“Sevgi, karşılıksızdı. Onu almak için karşılığında herhangi bir şey vermezdiniz ya da birine sevgi duyuyorsunuz diye karşılığında bir şey bekleyemezdiniz. Bu alınıp verilebilecek bir şey olmasa da içimizde vicdanımızın sahip olabileceğini düşündüğümüz sevgiden çok daha fazlasını barındırıyorduk. Zaten asla sandığımız kadarına sahip olamazdık. Ya biraz fazlasına ya da biraz eksiğine sahiptik. Nefret de böyle bir şeydi işte. Onun kötü bir duygu olduğunu düşünüyorduk ancak nefret başarısızlığa uğramış sevgiydi. Öyle ki yeri geldiğinde bir düşmanı sevebilir, bir sevdiğimizden ise nefret edebilirdik.”