Kitabı başından sonuna kadar İvan İlyiç'e üzülerek okudum.Sanki onun acılarını bir Gerasim bir de ben anlayabiliyordum.İvan İlyiç'in ölümü kalabalıklar içinde yalnız bir ölümdü.Çok saygın herkes tarafından sevilen bir sorgu yargıcı olmasına rağmen hasta olduğunu kimse önemsemedi kendi ailesi bile...hatta doktorları durumun ciddiyetini bilmesine rağmen...ve bu süreçte İvan İlyiç yaşamayı çok istiyordu,son anına kadar da umutluydu. Ama acıları bunun önüne geçiyordu maalesef.Sonra İvan İlyiç birden bire kendine neden yaşamak istediğini sordu hayatını gözden geçirdi ve sadece çocukluğunda mutlu olduğu anları geldi aklına, şimdiki hayatına baktığında acaba bu hayatı dilediğim gibi ve doğru yaşadım mı yoksa yaşamam gerektiği gibi yaşamadım mı diye sorar ve bunu düşünüp durur.Ailesi de dahil kendisine gerçekten yakın hiç kimsesi yoktu en üzücüsü de bu. Oysa ki kendisi sevgi dolu elindeki gücü asla kötüye kullanmayan egosuz bir insandı.İşte Tolstoy bu eserinde, kitabın arkasında da yazdığı gibi "Yaşamın ve ölümün neresinde durduğumuzu anlayabilmek ve ilişkilerimizdeki duyarlılık üstüne bir kez düşünebilmek için bizden es vermemizi ister..."Keşke İvan İlyiç'in çevresindeki maddiyatçı ,dünyalık heveslere kapılan,yapmacık yakınları da hayatlarını sorgulayabilselerdi.Ama onlar ölümünden sonra bile hala aynı düşüncede hapsolup kaldılar...