Ona “Fakr”ın anlamı sorulduğunda taş kesilmişti. Kayalar gibi susmuş, sonra ayrılmıştı meclisten. Döndüğünde şöyle diyordu: “Cebimde dört danik (dirhemin altıda biri) vardı. Fakirlikten söz etmekten utandım. Gittim onları verdim. Şimdi fakrı anlatabilirim.”
Belki de o babalar kaybolduğundandır. Lokman Hekim, İmam Gazzâlî, Nabî... Kış bastırmış, oğullarına söyleyecek sözleri olan babalardan haber alınamamaktadır. “Ey oğul!” diye hitap etmemektedir kimse oğluna. “Ey!” diyecek oğullar da sırra kadem basmıştır. Babalığın yalnız sulbü değil, ruhu da sahiplenmek olduğunu bilenler, İmam Gazzâlî’nin kapısını çalmak için ellerini sürmüşlerdir tokmağa. O da ne “Ey oğul!” diye bir ses gelmektedir içeriden:
“Ey oğul! Aklı olan kimse nefsine demelidir ki: Benim sermâyem, yalnız ömrümdür. Başka bir şeyim yoktur. Bu sermâye o kadar kıymetlidir ki, verilen her nefes, artık hiçbir şekilde ele geçmez. Nefesler sayılıdır ve azalmaktadır. O hâlde, nefeslerini iyi değerlendir!”
Sen aklın görkemine bak nassların çizgisinde. Yoksa zincirlerini kopardı mı akıl, işkenceler yapar adalet adına. Aziz Dominique’le engizisyonu kurar. Sarı urbalar giydirir diri diri yaktığı kurbanlarına. Bacon’a, “Yasaların işkencesinden daha ağır bir işkence yoktur,” dedirtir.Oysa doksan dokuz güzel isimden biridir “Adl.” Çok adil, asla zulmetmeyendir. Her varlığa yerini gösterendir evrende. Azığını, suyunu verendir, imkân ve kabiliyetini. Ancak O’nun adaletini kavramak için kâinatı tanımak gerekir, böyle der Gazzâlî. Göz insan gözüdür zira. İbn Sînâ’nın devasını aradığı dert nedir o halde? Marazlar mı sadece tedavi ettiği! Evrenin düzenini sağlayan ilk lütuf, “salih bir insan”ın varlığı değil midir adaleti sağlamak için?
Adalet nedir? Ağaçlara su vermek. Zulüm nedir? Dikeni sulamak. Adalet bir nimeti yerine koymaktır; her su çeken tohumu sulamak değil. Zulüm nedir? Bir şeyi yerinde kullanmamak, ait olmadığı yere koymaktır." Mevlâna Celâleddin Rûmî"