• Banu Avar'ın 2010-2012 yıllarında yazdığı makalelerin toplandığı bir kitap. Bu kitap ile yakın geçmişteki siyasi ve tarihi gelişmeleri (Arap Baharı!-kışı-) adım adım izleme fırsatı buldum.

    Küreselleşme iddiası altında, tek dünya devleti ile tüm dünyada hakimiyeti kurmak isteyen, ulusötesi şirket sahiplerinin hedeflerine ulaşmak için neler yapabileceğini ve bunları nasıl yaptıklarını -yöntemlerini- adeta bir şablon halinde gözler önüne seriyor Banu Avar.

    Peki neler yapmış bunlar? - Bundan sonrası spoiler :) -

    -2005 yılında ''Koruma Yasası'' çıkarılarak, bir ülkede belli bir etnik ya da dini grubun şiddete maruz kaldığı gerekçesiyle BM'ye başvurması sonucu ''İnsani Müdahale'' nin meşru gösterilmesi sağlanmış.

    -Bundan sonrasını biliyorsunuz zaten, hedef seçilen ülkede dış destekli eylem ve protestolar başlamış, ülkedeki iktidar medya ile olabildiğince şeytanlaştırılmış ve o ülkelere demokrasi! şaka şaka sömürgeci asker ve şirketler gelmiş.
  • ...Kan operasyonları, ''halk hareketi'' diye yutturulan ''Arap Baharı(!)'' ile kanıtlanmıştır.
  • Tüm medreselerde olduğu gibi Kürt medreselerinde de eğitim, Kur’an okumayı öğrenmekle başlar. Kur’an öğrenmede istenen ilerleme sağlandıktan sonra, Melayê Batê’nin Mevlüd’ü, Ehmedê Xanî’nin Nûbihara Biçûkan (Çocukların Baharı) ile Eqida İmanê (İnanç Yolu) adlı kitapları, Feqiyê Teyran’ın, Eli Herîrî’nin, Melayê Cizîrî’nin divanları ile diğer Kürtçe yazılmış kitaplar okutulur. Arapça grameri ile diğer tanınmış Arap melelerin yazdıkları dini içerikli kitaplar da medreselerde ağırlıklı olarak okutulur; ancak olanaklar elverdiğince Kürtçe kitaplar okutulmasına da özen gösterilir.
  • Genel bir değerlendirmeye göre 1'inci Dünya Savaşı Ortadoğu'da devam etmektedir.
    Paylaşılan Osmanlı toprakları üzerinde İngiltere ile Fransa'nın çizdikleri yeni sınırlar, tam olarak yerlerine oturmamışlardır.
    Bu coğrafyaya İsrail'in de gecikmeli olarak girmesi ile zaten istikrarsız durumdaki Ortadoğu, 1'inci Dünya Savaşı sonrasındaki belirsizliğin egemen olduğu bir tabloyu tekrar yaşamakta gibidir.

    İdlib uzlaşması
    Önceki gün Soçi'de Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Putin arasında varılan "İdlib Uzlaşması" Ortadoğu için 1'inci Dünya Savaşı'nın sonunu getirirken belki yine Ortadoğu için 3'üncü Dünya Savaşı düzenine ilk adımın atılmasını da simgeliyor olabilir.

    Yeni bir kriz
    Artık Ortadoğu'da belirleyici güçler olarak İngiltere ve Fransa yok. Acaba yeni Ortadoğu'da artık Amerika-İsrail birlikteliğine karşı Rusya ile Türkiye mi var?
    15 Ekim'de uygulanmaya başlayacak İdlib Uzlaşmasında henüz ilk hazırlıklar yapılırken, İsrail jetlerinin yönlendirmesi ile bir Rus uçağının Suriye tarafından düşürülmesi, yeni Ortadoğu'nun eskisinden farklı bir karmaşa içinde olduğunu gösteriyor.

    İhtiyatlı iyimserlik
    Bu gerçeklerin ışığında İdlib Uzlaşmasına da, iyimserlikle ama ihtiyatla da yaklaşmalıyız.
    Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından seslendirilen ve İdlib'deki milyonlarca sivilin hayatlarını güvenceye almayı amaçlayan siyaset çizgisi, ilk bakışta başarıya ulaşmıştır.
    15-20 kilometre genişliğindeki bir güvenli hattın içindeki teröristler ve buradaki ağır silahlar temizlenecektir.
    Bu temizliği Türk ve Rus askeri güçleri ortak çalışma ile yapacaklardır. Ve bu arada artık ne Rusya ne de Suriye güçleri İdlib'e saldıracaklardır.

