İsmail Uz

İsmail Uz
@Uzoglu
Şâir ve târihçi
İşçi
Lise
Konya
Ilgın, 4 Şubat 1988
Mayıs 2024 tarihinde katıldı
Aşure Günü
HAZRET-İ HÜSEYİN (رَضِيَ اللهُ عَنْهُ‎)'İN ŞEHÂDETİ Yezitlere boyun eğmedi hiçbir zaman Hüseyin'ler. Hakk'ın huzurunda secdeye varıp, şehîd edildiler. Tarih: Hicrî 61 - Muharrem ayının 10. Cumâ günü. Yer: Kerbelâ – Irak O gün Kerbelâ sahrâsı Müslümanlar'dan oluşan iki ordunun savaşına şâhitlik etmiştir. Bir tarafta îmân, ilim, cesâret, fazîlet, mârifet sâhibi Peygamber torunu İmam Hüseyin (رَضِيَ اللهُ عَنْهُ‎), diğer tarafta ise hîle, entrika ve yalanı kendilerine huy edinmiş Yezid’in zâlim ordusu. Hazret-i Hasan (رَضِيَ اللهُ عَنْهُ‎), Müslümanlar içerisinde tefrika oluşmasın, kan dökülmesin diye hilâfet hakkından ferâgât etmişti. Bu ferâgâtın ardından Halîfe Muâviye, daha hayattayken, oğlu Yezid’i kendinden sonra halîfe yapmak için biat toplamıştır. Muâviye’nin kendinden sonra oğlunu halîfe yapmak istemesi Hazret-i Hasan (رَضِيَ اللهُ عَنْهُ‎) ile yapmış olduğu anlaşmaya ters bir tutum olmuştur. Muâviye’nin ölümünden sonra Şam’da halîfeliğini îlân eden Yezid, sür’atle Mısır, Kûfe, Basra, Mekke ve Medîne’deki vâlilere mektuplar göndererek kendisine biat etmelerini istemiştir. Yezid’in asıl hedefi, Hazret-i Hüseyin (رَضِيَ اللهُ عَنْهُ‎)’in biatını almak ve karşısında duran en büyük engeli ortadan kaldırmaktı. Yezid’in biat haberini işiten Hazret-i Hüseyin (رَضِيَ اللهُ عَنْهُ‎) tedbir amacıyla Medîne’den Mekke’ye gitti. Hazret-i Hüseyin (رَضِيَ اللهُ عَنْهُ‎) Mekke’deyken Kûfe’deki Müslümanlar kendisine biat edeceklerini bildiren bir haber yolladılar. Bu haberi alan İmam Hüseyin (رَضِيَ اللهُ عَنْهُ‎) ailesi ve akrabalarından oluşan bir kâfile ile Kûfe’ye doğru yola koyuldu. Bu sırada Kûfe’ye önceden gönderilen Müslim bin Âkil burada İmam Hüseyin (رَضِيَ اللهُ عَنْهُ‎) adına 18 bin kişinin beyatını almıştır. Bu haberi alan Yezid, Hazret-i Hüseyin (رَضِيَ اللهُ
Din
Reklam
Kurban Bayramı'mız mübârek olsun... KURBAN BAYRAMI'NIN TÂRİHİ Hazreti İbrâhim (عليه السلام), Allâh’ü Teâlâ (جَلَّ جَلَالُه)'dan kendisine sâlih bir evlat vermesini istedi. Cebrâil (عليه السلام) geldi ve bir oğlan çocuğu olacağını müjdeledi. Hazreti İbrâhim (عليه السلام)'de aşırı sevincinden, onu, Allah (جَلَّ جَلَالُه) rızâsı için kurbân edeceğini nezretti. Sonra İsmâil (عليه السلام) dünyâya geldi. Yedi veyâ on üç yaşına geldiğinde Halil-İbrâhim (عليه السلام) Celîl olan Rabbinin emriyle Hazreti İsmâil (عليه السلام)'in de yardımı ile Kâbe’yi binâ etti. Kâbe’nin inşaası bitince Beyt-i Şerîfi haccetti. Hac vazîfelerini bitirdikten sonra Zilhiccenin sekizinci gecesi rüyâsında: “Rabbin sana şu çocuğu kurbân etmeni emrediyor” denildiğini gördü. Sabahleyin tefekkür etti. “Allah (جَلَّ جَلَالُه)’dan mı, yoksa şeytandan mı?" diye iyiden