Püren Özgören

Püren Özgören

Çevirmen
8.9/10
51,9bin Kişi
·
194,3bin
Okunma
·
127
Beğeni
·
11,8bin
Gösterim
Adı:
Püren Özgören
Unvan:
Çevirmen
Doğum:
Adana, Türkiye, 1957
1957’de Adana’da doğdu. Avusturya Lisesi’nde eğitimini tamamladıktan sonra Miami Üniversitesi’nde eğitim gördü. F. Scott Fitzgerald, Doris Lessing, D.H. Lawrence, Roald Dahl, Patricia Highsmith, Yukio Mişima, Henry Miller, Lawrence Durrell, Ernest Hemingway, Toni Morrison, Susan Sontag, Khaled Hosseini, Janet Wallach, Roman Polanski, Truman Capote gibi yazarların eserlerini dilimize kazandırdı.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
375 syf.
·6 günde·7/10 puan
Yeğenim henüz iki yaşında, adı Muhammed. Parka doğru yol alıyoruz. Ailenin ilk torunudur kendisi. Bir dediği iki edilmiyor haliyle. Parkta oynayan çocuklar görüyoruz. Hallerine bakınca Suriyeli ya da Afgan olduklarını anlıyorum. 3 çocuk kendi aralarında top oynuyorlar. Topları bizim tarafa doğru geliyor. Tam yanımıza gelince Afgan oldukları belli oluyor zaten. Muhammed onlarla top oynamaya başlıyor. Ben hayatımda ilk defa fevkalade bir zevk alarak top oynadığı görüyorum. Gözleri ışıl ışıl parlıyor. Oysa evde kendisi için iki kaleli mini bir halı saha aldık. Neredeyse evin sadece bir odası onun halı sahasına ayrılmış. Fakat bir gün gidip orada oynadığını görmedim. Fakat Afgan çocuklarla son derece mutlu bir şekilde oynuyor.

Aradan biraz vakit geçtikten sonra Muhammed’i aldım. O ara elimi cebime attım. 1 lira bozuk para vardı cebimde. Aldım o parayı uzattım çocuğa. Çocuk bana baktı, baktı. Usulca elini uzatıp parayı aldı ve paraya bakmaya başladı. Tuhaf bir davranış sergiliyordu. İzlemeye başladım. Başını kaldırdı bana baktı, gözlerimiz buluştu. Aman Allah’ım… Gördüğüm şeye inanamadım. Gözlerinde daha önce hiç görmediğim inanılmaz bir parıltı, bir sevinç, bir mutluluk… Ben daha önce hayatımda böyle mutlu bir göz görmemiştim. 1 lira dedim lan altı üstü 1 lira… Adaletine sıçayım dünya dedim. Kardeşlerini alıp ilerideki limonatacının yanına gidip bir tane şalgam suyu aldılar 3 kardeş. Şalgamın içinde bir havuç, alıp üçe böldüler onu. Bir bardak şalgamdan teker teker ve yudum yudum içmeye başladılar. Gözlerinde ve yanaklarında akıl almaz bir mutluluk. Öyle oturdum onları izledim. İçimde oluşan his, tarifsiz bir şeydi. Neredeyse hiçbir şey yapmamıştım. Ama bu çocukların bu şekilde mutlu olmasına sebep olmuştum. Yanlarına gittim. En küçüklerinin saçlarını okşadım. Bir kez daha yıkıldım. Sanki bugüne kadar kimse başını okşamamış gibi davrandı. Başını okşamaya muhtaç gibi kedi gibi süzüldü elime doğru. Çıkardım onlara 5 lira daha verdim. Gözlerine baktım. Bir dünya o gözlerde. 5 lira lan altı üstü 5 lira. Adaletine sıçayım dünya…

Sonra eve doğru ilerlerken mutluluğum yerini yavaş yavaş hüzne bıraktı. 1 lira lan 1 lira… 1 lira dediğin şeyi yere düşmüş olsa eğilip alıp almakta tereddüt ediyoruz lan… Bir paket sigara parası bile değil. Sonra dönüp bizim yeğene baktım. Kendime baktım. O esnada yanımızdan akülü oyuncak arabasıyla bir çocuk geçti. Muhammed bakmadı bile. Çünkü kendisi akülü arabayı halletmiş. Şimdiler akülü helikopter istiyordu. Sonra o çocuklar ve bir lira geldi aklıma. Dudaklarımda yine aynı söz Adaletine sıçayım dünya… Senin o olmayan adaletine…

