Uçurtma Avcısı (Cep Boy)

·
Okunma
·
Beğeni
·
300,6bin
Gösterim
Adı:
Uçurtma Avcısı
Alt başlık:
Cep Boy
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
440
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752895171
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
mir ve Hasan, Kabil'de monarşinin son yıllarında birlikte büyüyen iki çocuk...

Aynı evde büyüyüp, aynı sütanneyi paylaşmalarına rağmen Emir&'le Hasan'ın dünyaları arasında uçurumlar vardır: Emir, ünlü ve zengin bir iş adamının, Hasan ise onun hizmetkarının oğludur. Üstelik Hasan, orada pek sevilmeyen bir etnik azınlığa, Hazaralara mensuptur.

Çocukların birbirleriyle kesişen yaşamları ve kaderleri, çevrelerindeki dünyanın trajedisini yansıtır. Sovyetler işgali sırasında Emir ve babası ülkeyi terk edip California'ya giderler. Emir böylece geçmişinden kaçtığını düşünür.

Her şeye rağmen arkasında bıraktığı Hasan'ın hatırasından kopamaz. Uçurtma Avcısı arkadaşlık, ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman. Babalar ve oğullar, babaların oğullarına etkileri, sevgileri, fedakarlıkları ve yalanları...

Daha önce hiçbir romanda anlatılmamış bir tarihin perde arkasını yansıtan Uçurtma Avcısı, zengin bir kültüre ve güzelliğe sahip toprakların yok edilişini aşama aşama gözler önüne seriyor.

Uçurtma Avcısı'nda anlatılan olağanüstü bir dostluk. Bir insanın diğerini ne kadar sevebileceğinin su gibi akıp giden öyküsü...
375 syf.
·6 günde·8/10
Afganistan Kabil doğumlu Amerika'da ikamet eden Khaled Hosseini'nin acemilik romanıdır uçurtma avcısı . Acemilik dediğime bakmayın sayısız ödül almış Bestseller olmuş bir kitaptan bahsediyorum. Ayrıca 2003 de yazılan bu kitap bir Afgan tarafından yazılan ilk ingilizce romandır.

Kitap adini Afganistan'da her yıl düzenlenen uçurtma şenliğinden alır. Bu adla filmi de vardır bu romanın. Kitabı okuduktan sonra Afganistan daki Hazaralilar hakkında araştırma yazısı yazmayı planlıyorum blogumda.

Sovyet işgali , tecavüz, utanç...Emir ve Hasan aynı evde büyümelerine rağmen arada uçurum vardır. Hasan evin beslemesi Emir bir ağa çocuğudur. Hasan'ın uğradığı tecavüz sonrası ona yardım etmeyen emir yıllarca bunun vicdan azabını çekerek yaşar. Sovyet işgali nde Amerika'ya giden Emir yıllar sonra bir telefon gelir ve Hasan'a borcunu odemek üzere Afganistana döner . Hasan'ın ölümü üzerine Hasannin oğlunu Amerika'ya yanına alır vicdanını rahatlatmaya çalışır. Daha fazla detay kitaptan alacağınız lezzeti kaçırabileceginden kısa keseyim. Uzun zamandır bu kadar etkilendigim bir kitap olmamıştı. Erkek erkeğe ilişkilerin varoşlarda daha yaygın olması ayrıca bir araştırma konusu diye de düşünüyorum. Kitabın sayfa sayısının çokluğu sizi yanıltmasın bir oturuşta okunup bitecek cinsten.

Keyifli okumalar dilerim..
375 syf.
·6 günde·7/10
Yeğenim henüz iki yaşında, adı Muhammed. Parka doğru yol alıyoruz. Ailenin ilk torunudur kendisi. Bir dediği iki edilmiyor haliyle. Parkta oynayan çocuklar görüyoruz. Hallerine bakınca Suriyeli ya da Afgan olduklarını anlıyorum. 3 çocuk kendi aralarında top oynuyorlar. Topları bizim tarafa doğru geliyor. Tam yanımıza gelince Afgan oldukları belli oluyor zaten. Muhammed onlarla top oynamaya başlıyor. Ben hayatımda ilk defa fevkalade bir zevk alarak top oynadığı görüyorum. Gözleri ışıl ışıl parlıyor. Oysa evde kendisi için iki kaleli mini bir halı saha aldık. Neredeyse evin sadece bir odası onun halı sahasına ayrılmış. Fakat bir gün gidip orada oynadığını görmedim. Fakat Afgan çocuklarla son derece mutlu bir şekilde oynuyor.