iyiye düşündü. Bu güne “Tevriye günü” denildi. Sabahleyin koyunlarının en iyilerinden yüz tâne seçti ve onları kurbân etti. Bir ateş geldi, onları yok etti. Hazreti İbrâhim (عليه السلام) de bunların kâfî olduğunu zannetti. İkinci gece (dokuzuncu gece) aynı rüyâyı tekrar gördü. Bunun Allah (جَلَّ جَلَالُه)'dan olduğunu anladı. Onun için dokuzuncu güne “Arefe” adı verildi. Bu sefer develerinden yüz tânesini seçti ve onları da kurbân etti. Üçüncü gece (kurban bayramı gecesi) tekrar aynı rüyâyı gördü ve; -“İlâhî, benim kurbânım nedir?” dedi. Cenâb-ı Hakk (جَلَّ جَلَالُه): -“Sevgide bana ortak ettiğin oğlundur,” buyurdu. Hazreti İbrâhim (عليه السلام) istiğfâr ederek uyandı. Oğlunu kesmeye karar verdi. Zilhiccenin onuncu günü olan bu gün “Nahr” kurban kesme günü diye isimlendirildi. Hazreti İbrâhim (عليه السلام) oğluna şefkat eder vaziyette Hazreti İsmâil (عليه السلام)’in annesi Hacer vâlidemizin yanına geldi, dedi ki: -“Başını yıka, koku ve
Din
İstanbul'un Fethi
Feth-i Mübîn'in 571'inci yıldönümünde, 7'nci Osmanlı pâdişâhımız Sultan 2. Mehmed (Fâtih Sultan Mehmed) Hân'ı ve şanlı ecdâdımızı sevgi, saygı ve rahmetle yâd ediyoruz. (29 Mayıs 1453) Cenab-ı Allâh (ﷻ) cümlesinin mekânını Cennet eylesin İnşâallâh... ŞİİR - İSTANBUL İstanbul; “Yedi tepe”, yedi veren gül gibi, İstanbul; Rabbimiz'den bizlere ödül gibi, İstanbul seninleyim; bakma bana el gibi; Sinan gelsin yeniden, taş taş örsün İstanbul, Dünyânın gözü nurdan şehir görsün İstanbul. “O ne güzel askerdir, o ne güzel kumandan, Elbet `Konstantiniyye`, fetih olacak!..” bundan, Bu kutlu söz üzere burada, “Eyüp Sultan”; Sen sönmeyen bir ışık, rûha nûr`sun İstanbul, Feth olmayı bekleyen kutlu sûr’sun İstanbul. Başlamış “Feth-i mübin”; yer yerinden sökülmüş, Çalmış mehter marşları, yağlı toplar dökülmüş, Müjdeye kavuşulmuş, zor bilekler bükülmüş; Mutlu güne eriştin, nâmus, âr’sın İstanbul, Asırlarca bekledin; “Fâtih” sarsın İstanbul. “Üçler, Yediler, Kırklar!..” İzin verdi Yaradan, Gemiler dağlar aşıp yollar buldu karadan, Surda gedik açıldı, geçti ecdâd oradan; Tutsak idin ezelden, artık hürsün İstanbul,
DÜŞÜNDÜREN İBRETLİK SÖZLER
ORHAN GÂZÎ'ye sormuşlar: -"En büyük zulüm nedir?" -"Geciken adâlettir." demiş.... ÇİÇERO'ya sormuşlar: -"Roma İmparatorluğu nasıl yıkıldı?" -"İşi ehline vermedik!" diye cevaplamış... KÂRUN'un yanına varıp; -"Zenginliğin sırrı nedir?" demişler... -"Halka avuç açmamaktır!" demiş... 4. MURAD'a sormuşlar: -"Yardıma alışana ne olur?" -"Emir almaya da alışır!" demiş... GORBAÇOV'a; -"En büyük hatân ne idi?" diye sormuşlar... -"Yanlışı hep karşımızdakinde aradık!" demiş... STALİN'e sormuşlar; -"En büyük korkunuz nedir? -"Sokakta yalnız başıma yürümek!" demiş... PLATON'a sormuşlar; -"Devlet nasıl yönetilir?" -"Ya ilim'le, ya zulüm'le" demiş...
Reklam