    ABD güdümlü teröristler
    Unutmayalım ki İdlib Uzlaşmasında bölgeden temizlenecekleri söylenen teröristler, ABD'nin kiralık askerleridir.
    Bunların 15 Ekim'e kadar gelişmeleri sessizce izlemeleri ve buradan yönlendirecekleri insansız hava araçları ile Rus ve Suriye üslerini vurmamaları acaba ne kadar mümkün olacaktır. Ya da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Soçi'de hatırlattığı gibi, Fırat'ın doğusundaki ABD güdümlü teröristler bundan sonra ne yapacaklardır?
    Bu Arap Baharı meğer bir rüzgârla değil bir kasırga ile gelmiş bu coğrafyaya... Suriye'nin, Libya'nın, Mısır'ın hallerine bir bakın...
  • Ruknettin'in aynalarda ağladığı kadar var.
    Bir mevsimin kıyısından tutarsan Ruknettin
    Kurak ovalara yağmurlar yağar,
    Ayak bileklerinden kavrarsan bir harfi,
    Kalbin şiir olup vadilerini sular.
    Senin de vadilerin vardır Ruknettin!
    Kehanetler kurarsın, yağmalarsın kendini
    Kurtarıp o yangında ilk önce kalbini
    Niyedir, aynalarda azalır sesin.
    Doktorum
    Ben bu kalbimi sarınır örtünürüm
    Kış gecelerinde o nu yakar ısınırım
    Üşürsem helak olacağımdan korkarım.
    Doktorum
    Gayya kuyusuna inmek istemem
    Bana bir ip uzat, yağmurlar istemem
    Aynaları kırarım,suretimi istemem
    Mevsimler dönedursun, bu dünyayı istemem
    Ben Allah'ı isterim.
    Ben hep aynalardan geçerim doktor
    Aynalar benden geçer.
    Araf'tan bir sepet sarkıtırım aşağı,
    Doluşur içine narin böcekler
    Yaşamayı yeni öğrenmiş kelebekler
    Üşüşür ben kalbimi sarkıtınca aşağı
    Ben hep aynalardan geçerim doktor!
    Günahları için ağlayan kim varsa
    Kanatlarıyla okşar onu melekler
    Hep böyle midir
    Kalbin hep böyle yavaş mıdır Ruknettin?
    Aynalar sana bir savaş mıdır Ruknettin?
    Yarin dudaklarından trenler geçer de
    Kalbinin istasyonunda durmaz mı
    Sen hiç satrançta yenilmez misin
    Atına binip hep gider misin
    Bilmez misin, atından ayrı düşen bir vezir
    Zehir gibi çoğaltır kanında yalnızlığı
    Ve nihayet şahlar da aynalardan geçer
    Bir sen mi kalırsın bu rüyada Ruknettin
    Herhalde hep böyledir
    Bu dünya sevenlere bir tuzaktır Ruknettin!
    Buraya kalbinizi kuşatmaya geldiydik
    Konuşmayı unuttuyduk, hal diliyle söylediydik.
    Dua okuduyduk, yağmur dilediydik
    Kalbinizi kuşatmaya geldiydik.
    Hoşgeldiniz.
    Buyrun.
    İşte kalbim.
    Adımı unuttuğum zamanlarda RUKNETTİN'im
    Gövdesi ihlal edilmiş bir yetimim.
    Şu kapıdan buyurun, az ilerisi kalbim.
    Benim kalbim bir ıslahevidir doktor.
    Yetim bir çocuk durmadan azarlanır içinde
    Benim kalbim gövdesi ıslahevlerine çakılı bir kuştur
    Uçmayı bilmeden ölür kenar otellerde
    Kalbim ıslah olmaz bir kuştur doktor
    Tıkanır, ölür metropollerde.
    Bir çiçeği uyandırmak için mi
    Söner bu ateşgahlar
    Kaldırmak için mi yeraltını
    O derin uykusundan
    Kurur bu göl
    Ne var ve ne oluyor
    Neden türkü söylüyor fesleğenler
    Uzakta biri mi göründü
    Biri İncil okurken düşüp bayıldı mı
    Bir rüya mı gördü yalnız keşişler
    Ne oldu?
