Bence insan aklı, her bir insanın kendi gelişimi sırasında aklın kuşaklar boyunca yürüdüğü yoldan geçer, çeşitli felsefi kurumların temeli olan düşünceler aklın ayrılmaz parçalarını oluşturur; ama her insan bu felsefi kuramların varlığını bilmeden önce de az çok bilincindedir bunun.
Bu düşünceler öylesine açık ve şaşırtıcı şekilde aklıma geliyordu ki, bu kadar büyük ve yararlı gerçekleri ilk kez benim bulduğumu düşünerek onları hayata uyarlamaya bile çalışıyordum.
İlkgençlik yıllarımda hep düşündüğüm ve düşünmeyi çok sevdiğim konuların yaşıma ve konumuma hiç uymayan şeyler olmasına kimse inanmaz. Ama bence insanın konumuyla tinsel etkinliği arasındaki aykırılık gerçeğin en doğru göstergesidir.
Evet, gerçek bir nefret duygusuydu bu, sadece romanlarda yazılan ve benim inanmadığım bir nefret değil, kötülük yapmaktan zevk alan bir nefret değil, saygınızı kazanmış bir insana karşı önüne geçilmez bir tiksinti telkin eden, onun saçını, boynunu, yürüyüşünü, sesinin tınısını, kollarını, bacaklarını, bütün hareketlerini sizin açınızdan iğrenç kılan, ama yine de anlaşılmaz bir güçle sizi ona doğru çeken ve rahatsız edici bir dikkatle onun en ufak hareketlerini izlemek zorunda bırakan bir nefret duygusu.