Tekno-geleceğin gebe olduğu imkânlar, pek çok meslektaşım gibi beni de heyecanlandırıyor. Fakat dijital hayatlarımızın kontrolünü yeniden ele almak için gerekli çabayı göstermezsek (yani hangi araçları hangi sebeplerle ve hangi şartlarda kullanacağımıza kendimizden emin bir şekilde karar vermezsek) bu geleceğin
potansiyellerini hayata geçiremeyeceğimizden de eminim. Tutuculuk filan değil bu, bildiğimiz sağduyu.
Bu felsefeyi başarıyla sürdürmenin anahtarı, bunun aslinda teknolojiyle değil, hayatınızın kalitesiyle ilgili bir mesele olduğunu idrak etmek. Dijital minimalizm, albenili cihazlar yığınında kaybolduğumuz bu çağda yaşamaya değer bir hayat kurmakla alakalı bir felsefe.
Uygulamaları telefonlarından silenlerin hatırı
sayılır bir kısmı, sosyal medya kullanmayı tümden bırakmıştı, çünkü sırf sosyal medyaya girmek için bilgisayar başına geçmek gibi ufak bir zahmete bile katlanmak istemiyorlardı. Bu da şu anlama geliyordu: Kendilerinin de şaşkınlıkla gördüğü gibi, hayatlarının ayrılmaz bir parçası sandıkları servisler, aslnda kolay ulaşilabilen birer oyalanma aracıydı o kadar.
Amaca yönelik ve ihtiyatlı kullanıldığında yeni teknolojilerin, teknoloji karşıtlığına veya önüne gelen her teknolojiyi kullanma yaklaşımına nazaran çok daha iyi sonuçlara yol açacağı fikri, dijital minimalizmin temellerinden biri.