Tarık UÇAR

Her varlık kendinden üstün bir varlığa inkılâp etmekte, onun hizmetine girmekte. Toprak çimene, çimen hayvana, hayvan insana. Ve nihayet bütün yollar Allah'a doğru. Kâinat nizamının kuruluşu böyle. Hakikat böyle. Hiçbir varlık Allah'tan başka sabit değil; değişiyor: kendi kendinde kalmıyor, yerinde saymıyor!.. inkılâpçıların bunu anlamaması bizzat inkılâp fikrine zıt.
Sayfa 39·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Garp'ta 60-70 yıl evvel modası geçen, çürüyen her şey, moda, fikir, sanat cereyanları 60-70 yıl sonra bizde yeni bir şeymiş gibi benimsenir, yayılır. Volterlerin, Ogüst Kontların, Emile Zola ve benzerlerinin dinsiz, Allahsız, ateist, natüralist felsefeleri, sanatta Tevfik Fikret, felsefe ve içtimaiyatta Abdullah Cevdet, fikir hareketlerinde Hüseyin Cahitlerin tercümeleri, telif, şiir ve makaleleriyle Türk münevverleri arasında yayılmış, her yeniden, her değişiklikten ümit bekleyenler bunların etrafında toplanmışlardı. İşte Garp'ın yeni buluşlarını, yeni hamleleri takip etmeyen, sadece din, iman, maneviyat düşmanı düşünürlerin fikirlerini, ebedî hakikatlermiş gibi kabul eden bu "Kadrocular" "Aklıselimciler"(!) müspet ilimciler, sonradan inkılâpçılar kadrosu hâline gelmişti. İşte felsefe ve tarih hocası, münevverlere has bir fikir imtiyazı gibi tanınan bu "tabiat"çıların yetiştirmelerindendi. "ALLÂH yarattı, ALLÂH yaptı" diyecek yerde, "tabiat yarattı, tabiat yaptı" diyen, "ALLAH" yerine "tabiat" kelimesini koyvermekle her şeyi hallettiklerini, müspet düşündüklerini zanneden bir inkılâp sarhoşluğu, mistisizmi, bir ihtilâl sadizmi ve yıkıcılığı içinde kıvranan bu adamlar eskiden kalma ne varsa, iyi olsun kötü olsun, yanlış olsun doğru olsun, hepsini silip süpürmek, yeni bir dünya yaratmak sevdasında idiler.
Hâlbuki Kıble, Müslümanların bir noktaya yönelmesi, fikirde, imanda, amelde, gayede birliği gösteriyor; ibadette, Müslümanlar arasındaki intizamı ve ahengi temin ediyordu. Karataş bir sembol, mukaddes bir işaretten ibarettir. Fakat o zaman siz öyle şeyleri düşünecek seviyede değildiniz...
Sayfa 35·Kitabı okudu
Alıntı
"Ben", diyordu "Üç oğlumu bunun için mi şehit verdim? Şehit evlatlarımın çocuklarının gözleri önünde, babalarının uğrunda can verdiği, son nefesinde elinden, dilinden düşürmediği, Kur'an-ı Kerim yerlere, ayaklar altına atsınlar ha!.. Kendileri neye inanırlarsa inansınlar, nasıl yaşarlarsa yaşasınlar fakat bizim dinimize, kitabımıza, işimize karışmasınlar"
Alıntı