Aradan biraz vakit geçtikten sonra Muhammed’i aldım. O ara elimi cebime attım. 1 lira bozuk para vardı cebimde. Aldım o parayı uzattım çocuğa. Çocuk bana baktı, baktı. Usulca elini uzatıp parayı aldı ve paraya bakmaya başladı. Tuhaf bir davranış sergiliyordu. İzlemeye başladım. Başını kaldırdı bana baktı, gözlerimiz buluştu. Aman Allah’ım… Gördüğüm şeye inanamadım. Gözlerinde daha önce hiç görmediğim inanılmaz bir parıltı, bir sevinç, bir mutluluk… Ben daha önce hayatımda böyle mutlu bir göz görmemiştim. 1 lira dedim lan altı üstü 1 lira… Adaletine sıçayım dünya dedim. Kardeşlerini alıp ilerideki limonatacının yanına gidip bir tane şalgam suyu aldılar 3 kardeş. Şalgamın içinde bir havuç, alıp üçe böldüler onu. Bir bardak şalgamdan teker teker ve yudum yudum içmeye başladılar. Gözlerinde ve yanaklarında akıl almaz bir mutluluk. Öyle oturdum onları izledim. İçimde oluşan his, tarifsiz bir şeydi. Neredeyse hiçbir şey yapmamıştım. Ama bu çocukların bu şekilde mutlu olmasına sebep olmuştum. Yanlarına gittim. En küçüklerinin saçlarını okşadım. Bir kez daha yıkıldım. Sanki bugüne kadar kimse başını okşamamış gibi davrandı. Başını okşamaya muhtaç gibi kedi gibi süzüldü elime doğru. Çıkardım onlara 5 lira daha verdim. Gözlerine baktım. Bir dünya o gözlerde. 5 lira lan altı üstü 5 lira. Adaletine sıçayım dünya…

Sonra eve doğru ilerlerken mutluluğum yerini yavaş yavaş hüzne bıraktı. 1 lira lan 1 lira… 1 lira dediğin şeyi yere düşmüş olsa eğilip alıp almakta tereddüt ediyoruz lan… Bir paket sigara parası bile değil. Sonra dönüp bizim yeğene baktım. Kendime baktım. O esnada yanımızdan akülü oyuncak arabasıyla bir çocuk geçti. Muhammed bakmadı bile. Çünkü kendisi akülü arabayı halletmiş. Şimdiler akülü helikopter istiyordu. Sonra o çocuklar ve bir lira geldi aklıma. Dudaklarımda yine aynı söz Adaletine sıçayım dünya… Senin o olmayan adaletine…

Aradan bir hafta geçti. Okula gitmeden önce yolumun üstünde bir tezgâhta kaçak sigara satan Afgan Ali’den bir sigara almaya gittim. Baktım o çocuklar meğer bizim sigaracının çocuklarıymış. Sigaramı aldım. Ali, Hüseyin Ağa dedi. Ben gidiyorum. Hakkını helal et. Nereye, dedim. Avrupa’ya, dedi. Nasıl gideceksin, dedim. Denizden Yunanistan’a geçiriyorlar dediler. Oradan yürüyerek Avrupa’ya kadar gideceğiz, dedi. Şansımız dönerse Amerika’ya geçersek kurtuluruz, dedi. Hayırlı olsun, Allah'a emanet ol, dedim. Sonra çocuğa baktım, eline bir lira verip göz kırptım, yine gözlerinde o eşsiz sevinç. Aradan bir ay geçti. Televizyon kanalları haber geçiyordu, denizden Yunanistan’a kaçak olarak geçmeye çalışan göçmenler boğulup ölmüşlerdi. Fotoğraflara baktım. İçler acısı, kadınlar çocuklar… Bir ara bir tanesini bizim Afgan Ali’ye benzettim ama emin olamadım. Neticede muhtemelen onunda akıbeti öyle bir şeydi. İki üç ay daha geçti... Kıyıya başka çocuk cesetleri vurdu. İçim acıyarak o resimlere baktım. Adaletine sıçayım dünya dedim. Senin olmayan Adaletine…

Halit Hüseyin Uçurtma avcısı kitabında etrafımızda belki binlercesiyle karşılaşacağımız olaylardan sadece bir tanesini anlatmış. Çokta güzel anlatmış. Bize hüznün doruk noktaları yaşatmış. Başarılı ve çok güzel bir yapıt olmuş. Afganistan’tan iki çocuğun hikayesini anlatmış. Kitabı okurken ister istemez düşündüm. Afganistan, Pakistan, Yemen, Suriye, Libya, Irak… Düşünsenize bu ülkelerde ve daha saymadığım kaç tane ülkede Emir var, kaç tane Hasan var...

Peki neden? Neden bu çocuklar bu dünyanın adaletsizliği ödemek zorunda. Vereceğimiz cevap tektir.
Emperyalist Devletler.
Peki, Emperyalist Devletler başı kim, Amerika.
Peki, Halit Hüseyni kitapta bundan söz etmiş mi? Hayır.
Ona göre Amerika kurtarıcı…
Afganistan’ın başına ne geldiyse ya Komünistler ya Rusya ya da Taliban yüzünden.
Amerika Halit Hüseyni’ye göre bir sevgi pıtırcığı.
Rusya’ya karşı Taliban’a silah veren zaten ben.
Sonra o Taliban’a operasyon yapacağım diye yıllarca Afganistan’ı işgal edende ben. Irak’ta Saddam’ı büyütüp büyütüp sonra Saddam’ı bahane edip bir buçuk milyon Iraklıyı katleden de ben.
Yemen’in bu hale gelmesine sebep zaten ben.

Düşünün dünyadaki yüz binlerce çocuğun katili Bay Bush’tan ödül almış yazarımız. Afganistan’daki dramı çok güzel anlattığı için. Peki bir gram aklına gelmedi mi yanındaki kişinin bebek katili olduğu… Halit Hüseyin’in yaptığı şey en hafif tabiri ile düşüncenin namussuzluğu, fikrin fahişeliğidir.

