Onu izledim. Güneş başımızda dikiliyorken bile soğurdu bazı şeyler, hayret ettim; çünkü buzların içinde, güneşin uğramadığı bir zemheriye bile tutulsam, ona soğumazdı içim. Sanki o, hep yüreğimde yanacak bir ateşti.
"Ciğerimde kalanın son bir nefes olduğunu bilsem, ben yine o son nefesi senin avuçlarına veririm üşümesin diye," dedi, ardından başını eğip avucumun içine ılık nefesini üfledi. Gözlerimin içine bakarken dudaklarını avucumun içine bastırdı. "Senin ellerini ısıtacaksa son nefesimin ciğerlerimde işi ne?"
"Gülme öyle, içim gidiyor," dedi.
"Görmedin bile."
"Seni hissetmek bana yetmez mi sanıyorsun? Ben seni görmeden de hissederim, görmeden de içim gider benim sana."
"...Senin de yüzünde kara var, benim de yüzümde kara var ama hâlâ o karaların ardından birbirimize bakmaya çalışıyoruz ya, bize, sana da bana da yazıklar olsun."