"Güzel yemek yapıyordu. Kötü yapsaydı da hepsini bayıla bayıla yerdim ama eli lezzetliydi, ıslak keki çok güzel yapardı. Benim için hep ıslak kek yapardı. Ne zaman buluşsak yanında bir kap olurdu, çantasından çıkarıp bana uzatırken çok utangaç görünürdü. Küçücük bir şeydi işte, göğsümden biraz yukarı geliyordu kafası ama başını kaldırıp bana bakınca sanki ondan yüksekte değil de onun ayaklarının altındaymışım gibi hissederdim."
"Bir yerlerde hâlâ iyi ki var olan birinin artık hayatımda hiç kalmayışıyla yüzleşiyorum," dedi hiç düşünmeden. "Kendi kendime kızıyorum biraz da. Neden böyle hissediyorum diye sorup duruyorum ama cevap bulabildiğimi söyleyemem. Sadece bazen o kadar yakınımdaymış gibi geliyor ki bir yerlerde iyi ki var oluşuna odaklanamıyorum, sanki yanımdaymış gibi geliyor, hâlâ hayatımın içinde dolaşıyormuş gibi." Kaşlarını çattı. "O yüzden daha çok yüzleşiyorum yokluğuyla. Yokken bile varmış gibi hissettirmiş olması aslında uzun zamandır yanımda olmadığını fark ettiriyor."
"Kötü bir gün geçiriyordum, Zeliha Özdağ. Tam anlamıyla berbat bir gündü. Umudum yoktu, pişmanlığım çoktu, önümü göremeyecek kadar karanlıkta hissediyordum ve sonra seni gördüm, umut saklandığı yerden çıktı, pişmanlıklarımın sesi bir nebze olsun kesildi ve birdenbire ışıklar açıldı." Alnını alnıma sürttü. "Sen parıldıyorsun ve ben kör olmak namına, ışıltından gözlerimi tek bir an olsun çekmiyorum. Çekmeyeceğim."