Herkesi tanıyorum, kimseyi tanımıyorum son günlerde. Bütün yüzler, bir tek yüz oluyor kimi zaman da. Dopdolu bir beyazlık ağlıyor, yas tutuyor sanki. Sıkıntı, sıkıntı, sıkıntı...
Bir de "Çağrılmayan Yakup"u yazdım; Yeni Dergi'de çıktı. Sonra "Cadı Ağacı"nı bitirdim. Şimdi "Kumların Kımıldattığı"na başlıyacağım. İyi mi? Ben varoluşumu bunlarla imzalıyorum işte, kendimi bunlarla yaratıyorum. Giderek "herkes" olacağım bir gün, sanki içinde "ben" olmıyan bir dünya yaratacağım.
İnsan olarak içeriğin neyse yaz bana.. Ben iyi görüyorum. Hem de çok iyi. Şöyle bir iki ipucu versen, değil senin dünyanı, çok sevdiğin odanın fotoğrafını bile gönderebilirim sana.
Galiba çok kötümserim bugün. Bir şeyler söylesene, Alev! Hep söylesene... Ama nasıl söyliyebilirsin ki... Bir ay sonra mı? Çok geç. Ben bugün istiyorum söylemeni. Kirliyim, soğuğum; sanki bir ölüden ödünç almışım kendimi.
Ben, ben'im sadece; anlamazlığın, sıkıntının çağdaş bir yüküyüm sanki. Tuhaftır, kendi yarattığım bu yükü bile kaldıramıyorum kimi zaman. Ve işte o zaman ki, bütün çılgınlıklar beni buluyor; nefretler, anlamsız yalnızlıklar, alkoller...