" Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka neydi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye kalem kâğıt aldım. Oturdum. Ada'nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım."
"Şu ömrü mevsimlere benzetenler iyi etmişler doğrusu.
Herkesin bir ilkbaharı,bir yazı,güzü,kışı oluyor işte.
Ama insanoğlu ilkbaharını yirmisinden önce pek idrak edemez.Yirmiden evvel idrak edilen ilkbahar,bir yalancı ilkbahardır."
"Kim bilir güzellik dediğimiz garip,müdafaası müşkül,çoğu zaman haksız şey belki sesimizde,belki kokumuzda,belki ellerimizin sıcaklığında ve titreyişindedir."
İşte böyle bir serseri bir gece Gülhane Parkı'nda kalır.Bekçiler güneşin batmasıyla beraber düdüklerini öttürmüş,herkesi dışarı çıkarmışlar,o unutulmuştur.
Hintkirazının altında uyuyan serseriyi kimsecikler fark etmemiştir.
Uyanır ki tepesinin üstünde aysız,yıldızlı bir gece...Uyku tutmaz.
Ağaçlardan ürker,kedilerden ürker,kuşlar ondan,o kuşlardan ürker.İçine evler,çorbalar,aileler yapışır yapışır koparılır.