Görkem

Puan vermedi·200 syf.··
2025 5. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 01 Nisan 2025 20:14
Kentin inandığı tanrılara inanmadığını, yeni tanrılar icat ettiği ve gençleri yoldan çıkardığı için suçlanarak ölümle cezalandırılan Sokratesin kendisini savunmasını gelin hep birlikte Usta Gorki'nin felsefik yorumu ile inceleyelim. Hiçbir şeyi bilmemek, çok şey bilmek midir? Evet asıl cehalet de bu değil mi işte? İnsanın bilmediği hâlde bildiğini sanması. Bu, toplumun her tabakasında görülebilen, kibirle beslenen bir yanılgıdır. Sokrates, siyasetçileri, sanatçıları, zanaatkârları tek tek inceledi ve onların belli alanlarda bilgili olmalarına rağmen, her konuda bilgelik tasladıklarını gördü. Oysa gerçek bilgelik, hiçbir şey bilmediğini kabul etmekten geçer! Sokrates, "Ruh ve Bedenin Çatışmasını" şu sözlerle açıklar: "Ruh, beden içerisinde bir hapishanededir. Burada ruh, kendisini ancak bilgi ve erdem ile kurtarabilir. O halde bilge kişi, idealar dünyasına özlem duyan bir ruh taşıdığının şuurunda olarak, kendisini ölüme hazırlamış olmalıdır." Sokrates’e göre, bu dünyadaki varlık sebebimiz, öteki dünyaya hazırlık yapmaktır. Sokrates'in İdealar dünyası düşüncesi, semavî dinlerdeki ahiret inancıyla büyük benzerlikler taşır. Hristiyanlık ve İslam felsefesini de derinden etkileyen bu görüş, mutlak gerçeği temsil eden "idea" kavramına dayanır. Sokrates’e göre karşıtlıklar, birbirini tanımlamak için vardır. "İyi"nin anlamı "kötü" olmadan tanımlanamaz. Bedenin ölümlü, ruhun ise ölümsüz olması da bu zıtlığın bir yansımasıdır. Bu bağlamda, ölüm korkulacak bir son değil, ruhun özgürlüğüne kavuşmasıdır. Sokrates’e göre öğrenmek diye bir şey yoktur! Ruh, ezelden beri var olduğu için zaten tüm bilgiyi içinde taşır. İnsan, yeni bir şey öğrenmez; sadece zihninin derinliklerinde saklı olanları hatırlar. Bilgi öğrenilmez, anımsanır! Birçok noktada Sokrates'e katılmıyorum.
1000Kitap
Sokrates'in SavunmasıPlaton (Eflatun) · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202564,7bin okunma
Reklam
Puan vermedi·152 syf.··
2025 4. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 28 Mart 2025 10:36
"Asılacak Kadın": Bir Roman Değil, Bir Tokat! Gerçek bir olaydan esinlenerek yazılmış, bir dönemin yasaklı kitabı. Neden mi? Çünkü bu kitap görmek istemediğiniz, duymak istemediğiniz çirkinlikleri ifşa ediyor. Öyleyse gelin bir soruyla başlayalım: Bir İnsan Nasıl Düşünür? Bence insanlar yaşadıkları gibi düşünür. Çevresi neyle şekilleniyorsa, duydukları ne söylüyorsa zihninde de onları büyütür. En korkunç şeye bile alışabilir, en kabul edilemez olanı bile normalleştirebilir. Tıpkı Melek gibi. Kitabın konusuna hafiften değineyim hafiften hem böylelikle yorum akışını konu üzerinden sağlamış oluruz. 