    Adım Ruknettin, tanışıyor olmalıyız
    Bir çay ocağında ya da bir merdiven başında
    Sunmuş olmalıyım kalbimi size
    Bakın! demiş olmalıyım henüz avladım O'nu
    İgvanın zehrini boşalttığı kuyularda.
    Yalnız günah parlar zifiri karanlıkta
    Ve kuyudan kuyuya bir yol yoktur
    Bir avcı tüfeğini doğrulttuğunda
    Ay gibi ışıdığında bir aşk
    Bir mevsim yönünü şaşırdığında.
    Hayret etmiş olmalısınız, kalbim
    Hezarfen misali havalanınca.
    Korkarım sevgili doktor, bu mektuba kendimi üzerek başlayacağım
    Çabuk büyüyen bir çocuk gibi,
    Ceplerimin nerede olduğunu unutacağım önce
    Ve mazi gizlenecek bir yer bulamayacak kendine.
    Sonra bir menekşeyi teheccüde kaldırmayı unutacağım.
    Unutacağım, hangi şehirde durursam yar beni karşılar.
    Nerede ölürsem bahtıma idamlar çıkar
    Gülümseyen bir arap olacak yüzümün size bakan tarafı,
    Terkedip gitmelerin ağırlaştığı bir güz olacak öte yarısı.
    Alnımın dokunduğu yerden savaşlar artacak
    Ve bahar giysilerine bürünmüş gelirken kıyamet
    ''gönüllü mağlupları olacak hayatın'' doktor.
    Yarından korkan adam,
    Ruknettin böyle söyler.
    Siz doktor, yazabilir misiniz bir gülü yeniden
    Alıştırabilir misiniz baharı çürüyen toprağa
    Kabaran yağmuru yeraltına
    Ve bir aşkı ayrılığa
    Yakıştırabilir misiniz doktor
    Kanatlarında hüzün ve manolya taşıyan
    Kuşlarla konuşabilir
    Ve trampetimi geri verebilir misiniz bana?
    Ah kalbin moğolları ! size verecek ne kaldı
    Bir kitap olup yandı da o
    Külünden zehir kaldı
    Bir hayal olup uçtu da
    Gökte melekler bağırdı
    ''eve dön,eve dön!''
    Döndüm ki; şehrin ağrıları üstüme kaldı
    Bulvara uzanmış diskotek kızları/o melul orospular/
    Süpermarketler, bankalar
    /yani toplu insan mezarları/
    Üstüme kaldı.
    Size ne denir ey kalbin istilacıları
    Barbar denir, 'bir hayal yıkan' denir.
    Alın O'nu da götürün, bir kalbim kaldı.
    Bir ilkokul atlasında gemilerim yandıydı
    Cenevizden geliyordum, elimde mektuplarım vardı.
    Elimde ölü bir kızın sağır saçları vardı
    Bir mevsimin ortasında kalakaldıydım
    Bakkaldan manavdan değil,
    Cenevizden geliyordum doktor
    O kızın saçlarından geliyordum
    Yitirilmiş bir mahkemeden
    Galiba kalbimden geliyordum.
    Bir güle boyun eğdiren nedir
    O aşk değilse
    Nedir kalbe çıkartılan
    Tutuklama emri,
    Aşk değilse.
    Ah, o sığınaklardan
    Yitikleri toplayan
    Ve düşlere vuran gemi
    Nedir aşk değilse
    Size kendimden bahsediyorum doktor
    Biraz yağmur kimseyi incitmez.
    İyi ruhların arasında dolaşan
    Bir gölgeden sözediyorum.
    Acıdan çatlamış kalbi
    Soğuğa dayanıklı kılan bir bilgiden
    Terkedilmiş şizofrenleri
    Kendine çeken vadiden
    Keşişlerin hüznünden
    Ve bir aşk yüzünden
    Ayları karıştıran kişinin
    Tababet-i ruhiyyesinden
    Size kendimden bahsediyorum doktor
    Ben kar yağarken ıslanmam.
    Benim öbür adım rüzgar
    Uğradığım orman
    Değdiğim kalp uğuldar.
    Deki bulunur elbet
    İyi bir hal üzre kaybolan kişi.
  • BİR ORTADOĞU MASALI

