1000Kitap Logosu
M. G.
TAKİP ET
M. G.
@VeSonSoz
Bir kitap illa bir şey öğretecek diye bir kural yok, belki sadece keyif alırsın satırlarında gezerken. O an için belki bir şey ifade etmeyebilir ama gün gelir oradaki bir ifade sende bir kırılma noktasına sebebiyet verir. M. G.
M. G.
tekrar paylaştı.
Rûhe
Cadı'ı inceledi.
224 syf.
·
15 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
"Bu işittiğiniz şey ne masaldır, ne efsane!" Evet, kitabın sonunda da belirtildiği gibi gerçeğin efsane, efsanin ise gerçek olarak insanlar tarafından kabullenildiği bir kitap. Gulyabani'nin üzerine Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın ikinci bir kitabını okumak çok hoş oldu. Bu kitabı Gulyabani'den daha güzel buldum. Bunun birçok nedeni var ve sonda kıyaslama gibi anlatacağım. Şimdiyse konuya değinelim. Olaylar, sonradan pek de karşılaşmayacağımız, hatta sadece adını bir ya da iki kez duyacağımız Fikriye'nin evlenme konusuyla başlıyor. Yengesi ona pek "münasip" bir koca bulmuştur fakat ortalarda dolaşan dedikodular Fikriye'yi olabildiğince korkutmuştur. Çünkü bu kocanın, yani Naşit Nefi Efendi'nin ölmüş karısıyla ilgili insanlar arasında bazı fısıldaşmalar yapılmakta. Ölünün arkasından konuşmazlar derler ama ölü de ölü ola bari.. Kitabın isminden de tahmin ettiğimiz gibi, hakkında bahsedilen öldükten sonra cadıya dönüşmüş eski eş Emine Binnaz Hanım. Peki bu cadı ne istiyor? Hakkındaki dedikodular boşuna değil ya? Tamam, burada bir duralım bakalım. Bunları bize kendisinin de gizemden haberi olmayan, sadece olayların başkahramanlarından bir tanesi Şükriye anlatacak. Fikriye'nin tereddütleri üzerine Naşit Nefi Efendi'nin Binnaz Hanım'dan sonra üçüncü eski karısı Şükriye'nin evine giderler.(Biraz Yasak Elma'nın ilişkileri gibi oldu :D) Çünkü onlara en iyi yaşananları bu kadından başkası anlatamazdı. Üçüncü dedim çünkü, Binnaz'dan sonra, Şükriye'den ise önce Naşit Efendi'nin bir eşi daha vardı, onun hakkında bilgimiz, sadece cadı tarafından boğularak öldürüldüğü. Şükriye'nin anlattıkları kitabın esas metnini teşkil ediyor. Cahil diye düşünerek yanına geldikleri fakat kendilerinden de âkil olduğu anlaşılan Şükriye öyle şeyler anlatıyor, öyle gizemli olaylardan konu açıyor ki, Fikriye'nin bu kişiyle aile hayatı kurmasında ısrarlı yenge bile bir şey diyemiyor. Artık konunun gizem kısmını okuyarak öğrenmelisiniz. Ben hiç bir tahminim olmadan okudum ve şaşırsam da gâyet başarılı buldum. Bu yerde Gulyabani ile bir kıyaslama yapmak istiyorum. Bu iki kitabın farklı yanları nelerdir? 1) Gulyabani gerçekten kendine has ilginç olmasına rağmen Cadı kadar derin ve düşündürücü değil. 