Kuleli Askeri Lisesi, Kara Harp Okulu (Makine Mühendisliği), Selçuk Üniversitesi Yüksek Lisans (İşletme-Yönetim ve Organizasyon), Anadolu Üniversitesi Adalet Yüksek Okulu.
Soğuk havalarda yıkanamıyorum. Ufak, kapalı bir yerimiz yok. Yavaş, yavaş bitlenmeye başladdık. Bu, gün geçtikçe arttı. Bir köşede binbaşı, bir köşede doktor ve bir köşede de ben, bit kırmaya başladık. Tabii eksiliyor, bitti sanıyoruz. Her gün bakıyoruz, bir o kadar üremiş. Çare bulamadık. Nihayet doktor, apteshane olarak kullandığımız ahırın bir köşesine ateş yaktırdı, su ısıttırdı, hem çamaşırlarını yıkattırdı, hem de kendi yıkandı. Onu görünce ben, sonra binbaşı temizlendik.
Fakat askerin biti önlenemiyordu. Tifüsten korku içinde idik.
Karnı doymayan asker yavaş yavaş leş yiyen kargaları avlamaya başladı. Kargalar, köpeklerle beraber et yerken, bu sefer kendileri avlanmaya başlayınca, zeki hayvanlar, ortadan kaybolup gittiler.
Çok geçmeden, kediler ve köpekler de eksilmeye başladı. Onlar da asker tarafından kesilerek yeniyormuş. Onlar da tükendi.
Asker mevcudu da zayıflıktan, hastalıktan ötürü gittikçe eriyordu. Geriden yiyecek sevki, bir türlü ayarlanamıyordu. Kim idare ediyordu bu iaşe işlerini? Şikayetlerimiz de dikkate alınmıyordu.
Nedense karargâhlarda bir aristokrasi zihniyeti var. Kıtalarını hiç yakınlarında istemiyorlar. Acaba harp zarureti sebebiyle mi bu, yoksa kıtaların, karargâhlara yakın bulunmasından bir nevi antipati mi duyuyorlar?
Kıta asker ve zabitlerinde de, karargâhlara karşı bir nevi soğukluk var. Bu, acaba karargâhtakiler kadar rahat olamamanın verdiği üzüntünün meydana getirdiği bir çekememezlik mi?
Şu seziliyor ki karargâh mensupları da kıta zabitlerine biraz yüksekten bakıyorlar gibi geliyor bana. Kıta zabitleri de buna karşı bir hınç besliyorlar.
Yalnız, bizim alay kumandanı, kel lakabıyla meşhur Ali bey, yukarıda yazdığım gibi, bir gece Uzun Meşan'da fırkanın kendisini telefonla aramasına karşı 'Yattı, uyuyor, ne söyleyeceklerse sabah söylesinler' diye fırkanın aramasına cevap vermemiş, adeta fırkayı terslemişti.
Toprak pek nemli. Duvarların çamuru kurumamış, donmuş. Pencere çerçevesiz. Kapı, kapısız. Bu kadar yol meşakkatinden sonra istirahat edeceğimiz yer bu 'Saray'.