İsrail'le doğrudan ilişki kuran bütün Arap ve İslam ülkelerinin mutlaka tecrübe ettiği bir şeyi, herhalde günün birinde Fas da fark edecektir: İsrail'in birinci önceliği, Müslüman komşular arasında kalıcı problemler meydana getirmek ve çatışmaları körüklemektir. Çünkü "barış" denen şeyi başka türlü sürdürebilmesi mümkün değildir.
Maddi ve manevi olarak umudunu yitiren bir seyyar satıcının kendi bedenini ortaya koyarak -hiç de böyle amaçlamadan- başlattığı dönüşüm süreci, bugün artık tamamen tıkanmış vaziyette. Plansız programsız, hazırlıksız ve lidersiz çıkılan "devrim yolculuğu"nun, başladığı yere döndüğü de söylenebilir. Halk kitleleri yine umutsuzca sokaklara dökülüyor, değişimin ne kadar zor ve çetrefilli olduğunu artık bilerek üstelik.
İslam'ın siyasal, ekonomik ve toplumsal alandaki tezlerini "ayak bağı" olarak gören yönetimler için, "dindar laiklik" modeli, altın anahtar rolünde. Böylece hem "dine saygılı" bir iktidar görüntüsü oluşturuluyor, hem de dinin herhangi bir alanda "ayak bağı" olmasına müsaade edilmiyor.
Ne idüğü belirsiz tiplerin coğrafyamızda cirit atmasına aşinayız. Onların kendi ajandaları çerçevesinde her deliğe burunlarını sokmalarına ve kendi menfaatleri için bizden birilerini bayraklaştırmalarına da. Ancak keşke, geçmişin tatsız tecrübelerinden ders almış olsak...