Aradan bir hafta geçti. Okula gitmeden önce yolumun üstünde bir tezgâhta kaçak sigara satan Afgan Ali’den bir sigara almaya gittim. Baktım o çocuklar meğer bizim sigaracının çocuklarıymış. Sigaramı aldım. Ali, Hüseyin Ağa dedi. Ben gidiyorum. Hakkını helal et. Nereye, dedim. Avrupa’ya, dedi. Nasıl gideceksin, dedim. Denizden Yunanistan’a geçiriyorlar dediler. Oradan yürüyerek Avrupa’ya kadar gideceğiz, dedi. Şansımız dönerse Amerika’ya geçersek kurtuluruz, dedi. Hayırlı olsun, Allah'a emanet ol, dedim. Sonra çocuğa baktım, eline bir lira verip göz kırptım, yine gözlerinde o eşsiz sevinç. Aradan bir ay geçti. Televizyon kanalları haber geçiyordu, denizden Yunanistan’a kaçak olarak geçmeye çalışan göçmenler boğulup ölmüşlerdi. Fotoğraflara baktım. İçler acısı, kadınlar çocuklar… Bir ara bir tanesini bizim Afgan Ali’ye benzettim ama emin olamadım. Neticede muhtemelen onunda akıbeti öyle bir şeydi. İki üç ay daha geçti... Kıyıya başka çocuk cesetleri vurdu. İçim acıyarak o resimlere baktım. Adaletine sıçayım dünya dedim. Senin olmayan Adaletine…

Halit Hüseyin Uçurtma avcısı kitabında etrafımızda belki binlercesiyle karşılaşacağımız olaylardan sadece bir tanesini anlatmış. Çokta güzel anlatmış. Bize hüznün doruk noktaları yaşatmış. Başarılı ve çok güzel bir yapıt olmuş. Afganistan’tan iki çocuğun hikayesini anlatmış. Kitabı okurken ister istemez düşündüm. Afganistan, Pakistan, Yemen, Suriye, Libya, Irak… Düşünsenize bu ülkelerde ve daha saymadığım kaç tane ülkede Emir var, kaç tane Hasan var...

Peki neden? Neden bu çocuklar bu dünyanın adaletsizliği ödemek zorunda. Vereceğimiz cevap tektir.
Emperyalist Devletler.
Peki, Emperyalist Devletler başı kim, Amerika.
Peki, Halit Hüseyni kitapta bundan söz etmiş mi? Hayır.
Ona göre Amerika kurtarıcı…
Afganistan’ın başına ne geldiyse ya Komünistler ya Rusya ya da Taliban yüzünden.
Amerika Halit Hüseyni’ye göre bir sevgi pıtırcığı.
Rusya’ya karşı Taliban’a silah veren zaten ben.
Sonra o Taliban’a operasyon yapacağım diye yıllarca Afganistan’ı işgal edende ben. Irak’ta Saddam’ı büyütüp büyütüp sonra Saddam’ı bahane edip bir buçuk milyon Iraklıyı katleden de ben.
Yemen’in bu hale gelmesine sebep zaten ben.

Düşünün dünyadaki yüz binlerce çocuğun katili Bay Bush’tan ödül almış yazarımız. Afganistan’daki dramı çok güzel anlattığı için. Peki bir gram aklına gelmedi mi yanındaki kişinin bebek katili olduğu… Halit Hüseyin’in yaptığı şey en hafif tabiri ile düşüncenin namussuzluğu, fikrin fahişeliğidir.

Edebiyat, sadece haz almak için yapılan bir sosyal aktivite olsaydı. Edebiyat, sadece güzel cümlelerin kurulduğu bir alan olsaydı. Bugün bu incelemede Halit Hüseyin’i yerden göğe çıkarırdık. Fakat Edebiyat sadece Edebiyat değildir.
Edebiyat aynı zamanda namustur, şereftir...

