Veronika dört paketi de yatağının başucundaki sehpaya koyup bir hafta elini sürmedi, yaklaşan ölümle flört ederek, insanların yaşam adını verdikleri şeyle -hiçbir duygusallığa yer vermeden- vedasını tamamlamayı bekledi.
Barış'ı tanıdığım yerde ne çiçekler vardı, “ne de başı bulutlarda bir çınar" O gevrek sesiyle simitçi bile giremezdi oraya. Taş avluya yalnızca kuşlar konardı bazen.
Kuş kanadına binip çayırlara gitmeyi öğretti Barış bana. Düşle gerçek, onun o yarım sözcüklerin- de öylesine iç içe geçerdi ki, dünyanın çirkinlikleri bir bulut gibi kayıp giderdi yarım göğümüzden. Taş avluda düşsel uçurtmaları uçurtmayı işte öylece öğrendim Barış'tan.