Ne zaman bir yazar, sanatçı ya da düşünür, iktidarın çizdiği sınırlara boyun eğmeyip kendi doğrularını savunsa, hemen bir yafta yapıştırılıyor: Fildişi kulede yaşıyor, halktan kopuk, inatçının teki.
Oysa gerçek, tam tersi değil mi? Kalemini satmayan biri, tam da dürüst olduğu için direniyor. Ama sistemler (ister dinci, ister solcu, ister milliyetçi olsun) kendilerine biat etmeyen herkesi ya ahmak ya da hain diye damgalıyor. Biz mutlak hakikati temsil ediyoruz, sen de bunu bile bile karşı çıkıyorsun diyorlar.
Komik olan şu: Katolik kilisesi de, Stalinistler de hatta Orwell söylememiş ama, şeriatçı Müslümanlarda aynı mantıkla hareket ediyor. Saf değilsen sapkınsın! Peki ya hakikat, hiçbir grubun tekelinde değilse? Ya bir insan, sırf korkusuzca düşündüğü için zulüm görüyorsa?
Belki de gerçek egoist, kalemini satmayı reddeden değil, düşüncelerini güce pazarlayandır.
Sırf bu yüzden, kendi düşüncelerini pazarlamayan yazarlar için kaç kez büyük tezmilik (repression) yapıldı ve yüzlerce insanın canına kıyıldı. Ama günümüzde hala onları destekleyenler var…..