Edebiyat aynı zamanda…

Sevgiyle Kalın…
375 syf.
·6 günde·8/10 puan
Afganistan Kabil doğumlu Amerika'da ikamet eden Khaled Hosseini'nin acemilik romanıdır uçurtma avcısı . Acemilik dediğime bakmayın sayısız ödül almış Bestseller olmuş bir kitaptan bahsediyorum. Ayrıca 2003 de yazılan bu kitap bir Afgan tarafından yazılan ilk ingilizce romandır.

Kitap adini Afganistan'da her yıl düzenlenen uçurtma şenliğinden alır. Bu adla filmi de vardır bu romanın. Kitabı okuduktan sonra Afganistan daki Hazaralilar hakkında araştırma yazısı yazmayı planlıyorum blogumda.

Sovyet işgali , tecavüz, utanç...Emir ve Hasan aynı evde büyümelerine rağmen arada uçurum vardır. Hasan evin beslemesi Emir bir ağa çocuğudur. Hasan'ın uğradığı tecavüz sonrası ona yardım etmeyen emir yıllarca bunun vicdan azabını çekerek yaşar. Sovyet işgali nde Amerika'ya giden Emir yıllar sonra bir telefon gelir ve Hasan'a borcunu odemek üzere Afganistana döner . Hasan'ın ölümü üzerine Hasannin oğlunu Amerika'ya yanına alır vicdanını rahatlatmaya çalışır. Daha fazla detay kitaptan alacağınız lezzeti kaçırabileceginden kısa keseyim. Uzun zamandır bu kadar etkilendigim bir kitap olmamıştı. Erkek erkeğe ilişkilerin varoşlarda daha yaygın olması ayrıca bir araştırma konusu diye de düşünüyorum. Kitabın sayfa sayısının çokluğu sizi yanıltmasın bir oturuşta okunup bitecek cinsten.

Keyifli okumalar dilerim..
430 syf.
·4 günde·9/10 puan
Bana az yazan ama öz yazan bir yazar söyle deseler aklıma gelecek ilk yazar Afganistan doğumlu Tacik asıllı şuanda Amerikan vatandaşı olan Khaled Hosseini gelir. Köken coğrafya olayını neden uzattım derseniz insan her yerden kendine birşeyler kapıyor sanki ondan belirtmek istedim. Uçurtma avcısı beni o kadar etkilenmişti ki onun üzerine hiçbir eserin çıkamayacağını düşünmüştüm gel gör ki bu kitap da onu kadar etkileyiciydi.

Savaş dönemi ve sonrasında çekilen acılara Türk Dünyasının gururu Cengiz Aytmatov eserlerinde bolca rastlarız. Bu kitabın onlardan farkı ne derseniz insanın ne kadar al alçalabileceğini ve durum ne olursa olsun insan kalmanın gerekliliğini gösteriyor bize. Ayrıca yaşlı çocuk evliliği gibi toplumun sınırı uçlarına dokunan çok sayıda trajedi mevcut. Özellikle şu korona günlerinde gayet güzel bir okuma olacağına eminim.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
430 syf.
·9/10 puan
Khaled Hosseini'nin bu kitabını okumadan önce önyargılıydım. Uçurtma Avcısı(henüz okumadım)kitabının yaptığı sükse yüzünden şişirilmiş bir yazar olabileceği hakkında endişelerim vardı ama yazar, kitabının sayfalarını her çevirişimde bu önyargılı tavrımı paramparça etti.

Kitabımızdaki olaylar Afganistan'ın çeşitli bölgelerinde geçiyor. Başlarında her şey normal, sıradan bir Afgan hayatı anlatılıyor gibi geliyor ama en beklenmedik anda can alıcı bir hamleyle yazar bizi kitaba bağlıyor ve olaylar ardı ardına sıralanarak kitabı elimizden bırakmaya fırsat vermiyor. Başta sovyetler sonra iç karışıklıklarla olan mücadelenin göbeğinde buluyoruz kendimizi. Savaşı yaşamıyoruz belki ama hissedebiliyoruz. Benim analizim, insan; ne olursa olsun insan kalabilmeli. İçinde bulunduğu şartlar göz önünde bulundurulsa dahi, savaşın içinde, yoklukla mücadele ederken, varlık içinde yaşarken, gülerken, ağlarken, her an yaşamın verdiği neşeyle ve güçle insan kalabilmeli. O günün şartlarını ve zamanın koşulları, savaşı, kıtlığı, duygusuzluğu göz önünde bulundurmuyor değilim. Aksine bunları daha çok göz önünde bulundurduğum için o savaşa katılıp, o kıtlığı ve yokluğu kitaptaki karakterler ile birlikte yaşadığım için bu kanıdayım.


