Osmanlı Devleti, muazzam bir devlet teşkilâtının, sağlam bir eğitim sisteminin, köklü bir aile terbiyesinin, yüksek bir ahlâk anlayışının üzerine kurulmuştu. Osmanlı Devleti, İran ve Avrupa tarafından gelen dış taarruzlara, iç karışıklıklara rağmen yine de güçlü idi.
Birçok sıkıntılarla on yedinci yüzyılın son senelerine gelen Osmanlı Devleti, gücünü hâlâ korumakla birlikte sınırlarda büyük kayıplarla karşılaşıyordu.
Sadrazama sık sık hatt-ı hümayun yazar ve memleketin işleri hakkında bilgi alırdı. Bununla alakalı olarak bir hattı şöyledir:
"Sen ki, veziriazamsın, birkaç gündür memleket işlerine ait cevap gelmiyor. Biz Ümmet-i Muhammed'in işini görmeye vazifeliyiz, bir gün haber gelmese, niçin gelmiyor diye düşünceye dalarım, bunu böyle bilesin. Ve bana derhal haber gönderesin."
Bir gün İstanbul'da halkın ekmek almak için fırın önlerinde kuyrukta beklediğini görünce sadrazama şu fermanı yazdı:
"İstanbul'da gezerken fırın önlerinde ekmek için bekleyenleri gördüm, halkımdan hiçbirinin ekmek almak için, bir an dahi olsa beklemesine rızam yoktur. Bu işe derhal bir son veresin. Yoksa sana yapacaklarımı sen bilirsin.