Edebiyat, sadece haz almak için yapılan bir sosyal aktivite olsaydı. Edebiyat, sadece güzel cümlelerin kurulduğu bir alan olsaydı. Bugün bu incelemede Halit Hüseyin’i yerden göğe çıkarırdık. Fakat Edebiyat sadece Edebiyat değildir.
Edebiyat aynı zamanda namustur, şereftir...

Edebiyat aynı zamanda…

Sevgiyle Kalın…
  • Küçük Prens
    9.0/10 (28,5bin Oy)33bin beğeni111,1bin okunma21,7bin alıntı1,8milyon gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (44,2bin Oy)51,8bin beğeni148,7bin okunma29,2bin alıntı489,7bin gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.1/10 (26,7bin Oy)30,4bin beğeni98,6bin okunma14,6bin alıntı482,1bin gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (25,2bin Oy)26,9bin beğeni95,2bin okunma16,1bin alıntı311,5bin gösterim
  • Dönüşüm
    8.1/10 (25,1bin Oy)24,5bin beğeni102,3bin okunma5,6bin alıntı2,3milyon gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (29,8bin Oy)30bin beğeni108bin okunma11,7bin alıntı629,5bin gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (26,3bin Oy)27,4bin beğeni94,6bin okunma6,3bin alıntı2,5milyon gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (18bin Oy)18,2bin beğeni69,7bin okunma5,4bin alıntı270,6bin gösterim
  • Olasılıksız
    8.6/10 (13,3bin Oy)14,5bin beğeni51,3bin okunma3.205 alıntı217,1bin gösterim
  • Serenad
    9.1/10 (17,9bin Oy)19,6bin beğeni60,7bin okunma12,1bin alıntı194,4bin gösterim
375 syf.
·37 günde·10/10
Hiçbir kitabı okuduktan sonra böylesine kötü hissettiğimi, ağlamaklı olduğumu, sinirlendiğimi, tepkisiz kaldığımı, birine sarılma ihtiyacı duyduğumu, sessiz kalabildiğimi ve aynı zamanda öylece boşluğa bağırma hissine kapıldığımı hatırlamıyorum.

Bir arkadaşlık, bu kadar samimi, sıcak ve masum olabilir mi?

Evet yazarımız bize bu bahsini ettiğimiz arkadaşlığı mümkün kılıyor. Öyle ki ilerleyen olay örgüsünde keşke bu hissi vermeseydi bile diyorsunuz. Khaled Hosseini bana göre kitabın kendi türünde bir başyapıt ortaya çıkarmış. Khaled, kitabın daha ilk sayfasından son sayfasına dek, olayları ve kişileri öyle güzel organize etmiş ve birbiri ile öylesine güzel ilişkilendirmiş ki bazen burnuma, sayfalardan kâğıt kokusu yerine zekâ kokusu geldiği oluyordu. Kitabın dili gayet yalın ve anlaşılır, bu anlamda kitabı okuyacak olan arkadaşlar edebi bir dil beklentisi içerisine girmemelidir. Tüm bunların yanında yazar kullandığı sade dili ile çok belirgin bir atmosfer oluşturmuş. Kimi zaman bir tankın içerisinde nefes alamadığınızı kimi zaman da çocuklarının karnını doyurabilmek için tek bacağı olmayan bir Afgan’ın diğer bacağı için sizinle pazarlık ettiği yanılgısına düşebiliyorsunuz.

Uçurtma Avcısı, biri efendi diğeri hizmetkâr olan iki arkadaşın hikâyesini anlatmaktadır. Kitabın başlarında efendi olan Emir’den nefret edebilirsiniz ve masum, yetenekli, cesaretli aynı zamanda efendisine sadık olan Hasan’a da üzülebilirsiniz. Sonrasında ne hissedeceğinize isterseniz siz okuduktan sonra karar verin.

Aslına bakarsanız bu kitap genel anlamda sessizliği ifade ediyor. Emir’in Hasan’a yapılanlar karşısındaki sessizliği, Hasan’ın kendisine yapılanlar karşısındaki sessizliği, Afganistan’dan Amerika’ya kaçan arabanın içerisindekilerin Rus Askerlere karşı sessizliği, yetimhanede çocuklara yapılanlar karşısında müdürün sessizliği, stadyumda kadına yapılanları izleyen seyircilerin sessizliği ve biz… Kitabı okurken ki sessizliğimiz…

Emir ve Hasan arasındaki diyaloglar, arkadaşlığa ve dostluğa yeni bir bakış açısı getirmektedir. Hayatım boyunca unutamayacağım o diyalog, Emir, “Benim için gerçekten yerdeki pisliği bile yer misin?” diye soruyor ve “Tabii ki yerim Emir Ağa ama asıl sen benden böyle bir şey yapmamı ister misin?” Cevabını alıyor ve bunun gibi onlarca diyalog.

Herkesin hayatında pişmanlıkları vardır. Bazılarımızın pişmanlıklarının kitapta olduğu gibi geri dönüşü yoktur. Dostoyevski’nin Suç ve Ceza kitabında işlediği pişmanlık, Tolstoy’un Diriliş kitabında işlediği pişmanlık benim için çok değerlidir ve yerleri ayrıdır. İnanın burada işlenen pişmanlık başka, burada yüreğinize dokunan hatta acıtan bir şeyler var ve bir yazar Dostoyevski ile karşılaştırılıyorsa tüm samimiyetimle yazıyorum, o yazar mutlaka okunmalıdır!

