Demokrasinin, insan haklarının, sosyal adaletin, insan sevgisinin vatanı olduğunu iddia eden ülkeler, çıkarları çatışınca yoksul toplumları karınca ezer gibi ezmekte, köklerini kazıma amacı ile uygar bir topluma değil, bir hayvan sürüsüne bile yakıştırılamayacak eylemlere girişmektedirler. Manevi değerlerin etkinliğini tüm olarak yitirdiği ve maddi çıkarlar için bir araç gibi kullanıldığı bir çağda, insanlar arasındaki ilişkiler çıkar hesaplarına oturtulmuş, böyle olunca karın doyurma içgüdüsü bilinen bütün etken lerden daha etkin bir sorun haline gelmiştir.Ortaçağ'da, özellikle doğu ve uzak doğu ülkelerinde dinin, insan nefsini kontrol altına almaya yönelmiş çabaları, XX'nci yüzyılın ikinci yarısında gülünç adetler olarak nitelenmekte ve özellikle batılıları güldürmektedir.