Kendi kararınızı adalet ve iyilik beklentisi üzerinde sabitleyin, yaşadığınız olayların içinde kendilerini size gittikçe artan ölçüde göstereceklerdir.
Amacımızı gerçekleştirmek için göstereceğimiz çabalara kendimizi tam olarak vermediğimiz sürece, içi boş, samimi olmayan, sığ, yüzeysel bir insanız demektir ve bu şekilde hiçbir zaman içimizde var olan, doğuştan getirdiğimiz yeteneklerimizi geliştiremeyiz. Daha önce görmedikleri ve duymadıkları bir şeyle karşılaştıklarında, birden kıvılcım gibi parlayan, maymunlar gibi o şeyi taklit eden insanları hepimiz biliriz. Fakat kısa bir zaman sonra coşku ve çabaları söner, kaybolur; yorucu ve tanıdık bir hale gelen projelerini terk ederler.
Totaliter yönetim şeklinde belki serbest konuşma özgürlüğü, din ya da cinsel ifade üzerinden bunun herkesin iyiliği için yapıldığı savunmasıyla özel hayatlara müdahale edilerek insanlara baskı yapılabilir. Bu yönetim şekli protestolara rağmen insanların aslında özgür olduğunu söyleyerek Rousseau'nun zıtlık barındıran ifadesiyle "insanları özgürlüğe zorlar." Olumlu özgürlüğü yaşattıklarını, aslında insanlara istediklerini verdiklerini fakat onların bunun kıymetini bilmediğini söylerler. Bu tip bir bakış açısına karşı dikkatli olun.
Sinirsel vakaların kararlarımızı ve eylemlerimizi etkilediği bir dünyada, özgürce davranabilmeye dair akla en yatkın gereksinim, yaptığımız şeyin aksini yapabilme yetisine sahip olmamızdır.
Yaşamdaki en değerli amaç özgürlüktür. Bu özgürlük, kendi kontrol alanımızın dışındaki şeylere aldırmayarak, onları önemsemeyerek kazanılır. Anımsayın: iyiliğin gerçek özü sizin kendi kontrol alanınızın içindeki şeylerde bulunabilir. Bunu aklınızda tutarsanız, kendinizi ve başarılarınızı acınacak bir halde başkalarıyla kıyaslayarak, boş yere kıskançlık, haset, terk edilmişlik duygusuna kapılmazsınız. Kendiniz dışında başka biri olmaya çalışmayın. Kendi kontrol alanınızda kalın.