Bu kitaptaki karakterleri tek tek analiz etmek istiyorum.


Nana'nın bir sözünü yazarak başlamak istiyorum.
"Pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi, bir erkeğin suçlayan parmağı da daima, bir kadını gösterir."
O kadar güzel telkinler veriyor ki bu kadarı da olmaz diyorsunuz. Nana resmen herkesin Nana'sı. Her zaman evladını düşünen ve bir yanlışa düşmemesi için çırpınıp duran. Yürek kırıklığının ne kadar kötü olduğunu bize kendisi gösteriyor.

Meryem bir harami olmasına rağmen öyle büyük fedakarlıklar yapıp öyle çok acıya katlanıyor ki, merhamet etmemeniz, duygulanmamanız hatta onun acısını hissetmemeniz elde bile değil. Keşke Nana haksız çıksaydı diyorum ben hala. Ama Meryem'e söylediği her konuda haklı çıktı neredeyse. O yüzden öğütleri dinlemekte her zaman fayda vardır. Kulağımıza küpe etmeliyiz özellikle Nana'nın sözlerini. Meryem'in o kocaman, içi sevgi dolu yüreği keşke herkesin gözünde birer ışık yaksa da bizlere örnek olsa.

Celil Meryem'in babası. Yaşattıklarıyla bu kitabın en iyi karakteri haline geleceğini düşündüm ama ona duyduğum kin hala damarlarımı geriyor. Bir insanın durumunu gözardı etmeksizin böyle şeyler yapabilmesi insanın kanını donduruyor açıkçası. Sonlara doğru kefaret istese de iş işten çoktan geçmiş oluyor. İnsanın hayatında yapabileceği en kötü şey pişman olacak kadar kötü kararlar vermek. Celil'in yaptığı da affedilemezdi.

Raşit'e acımış, onun duygularını paylaşmıştım. Oysa onun da aradığı çok farklıymış. Mutlu bir yuvadan ziyade insanı üretim makinesi olarak görmek hiçkimseye yakışmayan bir davranıştır. Durumun ve zamanın koşulları ne olursa olsun. Hak ettiğini bence çok geç yaşadı. Daha erken olsa içimin yağları eriyebilirdi diyebilirim. Leyla için kurduğu tuzak resmen midemi bulandırmıştı. Öğrendiğim an bir an önce diğer sayfaları çevirip bu anın gelmesini bekledim diyebilirim.

Leyla'nın her düşüncesi her hareketi güzeldi. Keşke istediği şeyler olabilseydi derken iyi ki olmamış ki böyle bir sonu yaşamış dedim. Eğer düşünceleri bölünmeseydi (yani faaliyete geçtiği şey gerçekleşseydi) hayalini gerçekleştirme fırsatını hiç bulamayabilirdi. İçi umut dolu Leyla her zaman umudun paçasına yapışmış ve hep güçlü durduğu için, Meryem'in de yardımıyla daha güzel bir hayata adım adım yaklaşmıştır.

Tarık elinde olmadan yaşadığı şehri terk etmek zorunda kalıyor ama bu günlere kadar Leyla ile yaşadıkları o güzel sıcacık günler resmen kitabın içindeki soğuk savaşta, çarpışmalar göbeğinde bile içimizi ısıtıyor. Leyla'nın yolunu gözlemesi, kendi aralarındaki şifreli iletişim, o yaşta bile birbirlerine olan bağları, yürekliliklerine hayran kaldım diyebilirim. Tarık'ta çok zor bir hayata Katlanmak zorunda kalmış ailesi için, çok cefa çekmiş olmasına rağmen vazgeçmemek, azim ve istek sürekli onu kamçılayan ve hayata bağlayan şey olmuş. Kendisinin olduğu sayfalar diğerlerinden ayrılmayı hak ediyor neredeyse. Özellikle Leyla ile ikisinin olduğu sayfalar.