    Bilirsiniz belki, aslında Ortadoğu diye bir yer yoktur.
    19. yüzyılda başlar hikayesi… Yine bir İngiliz masalı olarak…

    Bir varmış, bir yokmuş,
    İnsanlar koyun olunca
    Kurtlar da çoban olmuş başlarına
    6 milyarlık sürüyü, boy boy, soy soy ayırmışlar.
    Aralarına sınırlar koymuşlar.
    Yüksek yüksek, derin derin sınırlar.
    Sınırlar içinde, sınırlar…
    Dikenli teller, taş duvarlar, mayınlar…
    Topraklarına fesat tohumları ekmişler.
    Koyunlar, kin başakları, nefret yaprakları yemişler.
    Koç olmuşlar, tokuşmuşlar.
    Yere düşenin leşini, leş yiyiciler kaldırmışlar…

    Önce siyah beyaz kutulardan izledik Ortadoğu’yu,
    Televizyon, Ortadoğu’dan daha yeni bir icattı…
    Ekranlara yansıyan görüntüler, bize çok uzak bir coğrafyadan gibiydi
    Zaten hepimizin bolca telaşı vardı…
    İsrail diye bir devlet kurulmuştu mesela 1948’de…
    Krallıklar, genç subayların kralları devirdiği topraklar.
    Panarabizm – Nasır devrimi- Baasçılık akımları falan derken,
    Baktık, yerleşimler, işgal politikaları Filistin’de…
    Arap-İsrail savaşı sonra..
    Diktatörlükler, krallıklar, yoksul halklar..
    Petrol zengini şeyhler…
    Hepsinin, ötesinde-berisinde savaşlar, işkenceler, mülteciler, acılar…
    Ve hepsi siyah beyazdı başlangıçta…

    Sonra renklendi kutular,
    Bombaların rengi değişti, kanın rengi değişti.
    Siyahlar kırmızı, beyazlar isli bir dumana dönüştü.
    Evimizdeki küçük dünyamız renklenmişti…
    Açtık gözlerimizi, diktik kulaklarımız ve anlamaya çalıştık ‘Ortadoğu’ yu…
    Rengi kızıl…
    Kokusu ağır…

    Osmanlı’nın yıkılışının ardından başlayan,
    Yarım asırı aşkın bir süredir devam eden,
    Sömürgecilerin bölgeye girişiyle;
    ‘Osmanlı’ya ihanet eden Araplar’ senaryolarını yazdılar bizim zihinlerimize
    Kimse ‘Medine müdafasını’ , ‘Zeytin dağı’nı okumamıştı zaten.
    Hepimiz milli eğitim müfredatlarının anlattığı hikayenin bir parçası haline geldik
    Sandık ki, sadece biz böyle büyüdük.
    Halbuki Arap çocukları da böyle büyütülmüştü.
    Türkiye’de biz, andımızı okurken,
    Onlar da kendi ülkelerinde ‘antlarını’ okudular.
    ‘Osmanlı işgalinden’ bahsetti birileri onlara,
    Bize de ‘Arapların ne kadar hain’ olduklarından bahsettiler

