Bilinç, olanaklar ve sınırlıklar arasındaki diyalektik gerilimden doğup gelen bir fakındalıktır…A.Adler, Dişe diş, pençeye pençe, insanlar vahşi hayvanlardan daha aşağı idiler. Hayatta kalabilmek için bu sınırlamalarına karşı mücadelellerinde insanlar zekalarını geliştirdiler.
Sokrates de, o zamandan beri psikoterapinin mihenktaşı olagelen meşhul “Kendini bil” deyişini orada, tapınak girişinin hol duvarında kazınmış olarak bulmuştu
Yakınlık cesaret gerektirir, çünkü risk kaçınılmazdır. İlişkinin bize nasıl etki edeceğini daha baştan bilemeyiz. Kimyasal bir etkileşim gibi birimiz değişirse, İkimiz de değişeceğiz. Kendimizi gerçekleştirirken gelişecek mi, yoksa yıkılacak mıyız? Emin olabileceğimiz tek şey, eğer kendimizi ilişkiye, iyisine kötüsüne, tüm varlığımıza bırakırsak bundan etkilenmek sizin çıkamayacağınızdır.
Duygulanımsal olan biri tüm varlığına müdahale eden bir deneyimle karşılaştığında onu dinlemesini dalma eğilimindedir. Satre duygulanımların insanın başına gelen şeyler olduğunu kabul etmez. Ona göre, kişinin dünyadaki bulunuşunun bir sonucudur; bilinçli bir yaşantısının, edimlerinin uzantısıdır.