"Sessizlik onun için bir çeşit küskünlük hırkası mıydı, yoksa muhtemel saldırılara karşı kuşanılmış kalın bir zırh mıydı hiç bilmiyorum. Bildiğim şu ki, ben her defasında derinliği kestirilemeyen karanlık bir uçuruma yaklaşıyormuşum hissiyle yaklaşırdım annemin yanına.O zavallım da karanlık bir uçurum gibi bakardı bana, karanlık bir uçurum gibi baktığını bilmeden."
"Biliyor musunuz...bugüne kadar beni hiç şımartan olmadı.Belki çocukluğumda olmuştur diye bazen hafızamı yokluyor, oradaki hatıraların arasında bir müddet aç tavuklar gibi eşeleniyor ve gözlerimi çevirip sağa sola umutla bakınıyorum ama maalesef, şımartıldığıma dair küçücük bir iz bile bulamıyorum. Zaten ne vakit hafızamın derinliklerine doğru şöyle birkaç adım yürüsem, her defasında annemin sessizliği karşılıyor beni."
Hâlbuki her şey dediğimiz şey ne kadar dağınık bir şeydir öyle değil mi; onu dile getirmek şöyle dursun tastamam hayal etmek bile imkânsızdır. Her şey, Allah'ın uçsuz bucaksızlığına eşit bir uçsuz bucaksızlıktır bana kalırsa; içinde bilemediğimiz ve hiç bilemeyeceğimiz, göremediğimiz ve hiç göremeyeceğimiz şeyler de vardır. Biz onun, zihnimizin hem içine hem dışına saçılan genişliğini ve dağınıklığını düşünmeden, adeta bir şey dercesine her şey deyip geçiveriyoruz işte.