    Sonra hepten koptuk biz bu coğrafyadan…
    Ekran kutularında izlediklerimiz, zaman içerisinde internetin sağladığı imkanlarla çok daha çabuk ulaşmaya başladı evlerimize.
    Başkaları bir sürü hikaye yazdı.
    Biz o hikayeleri okuduk.
    O hikayelerin kurbanı olduk.
    Hiç tanımadığımız adamları sevdik, ekranlardan izleyerek.
    Hiç tanımadığımız adamlara düşman olduk.
    Sonra başımızı kaldırdık,
    Bi bakalım dedik, ne oluyor gerçekte diye?
    Her coğrafya, kin ve öfke dolu bir nesil yetiştirmişti.
    Bazı ülkelerde mezhepler arasında farklılıklar vardı,
    ‘Mezhep çatışması kaçınılmaz’dı..
    Bazılarında etnik unsurlar ‘birbirleriyle asla anlaşamazdı’
    Cetvelle çizilmiş sınırların ötesinde, ‘aynı etnik unsurlara ve aynı mezheplere bağlı olanlar ise, farklı kabilelerdendi, onlar da birbirlerini öldürmeliydi’
    Öldürdük…
    Öldürüyoruz…
    Belki öldürmeye devam edeceğiz…
    ‘Radikal İslamcılıktan’ bahsettiler bizlere.
    Radikal İslamcı ‘terör örgütlerinden’ sonra.
    Baktık, bunların bütün faaliyet alanları, bizim coğrafyamız.
    İslam coğrafyası…
    Bi film yaptılar.
    Bir köydeki adamın hayat hikayesinden bütün dünyanın haberi oldu.
    Gözlerimizi kapattılar, Gazze’de, Somali’de, Arakan’da, Doğu Türkistan’da ölen çocukların hikayelerinden hepimiz bihaber kaldık!
    Somali’de eş-Şebab’ı anlattılar bize, Afganistan’da Taliban’ı, el-Kaide’yi, Yemen’de Husiler’i, Irak’ta Işid’i, Filistin’de Hamas’ı, İslami Cihad’ı, Lübnan’da Hizbullah’ı, Mısır’da İhvan’ı, sonra başka radikal İslamcı terör örgütlerini…
    Onların terörist olarak tanımladıkları…
    Onlara karşı savaşanlar,
    Sonra birbirlerine karşı savaştılar…
    Sovyetler Afganistan’ı işgal etti…
    Hollywood, filmler yaptı Afgan mücahitlerle ilgili.
    Ve zihnimize kazıdı, ‘Amerika’nın Afgan cihadına verdiği desteği’,
    Afgan halkının cihadı kutsandı(!)
    Taliban, Avrupa’da, Amerika’da ofisler açtı.
    Sonra Sovyetleri kovdu mücahitler.
    Birbirlerini öldürmeye başladılar.
    Bir gün geldi, Amerika ‘teröre karşı başlattığı mücadelede, Afganistan’ı işgal etti’
    ‘Bütün mücahitleri, terörist’ ilan etti…
    Hollywood senaryoyu değiştirdi.
    Hikaye yeniden yazıldı.
    Biz yine onların hikayelerini dinledik.
    Yine onların hikayelerinde anlattıklarına itimat ettik.
    Bugün Arap isyanlarından bahsediyoruz.
    ‘Arap baharı’ dediler ona da…
    Tunus’ta ateşlendi, mısır’da 30 yıllık mübarek’i devirdi bir şubat gününde.
    Libya’ya, Nato müdahale etti. 40 yıllık Kaddafi diktatörlüğü devrilene kadar bütün ülkeyi vurdu uçaklar.
    Yemen’e, Suriye ve Bahreyn’e sıçradı.
    Hepsini aynı kefeye koyduk.
    ‘Arap halkları, diktatörlere başkaldırıyor’ dedik.
    Oysa Tunus’ta olanla, Libya’da olan birbirinden farklıydı.
    Yemen’de yaşananla, Suriye’de, Bahreyn’de yaşanan da…

    Ortadoğu malum, kanayan yaramız.
    Üzerinde mutabık oldukları tek bir konu vardı İslam ülkelerinin.
    O da Filistin meselesi…
    Mali’de el-Kaide’ye karşı Fransızların operasyonlarını, Afrika İslam ülkeleri: ‘Fransa’nın teröre karşı müslümanlara verdiği destek’ olarak değerlendirdi ve teşekkür etti Fransa’ya…

    Birileri Esed’in katliamlarını kınamak istedi, başkaları izin vermedi.
    Esed’in katliamlarını ‘kınayanlar’, Bahreyn’e tankalarını gönderip, halkı katletti.
    Esed’e ses çıkarmayanlar, onlara tepki gösterdi.
    Yemen’de vekalet savaşı,
    Suriye’de vekalet savaşı,
    Irak’ta vekalet savaşı…
    Saddam’a ‘diktatör-mücrim’ dedi birileri,
    Başkaları halk kahramanı ilan etti.
    Yemen’de posterleri asıldı sokaklara… Filistinliler için direnişin simgesiydi.
    Iraklıların kabusu. Halepçe’nin, Enfal’in katili Saddam.
    Birleşik devletlerin en yakın müttefiki, Amerikan operasyonuyla devrildi yıllar sonra..
    31 Aralık günü, kurban bayramı sabahında idam edildi.
    ‘Müslümanlara bayram, Hristiyanlara noel hediyesi verildi’

