Bütün bu olup bitenler kendi dışında, kendi fanusunun dışında gelişiyor da, o da, bunları fanusun içinden gözlüyordu sanki: oyunun oyuncusu gibi duyumsamıyordu çünkü kendini: oynanan oyunun bir seyircisiydi o da kendi gözünde, ama değildi işte, gerçek öyle değildi: kabul etmek istemese de oyuncu kendisiydi, cevap veren kendisiydi, soru yönelten kendisiydi: evet diyor ve onaylıyordu; hayır diyor ve reddediyordu. Ve öyle evetler ve öyle hayırlarla oynuyordu ki, işte hayatı bağlanıyordu bunlarla, hayır başkası değil, kendisi bağlıyordu hayatını: kimseyi de suçlamıyordu.
Artık konuşma fazlaydı.
Susmak da fazlaydı.
Masanın üzerinde yenmemiş olarak duran bal, reçel, peynir.. bunlar da fazlaydı. Mevsimin yaz olması, o da fazlaydı. Mevsim kış da olsa, o da fazla duracaktı.