Herkesin ekmek bulduğu, hiç kimsenin kimse tarafından sömürüp kul edilmediği, herkesin en azından okuryazar olduğu bir dünya olmalıydı uzaya giden dünyamız.
Ben deli olurum, insanlar karanlık karanlık, kuşkulu baktıkça bana… bütün insanlar kuşkusuz, korkusuz, çıkar düşünmeden, düşmanlık geçirmeden içlerinden baksalar birbirlerine…
“Ben sevgiden, sevinçten söz açmak istemez miyim, delice, çılgınca, içim taşa taşa, bir sevinçten söz açmak istemez miyim? Ben sevinçli adamım. Bu dünya böyle olmasa, böyle kara, karanlık olmasa, ben sevinçten taşar coşardım. Yaradılışım karanlıktan çok aydınlığa, acıdan çok sevince...Ne çare, ne çare ki sevinmek gelmiyor elimden…
Agatha christie’nin okuduğum ilk kitabı polisiye tarzında kitap sevmememe rağmen güzel övgüler duyup okumaya başladığım sonunu merak ettiğiniz için kendine bağlayan sürükleyici ve güzel bulduğum kitap
Tanınmayan gizemli ev sahipleri tarafından asker adasına mektupla davet edilmiş on kişi ON KÜÇÜK ZENCİ tekerlemesiyle seri işlenen cinayetler ve bir katil.
Kitabın güzel yanı acaba simdi kim ölecek bunlardan birimi katil diye sürekli düşündürüyor olması.
Polisiye sevenler için ters köşe yapacak güzel bir kitap. Ben katili ilk seferde tahmin ettim o ayrı konu tabi :)