🪽 Evet. Melek, sapkın bir gavatın elinde esir. İradesi alınmış, kimliği çalınmış, varlığı yok edilmiş. Artık bir kadın değil, sadece bir nesne. Nefes alıyor ama yaşamıyor. Peki, bu sadece Melek’in hikâyesi mi? Hayır. Bu, sessiz kalan herkesin hikâyesi. Görüp de susanların, bilip de göz yumanların, alışanların, kabullenenlerin hikayesi. Yazar, Melek'in yaşadıkları üzerinden toplumun nasıl sorgulamayan, düşünmeyen, itaat etmeye alışmış bir kitleye dönüştüğünü anlatıyor. Peki, İnsanlar Neden Boyun Eğecek Kadar Küçülür? Çünkü düşünmezler. Çünkü okumazlar. Çünkü onlara itaat etmeleri öğretilmiştir. Bugün bile farklı bir noktada değiliz. Bizi sadece karnını doyurmayı düşünen koyun sürüsüne çevirmek isteyenler var. Eğitim sistemi, birey yetiştirmek yerine tek tip insan üretmek için tasarlanmış. Çünkü düşünen insanı kontrol edemezsiniz. Okuyan insan sorgular. Sorgulayan insan kendi kararlarını verir. Kendi kararlarını veren insan boyun eğmez. İşte bu yüzden okuyan insan tehlikelidir. İşte bu yüzden bazı kitaplar yasaklanır. Kitap, Üç karakterin (Hakim, Melek ve Yalçın) gözünden anlatılmıştır. Romanın ilk iki bölümü, bilinç akışı tekniğiyle yazılmış. Bu teknik, okuru
Asılacak KadınPınar Kür · Can Yayınları · 202611,6bin okunma
Puan vermedi·724 syf.··
2025 3. kitabı
Evet, bu kitap ne ciddi kavgaların, ne büyük ve yaygın sıkıntıların, ne de ezilen insanların romanıdır; bu kitap, mustarip bir ruhun iç çekişlerinin romanıdır. Ben de çağımızın Tutunamayanlarındanım, çünkü yaşamak istediğim ama hiç yaşayamadığım bir hayat var kalbimde... Oğuz Atay'ın zamanında yaşasaydım, kesin beni de o listeye alırdı. Bundan eminim. Evet, tutunamadık. Acaba neye tutunamadık? Tutunamayangillerden olmamızın asıl sebebi, bence "kötü yaşarım" duygusuyla hayatı hiç yaşayamamaktır. Hayatımızda bir anlam olmasını isteriz. Görebilmek, her şeyi görebilmek isteriz. Az çok hayatımızın başını ve sonunu biliriz; asıl merak ettiğimiz, hayatımızın ortasıdır. Çünkü nasıl bir hayat süreceğimiz çok belirsiz... Bir ışık görmek istiyorum, Olriclerim. Efendimiz, hayat çözülmesi gereken bir sorun değil ki; yaşanması gereken bir gerçektir. Ah be Olric, etrafımda yaşananlar kocaman bir maskeli baloya benziyor. Yaşam, kocaman bir sahne olmuş ve herkesin yüzünde anlaşılmaz maskeler var. Haklısınız, Efendimiz, "itleşme oranı" günümüzde bayağı artmış. Öyle işte... Oğuz Atay, Tutunamayanlar romanında der ki: "Anlam kadar insanın hayatını zehir eden bir kavram yoktur." Anlam, insanın gölgesine benzer. Kovalarsan kaçar, kaçarsan seni kovalar. Anlam, biz kendimiziz. Eğer durduğumuz yerde hiç hareket etmezsek, gölgemiz de aynı yerde durur, öylece. Söylenecek çok şey var aslında. Ama velakin, birini söylesem diğeri yarım kalacak. Sonra belki onları söylemediğim için de küserler bana... Kısacası, kitaptaki alıntıya yer verirsek: "Korkuyoruz. Düşünmekten ve sevmekten korkuyoruz. İnsan olmaktan korkuyoruz. İnsan yerine bir yığın kuklalar yaratıyoruz. İnsana benzetirsek onlara acımaktan korkuyoruz. İşin içine bir kere acıma girerse, ondan bir daha kurtulamamaktan
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202474,9bin okunma
Puan vermedi·140 syf.··
2025 2. kitabı