Acaba, yeniden iyi biri olmak mümkün mü?
375 syf.
·10/10
Sabahın 06.34'ünde yazmaya başlamak bir deli işidir. Uykusuz uykusuz.. Deli değilim fakat akıllı olduğumu da söyleyemem. :)

Bu kitabı herkese öneremeyeceğim malesef. Bu muazzam kitabı sadece güzel yürekli insanlara önerebilirim..

Güzel kitap.. Değerlim.

Kitabın her sayfasında farklı bir anım var. Daha ilk sayfalarında beni çok etkileyen bir kitap.

Kitabı alışımda bile güzel anım var. Dediğim gibi güzel kitap. Anısı da güzel olur.. En yakın zamanda kitapçıya gidip bu kitabı alacağım diye düşündüğüm günlerde, anne ısrarıyla bir misafirliğe gitmiştim. Tabi bu zorlu gidişte yanıma bir kitap aldım ki çok sıkılırsam okuyayım. Her ne kadar okumasam da benim için çok güzel bir şeye vesile oldu. O kitabı elimde gören ev sahibinin kızı bana kütüphanesinden kitap hediye etmek istedi ve "Uçurtma Avcısı" nı verdi. Ona çok teşekkür ederim. Ama ben bunu Allah'ın lutfu olarak görüyorum, tüm sıkılmalarıma karşılık..

Dediğim gibi, Güzel kitap.. Değerlim.

Tekrar tekrar okumak isteyip, bir kere okuduğum kitabı ikinci defa okuyamama karşılık, sadece aralarından rastgele sayfa açıp, satırlarında göz gezdirdiğim kitap..

Eğer siz de Emir gibi kalbinizin en değerli köşesinde baba sevgisi eksikliği hissediyorsanız, ya da canınız pahasına sevdiğiniz "Sen iste, bin tane uçurtma getireyim" diyebildiğiniz bir arkadaşınız varsa, hiç durmayın derim.. Yalnız dikkatli olun, gözyaşlarınıza hakim olamayabilirsiniz.

Güzel kitap, Değerlim..

Bu kitabı okuduktan sonra bir müddet okuduğum kitaplardan bir şey anlamadım. Sevemedim. Basit geldi. Güzel gelmedi. Her önerilen kitaba Uçurtma avcısı gibi mi? Dedim. Cevap hayırsa almayı da okumayı da erteledim. Çünkü ben bu kitabı çok sevdim. 'Ne kadar abarttın' diyecekseniz eğer, imkanım olsa biraz daha abartırım derim. Çünkü güzel kitap.. Değerlim..

Tatile giderken sayfaların kenarına çantamdan gıda boyası bulaşan kitap, ikinci el olduğu için buruşuk, bazı yerlerde altı çizili kitap, okurken sayfalarında gözyaşlarımın bulunduğu kitap, ne kadar eski gözüksen bile seni roman olan bütün kitaplardan daha çok seviyorum. Güzel kitap, Değerlim.. Dediğim gibi, seni seviyorum..
375 syf.
Khaled Hosseini 2003 yılında yayımlamış olduğu ilk kitabı Uçurtma Avcısı (The Kite Runner), uluslararası alanda beğeni kazanmış ve birçok dile çevrilmiştir. Yazar bu ilk kitabında kendi hayatından esinlenerek Afganistan’da yaşanan ve günümüze hala bir sonuca ulaşamayan iç savaşın izlerini taşımıştır.

Amir ve Hassan'ın arkadaşlığını görüyoruz ilk önce. Amir ve Hassan Kabil'de, monarşinin son dönemlerinde birlikte büyüyen iki çocuktur. Amir varlıklı ve tanınan bir işadamının oğlu, Hassan ise Amir'lerin hizmetkârının oğlu. Ancak Amir'in babası Hassan'ı kendi oğlundan ayırmıyor ve ikisi kardeş gibi büyüyorlar. Amir içten içe Hassan'ı kıskansa da Hassan Amir'e ölesiye bağlı.Akıllardan çıkmayacak bir diyalog Hassan'ın sadakatini anlamamıza yardımcı oluyor. Amir,'Benim için gerçekten yerdeki pisliği bile yer misin?' diye soruyor ve 'Tabii ki yerim Amir Ağa ama asıl sen benden böyle bir şey yapmamı ister misin?' cevabını alıyor. Her şeye rağmen güzel bir hayat sürerken Sovyet işgaliyle birlikte Afganistan'da tüm hayat altüst oluyor. Bundan sonrası değişen yaşamlar, kaderin cilvesi, geçmişte yaşanan ihanet ve pişmanlıklar... Sırasıyla, Amir’in Hassan’a ihanetini görüyorum; boğazım düğümleniyor. Rus askerinin geçiş bedeli olarak kucağında bebeğiyle oturan kadınla "20 dakikacık yalnız kalma" isteğine sessiz küfrediyorum, zinâ yapan kadının bir futbol müsabakasının ardından taşlanmasını görüyorum ilk taş atılıyor ve dolu dolu bir "tak!" sesi geliyor kafasından; kirpiklerim bile diken diken oluyor. Kadını elden ayaktan tutup, bir paçavraymışçasına kamyonetin arkasına fırlatıyorlar. bu sefer daha tok bir ses çıkıyor, iç çekiyorum derinden!..

