Bir insanın kendi evini inşa etmesi, bir kuşun kendi yuvasını yapması gibi münasiptir. Belki de insanlar barınaklarını kendi elleriyle inşa edip kendileri ve aileleri için gerekli olan gıdayı basitçe ve dürüstçe temin etseler, kuşların bir işle uğraşırken şakıdıkları gibi evrensel bir meleke geliştireceklerdi. Ama heyhat! Biz tıpkı yumurtalarını diğer kuşların yaptığı yuvalara bırakan ve ahenksiz, gıcır gıcır ötüşleriyle hiçbir gezgini neşelendirmeyen sığırcıklar ve guguk kuşları gibiyiz. İnşa etmenin zevkini ebediyen marangozlara mı bırakmalı yoksa?
O günlerde, ellerim fazlasıyla meşgulken pek okuyamadım, ama en azından yere serdiğim, tutamaç ya da sofra örtüsü niyetine kullandığım gazete kâğıtları beni eğlendirmeye yetti, hatta benim için İlyada vazifesi gördüler.
Benim gözümde hiç kimse kıyafeti yamalı olduğu için küçülmez, ama pek çoklarının temiz bir vicdana sahip olmaktansa modaya uygun ya da en azından temiz ve yamasız giysilere sahip olmak için can attığına eminim. Yırtık onarılmamış bile olsa, bunun ele verebileceği en kötü kabahat tedbirsizliktir.
Hayatın lüks ve konforlarının çoğu zaruri olmadığı gibi insanlığın yükselmesinin önünde de engeldir. Lüksler ve konforlar göz önünde bulundurulduğunda bilge insanlar yoksullardan daha basit ve daha mütevazı yaşamıştır. nur Çinli, Hindu, Acem ve Yunan antik filozofları, dış zenginlikler bakımından kimsenin kendilerinden daha yoksul olmadığı ancak iç zenginlikler bakımından da kimsenin kendilerinden daha zengin olamayacağı bir sınıfı oluştururlar. Onların hakkında pek bir şey bilmiyoruz. Haklarında çok şey biliyormuş gibi davranmamız epey tuhaf.