Bir insan kendisinden ne denli uzaklaşabilir veyahut içerisinde yarattığı mapushaneden ne vakte kadar kendisini tutsak edebilir? Bu sorular üzerinden ilerleteceğim bu kitap yorumumu. Bildiğim tek bir şey vardır. O da her şeyden ve herkesten kaçabilmemiz lakin kendimizden asla kaçamayışımız. İnsan hayatın gerçeklerini tam olarak nasıl tanır ? Hadi gelin bu konu üzerinde de konuşalım. Benim görüşümce insanlar kendisine yakın olana uzaklaşarak ve kendisine uzak olana yakınlaşarak tanır hayatı. Bu konu üzerinden Charles Bukowskinin bir sözüne değinmek isterim der ki; "Bazen kendine gelmen için, başkalarından gitmen gerekir. Uzaklaşmak, özgürlüktür." Kişinin hayatı boyunca bu "adını koyamadığı şey", aslında bir tür varoluşsal boşluk ya da bireyin anlam arayışıdır. Bu arayışın anlamını hayatımızda hiç zannedemediğimiz insanlardan da bulabiliriz. kitapta da diyordu ki; ... Akılla bakılınca biz iyiye kötü, çirkine güzel diyoruz. Maskeli gerçeği yalın gerçeğe, sınırlı dünyayı sonsuz bir evrene tercih ediyoruz. ... Tam olarak da bahsedilen nüsha budur. Duyduğumuz her şey bir fikirdir esasen gördüğümüz her şey de bir bakış açısıdır. İnsan hayatı nasıl görürse öyle yaşar. Kaybettiğimiz her kavga da Yenildiğimiz her duygu da Yanıldığımız her insan da Öğrendiğimiz bir şey vardır elbet
Denizin ÇağırışıKemal Bilbaşar · Can Yayınları · 2003535 okunma
Puan vermedi
Hayatın özünü oldukça gerçekçi biçimde aktaran ruh çözümlemelerini yerli yerinde aktarıp edebiyatın yanında felsefeyi de barındıran Reşat Nuri Güntekin'in "Acımak" adlı kitabını inceleyelim. Kitaba Platon'un bir sözüyle başlayalım. Platon demiştir ki; ...."Hiç kimseyi, başkalarının anlattığı hikayelere göre yargılama. Herkes hikayeyi kendi tarafından anlatır. Bakarsın yarın senin için de bir hikaye anlatılır."... İşte kitap tam olarak bizlere bu anlamı yansıtır. Yaşamımızda birçoğumuzun görmüş olduğu iyi veyahut kötü olay ve olguları vardır elbet. Her kişinin farklı anlatımlarından dolayı zaman zaman kişilere, durumlara karşı peşin hüküm verdiğimizde olur. Oysaki bunlar; Nedenini bilmeden yalnızca sonucunu gördüğümüz şeyler veya bize anlatılan taraflı hikayelerdir. Lakin bunlar ne kadar doğru? Aslında hiçbir şey göründüğü gibi değildir hayatta. Eğer görünenin arkasındaki hakiki tecelliye ulaşamazsak verdiğimiz hüküm bizi adil kılmaz. Kitap iki bakış açısıyla yazılmış. 1. bakış açısı kötü şartlarda büyüdüğü için acıma duygusundan yoksun kalarak katı duruşa sahip olan Zehra Öğretmen; alkolik, kötü, sorumsuz, ailesinin ölümüne sebep olarak tanıyan babasını yalnızca gördükleriyle ve duyduklarıyla hüküm verdiği, işin iç yüzünü bilmeden babasına nefretle baktığı açıdır. 2. bakış açısıysa görünenin arkasında saklı kalan hakiki kısımdır. Bu kısımsa Zehra, babasının ölümünden sonra babasından bir sandık kaldığını öğrenir. Sandıkta babasının günlüğünü bulur ve o günlüğü okumaya başlar. Bu günlükte ise babası Mürşit Efendi, yaşamış olduğu gerçeklerin nedenini ve sonuçlarını kendi kaleminde yazar. Bu durumda ise Zehra, asıl hakikatin daha önce bildiği şeylerin tam tersi olduğunu bu yaşanan olaylarda bütün suçlunun annesi ve anneannesi olduğunu öğrenir. Kitap kısa
1000Kitap
AcımakReşat Nuri Güntekin · İnkılap Kitabevi · 200251,5bin okunma
Reklam