“Ve işte o an aklımda bir şimşek Çaktı. Bizde bir şeyin içine batmak istiyorsak, içimizin o şeyle dolması lazım, diye düşündüm. Tanrı’nın merhametinin içine batmak istiyorsak, önce içimizin merhametle dolması lazım. Tanrı’nın sevgisinde kaybolmak istiyorsak, önce içimizin sevgiyle dolması lazım. Tanrı ‘da kaybolup gitmek, onu bulmak istiyorsak da, İçimizin O’nunla,O’nun vasıflarıyla dolması lazım. İyilik, güzellik, cömertlik, adalet,sabır, ümit, affedicilik, doğruluk ile…
Nefes almak gibi, kendini denize atmak gibi, toprak üstünde çıplak ayakla yürümek gibi. Hissetmek. Hayatı, zihnin soğukluğuyla değil ,kalbin sıcaklığıyla yaşamak. Hissederek yaşamak. Hissettikten sonra hissettiğini tanımlamaya, anlamaya çalışmadan. Sadece hissederek.
“ Efes! İkililikler şehri. Aynı anda hem Artemis’e hem de Meryem Ana’ya ev sahipliği yapan şehir. İçinde hem egoyu hem de ruhu barındıran, kirpiğin ve tevazunun, benliğin ve sevginin içiçe geçtiği şehir. Efes .Zı
tların birbirine dolandığı, insan gibi bir şehir.”