İncelememi okuyan herkese teşekkür ederim. Kitap çok hoşuma gitti ve herkese okumasını tavsiye ederim.
375 syf.
·37 günde·10/10 puan
Hiçbir kitabı okuduktan sonra böylesine kötü hissettiğimi, ağlamaklı olduğumu, sinirlendiğimi, tepkisiz kaldığımı, birine sarılma ihtiyacı duyduğumu, sessiz kalabildiğimi ve aynı zamanda öylece boşluğa bağırma hissine kapıldığımı hatırlamıyorum.

Bir arkadaşlık, bu kadar samimi, sıcak ve masum olabilir mi?

Evet yazarımız bize bu bahsini ettiğimiz arkadaşlığı mümkün kılıyor. Öyle ki ilerleyen olay örgüsünde keşke bu hissi vermeseydi bile diyorsunuz. Khaled Hosseini bana göre kitabın kendi türünde bir başyapıt ortaya çıkarmış. Khaled, kitabın daha ilk sayfasından son sayfasına dek, olayları ve kişileri öyle güzel organize etmiş ve birbiri ile öylesine güzel ilişkilendirmiş ki bazen burnuma, sayfalardan kâğıt kokusu yerine zekâ kokusu geldiği oluyordu. Kitabın dili gayet yalın ve anlaşılır, bu anlamda kitabı okuyacak olan arkadaşlar edebi bir dil beklentisi içerisine girmemelidir. Tüm bunların yanında yazar kullandığı sade dili ile çok belirgin bir atmosfer oluşturmuş. Kimi zaman bir tankın içerisinde nefes alamadığınızı kimi zaman da çocuklarının karnını doyurabilmek için tek bacağı olmayan bir Afgan’ın diğer bacağı için sizinle pazarlık ettiği yanılgısına düşebiliyorsunuz.

Uçurtma Avcısı, biri efendi diğeri hizmetkâr olan iki arkadaşın hikâyesini anlatmaktadır. Kitabın başlarında efendi olan Emir’den nefret edebilirsiniz ve masum, yetenekli, cesaretli aynı zamanda efendisine sadık olan Hasan’a da üzülebilirsiniz. Sonrasında ne hissedeceğinize isterseniz siz okuduktan sonra karar verin.

Aslına bakarsanız bu kitap genel anlamda sessizliği ifade ediyor. Emir’in Hasan’a yapılanlar karşısındaki sessizliği, Hasan’ın kendisine yapılanlar karşısındaki sessizliği, Afganistan’dan Amerika’ya kaçan arabanın içerisindekilerin Rus Askerlere karşı sessizliği, yetimhanede çocuklara yapılanlar karşısında müdürün sessizliği, stadyumda kadına yapılanları izleyen seyircilerin sessizliği ve biz… Kitabı okurken ki sessizliğimiz…

Emir ve Hasan arasındaki diyaloglar, arkadaşlığa ve dostluğa yeni bir bakış açısı getirmektedir. Hayatım boyunca unutamayacağım o diyalog, Emir, “Benim için gerçekten yerdeki pisliği bile yer misin?” diye soruyor ve “Tabii ki yerim Emir Ağa ama asıl sen benden böyle bir şey yapmamı ister misin?” Cevabını alıyor ve bunun gibi onlarca diyalog.

Herkesin hayatında pişmanlıkları vardır. Bazılarımızın pişmanlıklarının kitapta olduğu gibi geri dönüşü yoktur. Dostoyevski’nin Suç ve Ceza kitabında işlediği pişmanlık, Tolstoy’un Diriliş kitabında işlediği pişmanlık benim için çok değerlidir ve yerleri ayrıdır. İnanın burada işlenen pişmanlık başka, burada yüreğinize dokunan hatta acıtan bir şeyler var ve bir yazar Dostoyevski ile karşılaştırılıyorsa tüm samimiyetimle yazıyorum, o yazar mutlaka okunmalıdır!