The Kite Runner; suçluluk, pişmanlık, telafi, aile, ikinci şans, nefret, sadakat ve en önemlisi gerçek dostluk hakkında size verebileceği her şeyi sade ve içten bir halde sunuyor. İnsanlık değerlerini yeniden sorgulamanızı ve dünyaya daha gri bakmanızı sağlıyor.

Amir Hasan'a ezilmiş ve dağılmış narlar fırlatır, Hasan'a bağırır ''sende bana at, korkaksın'' diye Hasan yerden bir nar alır ve başında ezer. Bu sahne dağılan bir toplumu ve dağılan arkadaşlığı anlatıyordu. Daha sonrasında gelen sahnelerde iç burkan yerler mevcuttu. Bunlardan birisi de, yukarıda belirtildiği gibi, Afganistan’dan kaçmak üzere olan Amir ve babasının bulunduğu araba Ruslar tarafından durdurulur. Rüşvet verilir ama Rus askeri, elinde bebeği olan kadınla arabanın içerisinde yirmi dakika geçirmek ister, böyle bir durumda arabanın arkasında bulunan onlarca insandan yalnızca biri ayağa kalkıp Rus askerinin karşısına dikilir. Bu sahne ise toplumun haksızlığa karşı nasıl boyun eğdiğini ve toplumların nasıl dağıldığını en iyi anlatan sahnelerden biriydi. Aklıma Einstein'ın sözleri geliyordu ''Dünya yaşamak için tehlikeli bir yer; kötülük yapanlar yüzünden değil durup seyreden ve onlara ses çıkarmayanlar yüzünden''. Kitabı özetleyecek olan sözlerden birisi bence budur. Hasan’ın sessizliği, arabadakilerin sessizliği, recm uygulanan kadının öldürülme anında stadyumdakilerin sessizliği. Bu kitap tamamen bir sessizliği ifade ediyor, hırsızlıkla suçlanan Hasan'ın sessizliği, babasının onu alıp kapıdan çıkarken geride bıraktığı kırk yılın sessizliği ve elinde uçurtma olan çocuğun başına gelenler sırasında izleyen kişinin sessizliği. Duygularımı darmadağın eden ve günlerdir aklımdan çıkmayan bir sahneye ne denilebilir ki birden bire bir sıcaklık hissediyor bu sıcaklık gözlerinden süzülen bir kaç damla yaştan başka bir şey değildir. İşte böyle bir kitap Uçurtma Avcısı. İnsanlığın haksızlıklar karşısında gelebileceği son noktayı, terörü, işgali, arkadaşlığı, korkuyu, korkaklığı en iyi şekilde anlatıyor ve unutamayacağınız bir ders veriyor sizlere. Hayatımın geriye kalan kısmında unutamayacağım ve hatırladıkça bende bıraktığı izlerin aynı olacağına inandığım bir kitap oldu. Tek bir günah vardır ve o da hırsızlıktır. Diğer tüm günahlar onun türevleridir. "Bir adamı öldürürsen, bir hayat çalarsın. Karısının onun üzerindeki hakkını, çocukların babaları üzerindeki hakkını da. Yalan söylersen birinin doğruluk üzerindeki hakkını çalarsın. Hırsızlıktan daha tiksindirici bir şey yoktur."

Spoiler içerir.