2) Gulyabani benim hafızamda Muhsine'nin iç çekişmeleri ama aynı zamanda komik olaylarıyla kalsa da Cadı tam ciddiyetiyle seçilen bir kitap. Evet, yazar yer yer kendi mizacını da unutmuyor ama bu bakımdan iki kitap arasında dağlar kadar fark var. 3) Devrin düşünce tarzı ve bilginliğine göre, o devir için Cadı kitabını felsefi bir kitap diye şekillendirmek doğru bir tespit. Neden yazıldığı devir için peki? Çünkü bizim yüzyılımız teknoloji yüzyılı, bir şeyleri internet üzerinden araştırarak veyahut sadece internet denen bu ağ sayesinde öğrenmek, bilgi edinmek mümkün. Ve şimdinin birçok felsefi kitabı ağır dille yazılmış, hatta kendi dilimizde okuduğumuzdan şüphe ettirecek kadar zor lûgat taşıyor. Bunlara bakılırsa Cadı, bayağı anlaşılan ve derin içeriklere sahip felsefeyi kendinde barındırıyor. Kitapta özellikle dikkatimi çeken bir kaç kısım oldu. Bunlardan ilki, "sürnatürellik"le ilgiliydi. Medyum ( ispritizmacı ) bu kelimeyi şöyle açıklıyordu: "Örneğin yüksek bir dağdan bir vadiye, dereye, göle, denize şarıl şarıl su aktığı çok kez görülmüştür. Fakat bir vadi ya da dereden bir dağın tepesine doğru bir ters akışla dişli şimendifer gibi bayır yukarıya su aktığı görülmüş müdür? Bir ırmağın yokuş yukarı aktığını görsek, böyle bir garip olay karşısında bulunsak... ne diyeceğiz? Bunu nasıl açıklayacağız? Bunda iki olasılık var: ya o yokuş yukarı çıkmıyor da bize öyle gözüküyor, ya da gerçekten çıkıyor. Çıkmıyor da bize öyle gözüküyor ise yanlışlık suyun akışında değil, görme yanıltısı bizdedir." Buradaki ilk seçenek ise sürnatürellik, yani olasılığı yok derecesinde ya da tamamen yok bir şeyler. Bir de yukarıda da bahsettiğim ispritizmacılık konusuna dokunmadan yapamayacağım. Kitabın bir iki sahnesi ispritizmacıyla sohbette geçiyor, hatta birinde ruhları davet ediyorlar ve direkt ruhla diyalog başlıyor. Hüseyin Bey'in bu geniş açılı fantazisi ve de bunu hem gizemli, hem de merak uyandırıcı ve akıcı şekilde yazıya dökmesi çok hoşuma gitti, ki zaten Gulyabani kitabından bu yana o fikirdeyim. Hüseyin Rahmi Günpınar kitapları bana göre söz terkibiyle de farklanıyor. Yani ben yazarın kaleminden okuduğum Cadı kitabına başlar başlamaz "lakırdı", "olanca", "ortak" gibi ifâdeleri görünce "işte" dedim, "Günpınar'dan okuyoruz!" :) Gulyabani'yi birlikte okuduğum bir arkadaşımla bu kitabın etkisi dolayısıyla karara almıştık ki, Cadı'yı da birlikte okuyalım. Başladık, ama bazı nedenlerden hesabı kapatmalı oldu. Geri döner mi bilmiyorum, ama dönersen eğer, buradan sesleniyorum sana, iyi ki okumuşum ve iyi ki vesile olmuşsun. Her iki müthiş kitap için teşekkür ederim..
Cadı
8.0/10
· 163 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
2
29
PAZAR AKŞAMLARI Şimdi kılıksızım, fakat borçlarımı ödedikten sonra ihtimal bir kat da yeni esvabım olacak ve ihtimal sen yine beni sevmeyeceksin. bununla beraber pazar akşamları sizin mahalleden geçerken, süslenmiş olarak, zannediyor musun ki ben de sana şimdiki kadar kıymet vereceğim ? Orhan VELİ
4
M. G.
tekrar paylaştı.
Ara sıra dudaklarında bir gülümseme ve iç çekiş çakışıyor, ama gülümsemesinin iç çekişinden daha kederli olduğu anlaşılıyordu. Victor Hugo
1
24