Kitap adeta cennetten bir yer olan sakin güllük gülistanlık, huzurun ve dinginligin hüküm sürdüğü utopik bir eser olarak başlıyor. Fakat daha sonra tüm bunlardan eser kalmaz ve kitap utopyadan distopyaya geçiş yapar.
Aslında siyasi politik kitapları okumayi pek sevmem. Fakat bu kitapta alttan alttan verilen mesajlar hoşuma gitti.
Herkesin mutlu huzurlu bir hayat sürdüğü bir ada vardır. Fakat baskanin adaya gelmesiyle birden her sey tersine dönüyor.
Peki her şeyin tersine dönmesine sebep olan nedir? Cevabı bellidir : "KOYUNLAR". Evet her seyin darmadağın olmasının sebebi koyunlardir. Hiç bir şeye ses çıkarmayan , sorgulamayan, sorgusuz sualsiz her şeyi olduğu gibi kabul eden, eleştirmeyen koyunlar. Yani biz insanlar!
Bir diktatörün belkide en sevdiği tiptir; koyun insan. Çünkü her istediğini yapacak, her istediğini elde edecek, bu insanlar hiçbir seye ses etmeyecek ve mutlak bir hakimiyet söz konusu olacak. Toplumdan muhalif bir ses çıktığında ise hemen diktatörün canavar yüzü belirecek ve korkudan bu ses de kesilecek.
Kitap gerçekten mukemmel şekilde kurgulanmış. Kitaptaki her karakterin bile basli başına verdiği bir mesaj vardır bence. Martı mesela, özgürlüğün simgesi olabilir mi acaba ? Martılara saldirildiginda yani özgürlüğü elinden alındığında bir haksızlıkla karşılaştığında nasıl canı pahasına mücadele ettiklerine şahit olduk.
Bir diğer karakter ise Yazar. Bu da okumuş, her şeyin farkında olan sorgulayan insan tipini simgeliyor bence.
Diğer karakterler ise adada yaşayanlardir. Yazar açıkça söylemese de bunlar bence "koyunlardir."
Adada yasayanlar martılar kadar cesaretli olsalar belki de bu cennet adaları ellerinden kayıp gitmeyecekti. Ama bazen gerçekten iş işten geçmiş oluyor ve geriye yapılacak hiç bir sey kalmıyor.
Kitabın anlatımı, dili