Acaba, yeniden iyi biri olmak mümkün mü?
375 syf.
·10/10 puan
Sabahın 06.34'ünde yazmaya başlamak bir deli işidir. Uykusuz uykusuz.. Deli değilim fakat akıllı olduğumu da söyleyemem. :)

Bu kitabı herkese öneremeyeceğim malesef. Bu muazzam kitabı sadece güzel yürekli insanlara önerebilirim..

Güzel kitap.. Değerlim.

Kitabın her sayfasında farklı bir anım var. Daha ilk sayfalarında beni çok etkileyen bir kitap.

Kitabı alışımda bile güzel anım var. Dediğim gibi güzel kitap. Anısı da güzel olur.. En yakın zamanda kitapçıya gidip bu kitabı alacağım diye düşündüğüm günlerde, anne ısrarıyla bir misafirliğe gitmiştim. Tabi bu zorlu gidişte yanıma bir kitap aldım ki çok sıkılırsam okuyayım. Her ne kadar okumasam da benim için çok güzel bir şeye vesile oldu. O kitabı elimde gören ev sahibinin kızı bana kütüphanesinden kitap hediye etmek istedi ve "Uçurtma Avcısı" nı verdi. Ona çok teşekkür ederim. Ama ben bunu Allah'ın lutfu olarak görüyorum, tüm sıkılmalarıma karşılık..

Dediğim gibi, Güzel kitap.. Değerlim.

Tekrar tekrar okumak isteyip, bir kere okuduğum kitabı ikinci defa okuyamama karşılık, sadece aralarından rastgele sayfa açıp, satırlarında göz gezdirdiğim kitap..

Eğer siz de Emir gibi kalbinizin en değerli köşesinde baba sevgisi eksikliği hissediyorsanız, ya da canınız pahasına sevdiğiniz "Sen iste, bin tane uçurtma getireyim" diyebildiğiniz bir arkadaşınız varsa, hiç durmayın derim.. Yalnız dikkatli olun, gözyaşlarınıza hakim olamayabilirsiniz.

Güzel kitap, Değerlim..

Bu kitabı okuduktan sonra bir müddet okuduğum kitaplardan bir şey anlamadım. Sevemedim. Basit geldi. Güzel gelmedi. Her önerilen kitaba Uçurtma avcısı gibi mi? Dedim. Cevap hayırsa almayı da okumayı da erteledim. Çünkü ben bu kitabı çok sevdim. 'Ne kadar abarttın' diyecekseniz eğer, imkanım olsa biraz daha abartırım derim. Çünkü güzel kitap.. Değerlim..

Tatile giderken sayfaların kenarına çantamdan gıda boyası bulaşan kitap, ikinci el olduğu için buruşuk, bazı yerlerde altı çizili kitap, okurken sayfalarında gözyaşlarımın bulunduğu kitap, ne kadar eski gözüksen bile seni roman olan bütün kitaplardan daha çok seviyorum. Güzel kitap, Değerlim.. Dediğim gibi, seni seviyorum..
375 syf.
Khaled Hosseini 2003 yılında yayımlamış olduğu ilk kitabı Uçurtma Avcısı (The Kite Runner), uluslararası alanda beğeni kazanmış ve birçok dile çevrilmiştir. Yazar bu ilk kitabında kendi hayatından esinlenerek Afganistan’da yaşanan ve günümüze hala bir sonuca ulaşamayan iç savaşın izlerini taşımıştır.