Keyifli okumalar dilerim.
375 syf.
·Beğendi·10/10
(Spoiler içerir)
Her sayfada insanın içini yakan bir başyapıt.
Ana karakterden nefret ettiren yazar zamanla onu affettirmeyi amaçlamış olmalı. Fakat ben yapamadım. Hasan'ın hikayesi, Emir'e karşı taparcasına olan çocuksu sevgisi harikaydı. Fakat; böyle bir sevgiye ihanet ettiği için onu bağışlayamadım.. Hasan karakteri ile bize masumiyetin aslında nasıl olduğunu tekrardan hatırlatan yazara teşekkür etmek isterdim. Filmini izleyenler kitabı okumuş kadar olduklarını zannetmesinler. Şu filmi bir kenara bırakın ve gidip okuyun.
Bu sizin kendinize yapmış olduğunuz en büyük iyilik olacaktır.
375 syf.
·4 günde
Hayat Güzeldir filmini izlemişsinizdir, Piyanist filmini ya da Schindler'in Listesi filmini, çok beğendiniz dimi? Evet harika filmler ben de çok beğendim, daha doğrusu duygulandım. Filmlerdeki dram fena, kurgu güzel. Ama bu filmler ne kadar başarılı da olsa, doğru da olsa (Yahudiler çok büyük bir kıyıma uğradı) bu filmlerdeki asıl amaç duyar kasmak ve hatırlatmak, birazda politik ama biz dramda kaybolup bunu görmüyoruz. Hayır antisemitist falan değilim. Aynısını Amerikalılar zaten hep yapıyor, yıllarca Rambo'yu izleyip Vietnam işgalinde ölen Amerikalılara üzüldü dünya. Neyse ne alaka şimdi bunları neden yazıyorum. Alaka şu arkadaşlar.
Uçurtma Avcısı, bence, bir Afgan tarafından yazılan, Amerika'nın Afganistan İşgali'ni haklı göstermek için kullandığı, çok satanlara sokup pazarladığı bir kitaptır. Tamam, tamam, bir dakika kızmayın hemen. Katılırsınız, katılmazsınız ama önyargılı olmadığımı anlamak istiyorsanız sizde önyargısız incelemenin sonuna kadar okuyun ya da burada bırakın. Öncelikle şunu söylemem lazım kitabı şuan bitirdim, aramızda kalsın gözlerim yaşardı çoğu yerinde, beni darmanduman etti diyebilirim. Ama bunu yazmak zorundayım. Tamam belki Halit Hüseyni'ye haksızlık ediyorum (ki kitabı daha edebi yönden incelemedim onu da yazıcam çokta beğendim) kendisi halimevcut BM iyi niyet elçisi olarak mülteci kamplarında görevliymiş. Elbette bu yazdırılmış ya da yazarın o amaçla yazdığı bir kitap değildir fakat yazarın dışında gelişen olaylarla bu amaçla kullanılmış olabilir. Neden böyle düşünüyorum peki? Hepimizin de bildiği ya da karşı karşıya olduğu bir kavram var "Politik Algı" Baazı devletler (!) ve siyasetçiler sinemayı olduğu gibi kitapları da toplumları kontrol etmek, istedikleri kültürü, düşünceyi, ideolojiyi ve inançları dayatmak için kullandılar, kullanıyorlar. 11 Eylül saldırılarının hemen akabinde ve bahanesiyle 2001 yılında yani artık savaşlar olmasın nutuklarıyla adım atılan 21. yüzyılın ilk senelerinde Afganistan'ı işgal etti. 2002 senesinde de bu kitap piyasaya çıktı. Tam Amerika'nın isteyeceği bir kitap hatta isteseler kendileri bu kadarını yazamaz, çünkü kitabı okuduktan sonra Afganistan'ı işgal eden Komünist Sovyetler'den nefret ediyorsunuz, Afganistan'ın ikinci işgaline zemin hazırlayan Taliban'dan nefret ediyorsunuz. Amerika ise kitapta tam bir ütopya, kurtuluş yeri, hiçbir eleştiri yok. Hatta yardım eden. Şimdi itiraf edin roman karakterlerimizin başına gelenlerden sonra aranızda ABD iyi ki girmiş Afganistan'a diyeniniz olmuştur? Olmadı? Hmm. Tabi. Bu arada Halit Hüseyni'nin Bush'la vs. çekilmiş fotoğraflarını gördüm. Halit Hüseyniden ziyade Bush mutlu. Hacı iyi ki yazmışsın o kitabı der gibiydi. Velhasıl arkadaşlar o amaçla yazılmamışsa bile, yazarı tamamen iyi niyetli olsa bile bu kitap Amerika'nın Afganistan işgalini meşrulaştırmak için güzel bir propaganda olmuştur benim fikrim.

Hala okuyan arkadaşlarımız varsa işin edebiyat kısmına geçelim. Zira edebi olarak inceleme yapamıyorsanız yorum yapmayın diyenler çıktı sitede malum. Sanki burda herkes edebiyatçıymış gibi. Kalemin kemiği olmadığını anlatmak lazım ya neyse.
Kitap bir harika notumdan da anlayabilirsiniz 10 üzerinden 9 verdim. Öncelikle kurgusu çok iyi, heyecan hiç düşmüyor sürekli artıyor. Duygunun yükseldiği çok yer var, gerçekten gözlerim doldu çoğu yerde, yutkunamadım, hatta devam edemeyip kitabı okumayı bırakıp ara verdiğim yerler bile oldu. Olaylar zaten efsane ama bazı durumlar üzerinde durmak istiyorum ben. Kitapta bir cümle var "Yeniden iyi biri olunabilir." hayatta yanlışlar yapılıp, suçlar işlenebilir. Evet bunun telafisi hiç bir zaman olmayabilir. Çünkü bazı yaralar gerçekten kapanmaz, mümkün değildir, kitapta bunları göreceksiniz. Ama "yeniden iyi biri olmak gerçekten mümkün mü?" Emir ya da babası iyi biri olabildi mi yeniden, onları affedebildiniz mi ya da affetmeli miyiz? Ben buna karar veremiyorum galiba bunun üzerinde düşünmem lazım bir süre. Hani diyor ya Cahit Zarifoğlu "ne çok acı var." sanki bu kitabı okuyup demiş diye düşündüm, tabi bu mümkün değil ama aklıma yine Zarifoğlu'nun "Yeniden yaşamaya başlamak kolay mı?" sözü gelince de acaba Halit Hüseyni mi Zarifoğlu okudu diye düşünüyor insan. Acı çok doğru ama Hasan başka Hasan çok başka Hasan beni maffetti. Afganistan'da yaşanan zulüm çok dikkat çekici anlatılmış, betimlemeler falan da çok iyi. Ayrıca Nasrettin Hoca'dan çok fazla bahsetmesi hoşuma gitti. Velhasıl ben bu kitabı çok beğendim, kitap böyle yazılır, kurgu böyle olur, duygu böyle aktarılır, okuyanın ağzına böyle sıçılır. Bravo.
Bu arada bu kitabı bana aylar önce sitedeki bir kitap kardeşliği etkinliği vesilesiyle gönderen Ömer BAKIR 'a da çok teşekkür ediyorum.
424 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Her kitap içinde bir can taşır, her canın içinde bir kitap saklıdır. Sen okumayı bilirsen her insan bir kitaptır. Yaşadığımız her gün bir sayfaya tekabül eder 60 yaşına geldiğimizde insanlara okuyacağımız romanlarımız olur.

