Bir insan kendisinden ne denli uzaklaşabilir veyahut içerisinde yarattığı mapushaneden ne vakte kadar kendisini tutsak edebilir?
Bu sorular üzerinden ilerleteceğim bu kitap yorumumu.
Bildiğim tek bir şey vardır. O da her şeyden ve herkesten kaçabilmemiz lakin kendimizden asla kaçamayışımız.
İnsan hayatın gerçeklerini tam olarak nasıl tanır ?
Hadi gelin bu konu üzerinde de konuşalım.
Benim görüşümce insanlar kendisine yakın olana uzaklaşarak ve kendisine uzak olana yakınlaşarak tanır hayatı.
Bu konu üzerinden Charles Bukowskinin bir sözüne değinmek isterim der ki; "Bazen kendine gelmen için, başkalarından gitmen gerekir. Uzaklaşmak, özgürlüktür."
Kişinin hayatı boyunca bu "adını koyamadığı şey", aslında bir tür varoluşsal boşluk ya da bireyin anlam arayışıdır.
Bu arayışın anlamını hayatımızda hiç zannedemediğimiz insanlardan da bulabiliriz. kitapta da diyordu ki;
... Akılla bakılınca biz iyiye kötü, çirkine güzel diyoruz. Maskeli gerçeği yalın gerçeğe, sınırlı dünyayı sonsuz bir evrene tercih ediyoruz. ...
Tam olarak da bahsedilen nüsha budur.
Duyduğumuz her şey bir fikirdir esasen gördüğümüz her şey de bir bakış açısıdır. İnsan hayatı nasıl görürse öyle yaşar.
Kaybettiğimiz her kavga da
Yenildiğimiz her duygu da
Yanıldığımız her insan da
Öğrendiğimiz bir şey vardır elbet