Amir ve Hassan'ın arkadaşlığını görüyoruz ilk önce. Amir ve Hassan Kabil'de, monarşinin son dönemlerinde birlikte büyüyen iki çocuktur. Amir varlıklı ve tanınan bir işadamının oğlu, Hassan ise Amir'lerin hizmetkârının oğlu. Ancak Amir'in babası Hassan'ı kendi oğlundan ayırmıyor ve ikisi kardeş gibi büyüyorlar. Amir içten içe Hassan'ı kıskansa da Hassan Amir'e ölesiye bağlı.Akıllardan çıkmayacak bir diyalog Hassan'ın sadakatini anlamamıza yardımcı oluyor. Amir,'Benim için gerçekten yerdeki pisliği bile yer misin?' diye soruyor ve 'Tabii ki yerim Amir Ağa ama asıl sen benden böyle bir şey yapmamı ister misin?' cevabını alıyor. Her şeye rağmen güzel bir hayat sürerken Sovyet işgaliyle birlikte Afganistan'da tüm hayat altüst oluyor. Bundan sonrası değişen yaşamlar, kaderin cilvesi, geçmişte yaşanan ihanet ve pişmanlıklar... Sırasıyla, Amir’in Hassan’a ihanetini görüyorum; boğazım düğümleniyor. Rus askerinin geçiş bedeli olarak kucağında bebeğiyle oturan kadınla "20 dakikacık yalnız kalma" isteğine sessiz küfrediyorum, zinâ yapan kadının bir futbol müsabakasının ardından taşlanmasını görüyorum ilk taş atılıyor ve dolu dolu bir "tak!" sesi geliyor kafasından; kirpiklerim bile diken diken oluyor. Kadını elden ayaktan tutup, bir paçavraymışçasına kamyonetin arkasına fırlatıyorlar. bu sefer daha tok bir ses çıkıyor, iç çekiyorum derinden!..

The Kite Runner; suçluluk, pişmanlık, telafi, aile, ikinci şans, nefret, sadakat ve en önemlisi gerçek dostluk hakkında size verebileceği her şeyi sade ve içten bir halde sunuyor. İnsanlık değerlerini yeniden sorgulamanızı ve dünyaya daha gri bakmanızı sağlıyor.

Amir Hasan'a ezilmiş ve dağılmış narlar fırlatır, Hasan'a bağırır ''sende bana at, korkaksın'' diye Hasan yerden bir nar alır ve başında ezer. Bu sahne dağılan bir toplumu ve dağılan arkadaşlığı anlatıyordu. Daha sonrasında gelen sahnelerde iç burkan yerler mevcuttu. Bunlardan birisi de, yukarıda belirtildiği gibi, Afganistan’dan kaçmak üzere olan Amir ve babasının bulunduğu araba Ruslar tarafından durdurulur. Rüşvet verilir ama Rus askeri, elinde bebeği olan kadınla arabanın içerisinde yirmi dakika geçirmek ister, böyle bir durumda arabanın arkasında bulunan onlarca insandan yalnızca biri ayağa kalkıp Rus askerinin karşısına dikilir. Bu sahne ise toplumun haksızlığa karşı nasıl boyun eğdiğini ve toplumların nasıl dağıldığını en iyi anlatan sahnelerden biriydi. Aklıma Einstein'ın sözleri geliyordu ''Dünya yaşamak için tehlikeli bir yer; kötülük yapanlar yüzünden değil durup seyreden ve onlara ses çıkarmayanlar yüzünden''. Kitabı özetleyecek olan sözlerden birisi bence budur. Hasan’ın sessizliği, arabadakilerin sessizliği, recm uygulanan kadının öldürülme anında stadyumdakilerin sessizliği. Bu kitap tamamen bir sessizliği ifade ediyor, hırsızlıkla suçlanan Hasan'ın sessizliği, babasının onu alıp kapıdan çıkarken geride bıraktığı kırk yılın sessizliği ve elinde uçurtma olan çocuğun başına gelenler sırasında izleyen kişinin sessizliği. Duygularımı darmadağın eden ve günlerdir aklımdan çıkmayan bir sahneye ne denilebilir ki birden bire bir sıcaklık hissediyor bu sıcaklık gözlerinden süzülen bir kaç damla yaştan başka bir şey değildir. İşte böyle bir kitap Uçurtma Avcısı. İnsanlığın haksızlıklar karşısında gelebileceği son noktayı, terörü, işgali, arkadaşlığı, korkuyu, korkaklığı en iyi şekilde anlatıyor ve unutamayacağınız bir ders veriyor sizlere. Hayatımın geriye kalan kısmında unutamayacağım ve hatırladıkça bende bıraktığı izlerin aynı olacağına inandığım bir kitap oldu. Tek bir günah vardır ve o da hırsızlıktır. Diğer tüm günahlar onun türevleridir. "Bir adamı öldürürsen, bir hayat çalarsın. Karısının onun üzerindeki hakkını, çocukların babaları üzerindeki hakkını da. Yalan söylersen birinin doğruluk üzerindeki hakkını çalarsın. Hırsızlıktan daha tiksindirici bir şey yoktur."

