Zaman okyanusunda daima yenilenen dalgaların dövdüğü, yerinden oynamayan ve yıpratmayan bir kayaydı o. Şimdi ise akıntı onu sürüklüyordu, ölümün kıyısına vurana kadar da sürükleyecekti. Hayatı trajik bir şekilde hızla geçip gidiyordu. Buna karşılık onun saat saat, dakika dakika, damla damla içi çekiliyordu. Hep şekerin erimesini*, hâtıranın yatışmasını, yaranın kabuk bağlamasını, can sıkıntısının geçmesini beklemek gerekiyordu. Bu iki ritim arasındaki tuhaf kopukluk.
"Günler benden dört nala uzaklaşıyor, bense her birinde beklemekten tükeniyorum."