“Kendini kurtarmalısın” dedi Tairn. “Seni sıradaki herhangi bir binici olarak değil, son binicim olarak seçtim ve eğer düşersen ben de peşinden gelirim.”
Beni bu kadar yoran başka bir kitap olmamıştır sanırım. Şimdi oturdum 3. kitaba kadar bunca olayı nasıl aklımda tutacağım diye kara kara düşünüyorum.
Kitabın temposu neredeyse hiç düşmedi, olay olacak hiçbir şey yokken bile bir olay mutlaka meydana geliyordu. İlk kısımda kendimi yazara yalvarırken buldum; lütfen artık güzel bir olay olsun! Ama en nihayetinde yaşanan tüm olaylar da mantıklı bir olay örgüsüne dönüşüyordu. Stres sayfalardan hiç eksilmedi, nabızlar hiç düşmedi.
Ama tüm bunlara rağmen yine de yüzümüzü güldürecek -hatta baya kahkaha attıracak- içimizi ısıtacak ve bizi oldukça duygusallaştıracak pek çok anı da beraberinde getirdi. Karakter gelişimlerini ve yıkılmaya yüz tutmuş ilişkilerin tekrar sağlamlaşmasını okumak gerçekten nefisti.
Söyleyecek çok şey var ama 945 sayfayı hakkıyla buraya aktarabileceğim tek bir cümle gelmiyor aklıma. Kitabın sonuyla ilgili o kadar çok yorum gördüm ki kafamda türlü türlü senaryolar belirmişti. Hiç beklemediğim bu sonla karşılaşmak beni şoke etmedi ama fazlasıyla sinirlendirdi. Bence daha iyi bir son olabilirdi. En azından ilk kitapta içimde kalan o yarım kalmışlıklar bu kitapta çok çok az.
Tüm karakterler içinde Tairn ve Andarna ile tanıştığım için çok mutluyum. Yazarın en iyi işi onlardı :)