Spoiler içerir.

Keyifli okumalar dilerim.
430 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
Yine bir savaş hikâyesi! Ardında yitirilen hayatlar, kaybolan gençlikler, hüzünler, dertler ve nihayetinde savaşların sonucunda en ağır bedel ödeyen kadın ve çocuklar…
Afganistan, yarım asırdan beri dünyanın gözü önünde, süper güçlerin gövde gösterisi yaptığı bir saha, din istismarcıları için mezbaha oldu ve olmaya devam ediyor maalesef.
Daha önce okumuş olduğum “Uçurtma Avcısı” kitabının kurgusu, olayları kronolojik sırasıyla aktarması ve vermiş olduğu karakterlerin duygu yansıtmasıyla beni çok etkilen yazar, bu eseriyle bir daha gönlümde taht kurmuş oldu.
Duygularınıza yenilip yer yer gözyaşlarınıza hâkim olamadığınız bu eserde, feleğin çemberinden geçmiş aynı adamla evlenmek zorunda kalan, iki çocuk gelinin hayatı anlatılmaktadır. Çaresizlik karşısında boyun eğerek, yaşama tutunmaya(Her ne kadar istemeseler de) çalışan iki mazlumun, iki fidanın hayatı.
Dünya yakın tarihi hakkında da oldukça aydınlatıcı olan, Asya’nın göbeğinde İnsan hayatının özelliklede kadınların, ne kadar değersiz olduğunu anlatan bu eser kesinlikle okunmalı ve okutturulmalıdır.
424 syf.
·221 günde·10/10 puan
Orjinal adı "and mountains echoed " olan kitap yazarın diger eserleri olan uçurtma avcısı ve bin muhteşem Güneş kadar popülerlik yakalayamamis eseridir. Aslında Türkiye'de pr çalışması yapılmadığından da öyle olmuş olabilir başka ülkelerde yapılan incelemeler gayet olumlu. Dilden dile cevirilerde okuyan halka göre yapmak lazım olsa gerek. İçinde bol bol ajitasyon olmakla birlikte Khaled Hosseini'nin çıraklık eseri gibi duruyor. Yine de okunmaya değer.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
375 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Kitap okuma alışkanlığı kazanmak isteyenler için tavsiye edilebilecek akıcı,duygu yüklü ve kişiye onlarca duyguyu bir arada hissettirebilecek olan edebi eser.

Bu sürükleyici etkiyle kitap umduğumuzdan da çabuk bitiyor ama iki küçük arkadaşın dünyası o kadar sarıyor ki içimizi uzattıkça uzatmak istiyoruz. İnsanın kendi iç hesaplaşmasını da yürekli bir şekilde dile getirmiş yazar.

Kitap gerçekten çok uzun bir zaman dilimini anlatıyor. Esas kahramanların çocukluğundan başlayarak büyüme dönemlerine kadar tamamen gittiği için hikayeyle birlikte bir yaşama da şahitlik ediyorsunuz.

\/\/\/ Savaşın buram buram her yanımızda hissedildiği bu günlerde; ne kadar yıkıcı etkileri olduğunu anlamak adına; bir kere daha akıllara nakşedip barışın ne kadar parlak ve sarıcı olduğunu hissetmek adına mutlaka okunmalı diyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Püren Özgören
Unvan:
Çevirmen
Doğum:
Adana, Türkiye, 1957
1957’de Adana’da doğdu. Avusturya Lisesi’nde eğitimini tamamladıktan sonra Miami Üniversitesi’nde eğitim gördü. F. Scott Fitzgerald, Doris Lessing, D.H. Lawrence, Roald Dahl, Patricia Highsmith, Yukio Mişima, Henry Miller, Lawrence Durrell, Ernest Hemingway, Toni Morrison, Susan Sontag, Khaled Hosseini, Janet Wallach, Roman Polanski, Truman Capote gibi yazarların eserlerini dilimize kazandırdı.

Yazar istatistikleri

  • 127 okur beğendi.
  • 194,3bin okur okudu.
  • 4.177 okur okuyor.
  • 64,5bin okur okuyacak.
  • 3.139 okur yarım bıraktı.