Hepimizin hayatı tümsekli yollar gibidir. Hiçbirimizinki dingin bir denize benzemez. Kimimizin günleri hastanede sabahlamakla geçer, kimimizinki karanlık bir sokak başında oturup insanların yüzüne umutla bakarak bir yardım eli için bekleyerek geçer, kimimiz ömürlerini başkalarına adar onların mutluluğu için yaşar. Kimimiz hiçbir şeyden haberi yokken bombaların altında uyanır ve can derdine düşer. Khaled Hosseini de bunlardan sadece bir tanesi.

Khaled Hosseini, Afganistan'ın Kabil şehrinde doğmuş. Binaenaleyh Emir'in nereli olacağına karar vermek çok da zor olmamıştır sanırım. Yazarın annesi tarih öğretmeniymiş belki de bu yüzden Emir'in ölmüş annesinin kütüphanesi şiir değil de tarih kokuyordu. O da savaş nedeniyle Emir gibi ülkesini terk edenler arasındaydı. Emir'in dört tane basılmış kitabı varken Khaled Hosseini'in bir kitabı vardı. Ama şimdi ikisi de eşit durumda.
Yazar hayatı boyunca başta kendi olmak üzere tanıdığı herkesi kitaptaki bir karakter ile bağdaştırmış. Bu da o insanlar ölmüş olsalar bile hatıralarının hep hayatta kalmasını sağlamış. Bu yüzden bütün kitap boyunca acaba gerçekten Hasan gibi bir arkadaşı oldu mu diye düşünmekten kendimi alamadım. Gerçi olmasa bile olmuş gibi hissettirdi ya önemli olan o.

Kitapta iki çocuğun dostluğu anlatılıyor. Hasan'ın Emir'e olan sadakati ve Emir'in Hasan'a bilgiçlik taslamaları. Hasan'ın Emir'e olan karşılıksız sevgisi ve Emir'in Hasan'a karşı soğuk tutumu. Hasan'ın yaşadığı talihsizlik ve Emir'in çaresizliği. Hasan'ın başına ne gelirse gelsin ben Emir'in ona ihaneti ettiğini düşünmüyorum. Yukarıda da belirttiğim gibi ikisi de çocuk o zamanlar da. Bir kişinin aynı olay karşısında on yıl sonraki tutumu farklı olabilir. Emir için de böyle, o zamanlar ona göre en mantıklı çare ne ise onu yaptı. Ama çocukça yaptı. Yetişkin bir insanın tutumu farklıdır.
Hasan'ın her koşulda Emir'e siper olması da bence içinde bulunduğu hayat ve ailesinden kaynaklanıyor. Hasan'ın sahip olduğu sayılı şeylerden biri de Emir'in arkadaşlığı. Ona gözü gibi bakıyor çünkü biliyor ki onu kaybederse bir tarafı hep yarım kalacak. Ama Emir için öyle değil. Hasan'ın arkadaşlığı onun sahip olduğu binlere şeyden sadece biri. Hasan onun için ha var ha yok ne fark eder. Yerini kolayca doldurabilir.
Bu açıdan bakınca iki farklı hayat arasında paranın rolünü de görebiliyoruz. Araları bir yaş olan, aynı dönemde yaşayan iki dost, sadece biri diğerinden daha zengin. Hasan'da aynı zamanda yokluğun da getirdiği bir cesaret var. Emir'de olmayan bir gözükaralık var. Bu da onun eksisi olsun.
Hasan her gününü Emir'in hatırasıyla geçirdi. Ama Emir o gün telefon çalmasaydı Hasan'ı hiç hatırlamayacaktı belki de.

Kitabı okurken hiçbir zaman rahat hissetmedim kendimi. Sanki kapakta milyonlarca iğne vardı dokundukça elime batıyordu. Bir gerginlik bütün ruhumu kapladı. Hiçbir sayfayı tebessüm ederek okumadım. Bileklerimin paramparça olduğunu hissettim. Hele gözlerim çok acıdı. Bütün kemiklerim kırıldı sanki.
Ama bunları ilk hissedişim değildi. Ben bu acıları ve Hasan'ın sadakatini bir yerden tanıyordum. Ne zamanki kitap bitti geçtim kitaplığın karşısına, aldım elime Fareler ve İnsanlar'ı, gözlerimi kapağında dolaştırdım. Daha önce Hasan karakterlerini Lennie'de tanımıştım. Onun da George'a olan sevgisi sınırsız ve karşılıksızdı. Sadakati her zaman güncelliğini koruyordu. İki kitap arasındaki benzerlik beni oldukça şaşırttı. Bir yandan da düşünmeye sevk etti. Acaba Khaled Hosseini Fareler ve İnsanlar'ı okumuş muydu? Onu kendine örnek olarak mı yazdı yoksa? İki karakter arasındaki benzerlik bilinçli mi yoksa tesadüf mü? Yazarlardan biriyle tanışma imkanım olmadığı, diğeri de öldüğüne göre bu sorularım hep cevapsız kalacak.