    Tüm bunlar yaşanırken,
    İslam dünyası liderleri, iktidarlarını güçlendirme telaşındaydı hep.
    Filistin davasının hamisiydi sözde hepsi.
    Zaten bütün bu coğrafyanın, İsrail terörüyle görmek istediği bir hesabı vardı.
    Liderlerinin tamamının ise İsrail’le doğrudan ya da dolaylı ilişkileri…

    Gazze defalarca vuruldu…
    Hatırlıyorsunuz değil mi? Ne çok çocuk öldü! Ne çok anne acıya gömüldü çığlık çığlığa…
    Hep hayıflanırım, biz o filmlerden bir tane bile yapamadık.
    Tek bir Filistinli çocuğun hikayesini dünyaya anlatamadık.
    Annesiyle helalleşerek uykuya dalan, sabahın ilk ışıklarından evvel, tepesine yağan bombaların tesiriyle parçalanan, gözlerini sonsuza dek kapatmış nice Filistinli tomurcuğun cesetleri sadece toprağa gömüldü…Unutuldular…

    Şimdi, bu doğrudan yahut dolaylı ilişki sahiplerinin bir kısmı, ordu kuruyor Yemen’de Husi tehdidine karşı.
    Beriki Amerikan işgalini fırsat bilmiş Irak’ta mezhepçilik peşine düşmüş…
    Filistin halkı 1948’den beri, İsrail’in işgal, katliam, işkence ve tecrit politikalarıyla karşı karşıyayken, Müslüman Arap ülkelerinin aklına ordu kurmak ve İsrail’in karşısına koymak diye bir şey gel(e)medi
    Şimdi aslında hikaye şuydu:
    Arap isyanları başladığında Libya’ya ‘Kaddafi’yi devirmek-halkı özgürleştirmek için’ uçaklarını ve tanklarını gönderenler,
    Bahreyn’e, rejimi ayakta tutabilmek için gönderdiler ordularını.
    Her yerde ‘İslam ümmeti uyandı, ayaklandı. Arap baharı yaşanıyor, devrimler geliyor diyen birileri, Suriye’de! ‘Orada devrim olamaz-orası bizim etki alanımızda-kontrolümüzde’ dedi.
    Askerlerini gönderdi, rejimi ayakta tutmaya çalıştı.
    Amerika ve batı, ‘demokrasi hamisi’ olma iddialarına karşın, Mısır’da darbeci Sisi’nin meşruiyet kazanmasına çabaladı.

    ‘Birileri büyüdükçe budandı, diğerleri küçüldükçe sulandı’
    Mezhepler, yoksa etnik unsurlar, yoksa kabileler…
    Ha bu arada, diktatörler falan devrildi, yine yerseniz.
    Ortadoğu yeniden şekilleniyor.
    Herkes öldü, her yerde patladı bombalar
    Petrollerini özenle korudu demokrasi hamileri.

    Şimdi böyle enteresan, böyle kocaman bir fotoğrafın belki birkaç sayfaya sığmayacak özeti.
    Ancak bu iş bittiğinde, bir şey göreceğiz.
    O da: yerle yeksan edilmiş Suriye, Libya, Yemen, Irak, Afganistan, Pakistan, Somali ve bu coğrafyanın insanları…
    Hepsi müslüman, hepsi mustazaf olan, bir şekilde yaşamlarını sürdürmeye çalışan, bu toprakların çocukları….
    Öldürülenler, katledilenler, katledenler… savaşın mağdur ettikleri… kadınlar, çocuklar, adamlar, gençler, yaşlılar….
    Ölüyoruz…
    Öldürüyoruz…
    Birileri seyrediyor…
    Onların silahlarıyla, birbirimizi öldürüyoruz…
    Ne korkunç ki, öldürmeye devam edeceğiz….
    Keşke biraz sakin olabilseydik…
    Bir gün hepimizin sakin olmaya ihtiyacı olacak..
    Hepimizin kardeşliğimizi hatırlamaya ihtiyacı olacak…
    Bi sakin olabilseydik… kardeş kalabilseydik… belki bambaşkaydı bu masal…

    M. Akif Ersoy
    Mart 2015

    https://youtu.be/aAyv8bSrxBg