İnsan sadece duyularıyla yaşayan bir varlık değildir. ‘Schopenhauer’in dediği gibi, gerçekleşmeyen arzu, acıyı; gerçekleşen arzu, doygunluğu doğurur. Konfor ve bununla ilgili tüketim zihniyeti, her yerde sadece dine değil; herhangi bir değerler sistemine bağlılığı zayıflatır. (belki de koparır). Dipnot: ‘(…) Sen onlara ve atalarına o kadar nimetler verdin ki sonunda seni anmayı unuttular. (…) (Kur’an, 25/18)
İntihar ve psikolojik rahatsızlık vakalarının medeniyet seviyeleri ile doğru orantılı olmasını nasıl izah edebiliriz? ‘Psikolojik olarak oldukça ilginç bir gerçek şudur ki insanların refah seviyeleri arttıkça memnuniyetsizlikleri de artmaktadır.’ Diye şikayet ediyor Amerikalı bir psikolog. Özellikle alışılmış sosyal problemlerin olmadığı gelişmiş ülkelerde tezahür eden bu fenomen, ilerlemeye olan inancın, üzerine inşa edildiği temelleri de sarsmaktadır.
Şehrin büyüklüğü arttıkça dindarlık azalmaktadır, daha doğrusu insanda yabancılaşma etkisi yaratan şehircilik unsurları yükseldikçe dindarlık seviyesi düşmektedir. Çünkü şehrin büyüklüğü arttıkça üstündeki gök daha az görünür olur, doğa ve çiçekler de azalır; duman, benzin ve teknik araçlar artar, şahsiyet azalır, gittikçe kitleye doğru indirgeniriz. Şehir ne kadar büyükse suç oranı da o kadar büyüktür. Dindarlık, şehrin büyüklüğü ile ters orantılı; suç, doğru orantılı bir yol izler. Bu iki fenomenin sebebi ortaktır. İkisi de tatbikini ‘yaşanmış estetik’ olarak adlandırabileceğimiz şeyle doğrudan bir bağ içindedir.