini önünde bağlayıp başını eğmiş.