Kitap bitip de kafamı yorgunluk içinde arkaya yaslayıp, kendimi dünyama geri döndüğümde, ne hissedeceğimi bilemedim. Tek kelimeyle hissizleştim. Derin bir sessizlik kapladı etrafı. Emir'in tercih ettiği gibi. Hasan'ın zamanında sustuğu gibi. Ve pek çok kadının içten haykırışları gibi.
440 syf.
·Beğendi·10/10
KESİNLİKLE OKUYUN! SİZE KATACAĞI ÇOK ŞEY VAR!

Şu ana kadar bir çok kitap bitirdim hatta en sevdiğim kitap türü psikoloji olmasına rağmen en sevdiğim kitap Uçurtma Avcısı oldu. Hatta o kadar çok sevdim ki içimden Khaled Hosseini’ye bir teşekkür mesajı yazmak geldi. Oturup bir saat boyunuca upuzun bir yazı yazıp mail attım. Beni çok ağlatan ama aynı zamanda da çok etkileyen bir romandı etrafımdaki herkese tavsiye ediyorum.

Kitapta Emir’e kızdığım çok fazla yer oldu. Bazen onun yerinde olup Hasan’ koruyup kollamak istedim. Korkaklığına çok sinirlendim fakat o kitabın sonlarında yaptıklarıyla hatasını telafi etti. Ve Hasan... Merhametin, sadakatin vücut bulmuş hali. Gerçekten Emir’e kızmasını, intikamını almasını bekledim ama o yine sadakatini korudu ve hiçbir zaman Emir Ağa’sına kötü bir şey demedi dedirtmedi. Baba’ya gelirsek ona da kızdığım noktalar olmadı değil hatta Emir’in böyle olmasının suçlusu Baba’nın Emir’e davranışlarıydı bana kalırsa. Ama yinede ona kızmıyorum onunda haklı yönler vardı çünkü. Ve Sohrab... Sen ne güzel bir çocuksun öyle. Yaşadığı şeylere rağmen çok güçlüydü o küçük kalbi nasılda babası gibi merhamet ve iyilik doluydu.

Mutlaka okuyun ,eminim sizinde favori kitaplarınız arasına girecektir..
Şöyle dedi: 'Çok korkuyorum.'
'Neden,' diye sordum.
'Öyle mutluyum ki, Doktor Resul. Böylesine büyük, müthiş bir mutluluk, insanı korkutuyor.'
Yine nedenini sordum, şöyle dedi:
'Senin bu kadar mutlu olmana, ancak senden bir şey almaya hazırlandıkları zaman izin verirler.'

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Uçurtma Avcısı
Alt başlık:
Cep Boy
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
440
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752895171
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
mir ve Hasan, Kabil'de monarşinin son yıllarında birlikte büyüyen iki çocuk...

Aynı evde büyüyüp, aynı sütanneyi paylaşmalarına rağmen Emir&'le Hasan'ın dünyaları arasında uçurumlar vardır: Emir, ünlü ve zengin bir iş adamının, Hasan ise onun hizmetkarının oğludur. Üstelik Hasan, orada pek sevilmeyen bir etnik azınlığa, Hazaralara mensuptur.

Çocukların birbirleriyle kesişen yaşamları ve kaderleri, çevrelerindeki dünyanın trajedisini yansıtır. Sovyetler işgali sırasında Emir ve babası ülkeyi terk edip California'ya giderler. Emir böylece geçmişinden kaçtığını düşünür.

Her şeye rağmen arkasında bıraktığı Hasan'ın hatırasından kopamaz. Uçurtma Avcısı arkadaşlık, ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman. Babalar ve oğullar, babaların oğullarına etkileri, sevgileri, fedakarlıkları ve yalanları...

Daha önce hiçbir romanda anlatılmamış bir tarihin perde arkasını yansıtan Uçurtma Avcısı, zengin bir kültüre ve güzelliğe sahip toprakların yok edilişini aşama aşama gözler önüne seriyor.

Uçurtma Avcısı'nda anlatılan olağanüstü bir dostluk. Bir insanın diğerini ne kadar sevebileceğinin su gibi akıp giden öyküsü...

Kitabı okuyanlar 84,1bin okur

  • Mürşide Uzunkaya
  • ozge azun
  • Şevval
  • büşra
  • Mina bhrm
  • Sema
  • Menar Eraşkın
  • İbrahim,
  • Ayla yıldız
  • Uğur erkek

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%13.4
14-17 Yaş
%27.1
18-24 Yaş
%20.2
25-34 Yaş
%16.2
35-44 Yaş
%10.8
45-54 Yaş
%7.6
55-64 Yaş
%1.4
65+ Yaş
%2.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%72.2
Erkek
%27.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1 (241)
9
%0.5 (119)
8
%0.2 (48)
7
%0.1 (18)
6
%0 (8)
5
%0 (3)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0 (1)

Kitabın sıralamaları