Akhilleus'un bilindik ama modern anlatılan hikayesi.
Mitoloji sevenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap. Troyalılar, Yunanlar, Helene, Hektor, Paris, krallar, prensler ve bir anda değişen güç dengeleri...
Thetis'ten doğma Pelios'tan olma Akhilleus, nam-ı diğer "tezayak"ın önünde iki seçenek vardır. Kısa yaşam-uzun şöhret ya da sönük sonsuz yaşam. İyi bir savaşçının seçeceği yolu seçen Akhilleus, büyük aşkı Patroklas ile Troya duvarlarında ünü arıyor fakat bilindik son olduğu üzere ölüm buluyor.
Paris yayı gerince, hedef olarak "tendonu" alır diye düşündüm ama orijinal hikayede Akhilleus topuğundan ölmüyormuş, sadece çok yetenekli olan savaşçıya getirilen yorumlar bu minvalde şekillenmiş. Yazar ise orijinal metne bağlı kalarak Akhilleus'u normal bir ölümlü gibi anlatmış.
Kitabın anlatımı da duru ama doğadan insana, benzetmelere de çok yer verilmiş.
Akhilleus gerçekten kastettiği şeyleri söylüyor, karşısındaki öyle yapmazsa da şaşırıyordu. Bazıları bunu budalalıkla karıştırabilir. Oysa her zaman yürekten gelen şeyleri söylemek de bir tür deha değil midir?
Zeus, Danae'ye altın bir sağanak kılığında kur yapmış, Danae de kahramanlarımız arasında Herakles'ten sonra ikinci sırada yer alan Gorgo avcısı Perseus'u doğurmuştu.