EFKÂRI İCMA

EFKÂRI İCMA
@VisaleVabeste
Kemala eren efkâr; okyanusa karışan su gibi, katreyken deryaya sahip olur. Deryaya atılmaya bak! Zira hava soğuk, donarsan bir daha böyle bir şansın olmayabilir. #EfkâraVabeste
8/10
·160 syf.·
2019 3. kitabı
Kitabı okurken şimdiki aşkların ne kadar yavanlaştığı geldi aklıma. Tabiki de aşk çok farklı bir duygu ve onu yaşayan bilir ama sevgilerin ifade ediş biçimlerinin içi boşaltıldı. Demek istediğim artık kelimeler koflaşmaya başladı içerideki duyguları dışarıya dökmek için kullanılan o güzel sözler havada kalıyor artık. Tek bir satırında bile düşünmeden edemedim. Bir günümüze baktım, WhatsApp'taki yazışmalarımıza, bir de Sabahattin Ali'nin mektuplarına baktım ve bakakaldım. Demek ki eskiden insanlar birbirleriyle mektuplaşırken aynı zamanda bir sanatı da icra ediyorlarmış. Yazarken zaten düşünmeleri gerekiyordu, çünkü düşünmeden yazmanın cezası mürekkep ve kağıtdı. Mürekkebe batırılan bir kalem, yazıları yazdığı kağıt, kağıt da mürekkep de kısıtlı, dolayısıyla kısa ama öz cümleler yazılması gerekiyordu, üstelik mektubun iletilmesi en az bir hafta sürüyor, alıcının mektubu hemen yazıp postaladığını varsayarsak, gönderilen bir mektubun cevabı iki haftadan uzun bir sürede gelecektir. Günümüzde halbuki, mürekkep ve kalem derdi yok. Çünkü dijital ortamdan iletiyoruz mesajlarımızı ve süre derdi de yok, artık saniyeler bile bizim için fazla. Sabahattin Ali bunları görseydi ne kadar mutlu olurdu . Acaba bu zamanları görseydi sanatsal cümlelerle bezenmiş mesajlar gönderecek miydi Aliye'ye ve Filiz'e ? Bence hayır neden mi? Edebiyattaki önemli isimlerin ortak özelliklerinden biri de çok sıkıntılar çekmiş olmalarıdır, eğer Sabahattin Ali, Aliye'den uzakta, çalışmak zorunda kalmasaydı ve saniye başı onunla mesajlaşma şansı olsaydı, yazışmaları günümüzdeki yazışmalar gibi yavan olabilirdi. Neyse ki öyle olmamış ve ben de böyle buram buram sevgi kokan ve safi duygularla yoğrulmuş mektupları okuma şansı yakalamış oldum. Kesinlikle Sabahattin Ali'yi ve onun eserlerini anlamak
Canım Aliye, Ruhum FilizSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202031,5bin okunma
Reklam
Bizantion'dan İstanbul'a uzun soluklu bir yolculuğa hazırlanın
10/10
·590 syf.·
Beğendi
·
2019 1. kitabı
Nevzat Başkomiserle yaptığımız uzun soluklu tarih gezisi beni İstanbul'un geçmişiyle tanıştırdı, geçmişe döndüm geçirilmemiş yılların acısına. Krallar, sultanlar, padişahlar mimarlarla görüştüm. Nice Entrikalar, ölüm fermanları, aşklar, ihtirislar, hayal kırıklıkları ile karşılaştım. Hem hüzünlendim, hem güldüm, yeri geldi hadi ama bu kadar da basit olamaz dedim. Dediğimde boğuldum çünkü derinliğini sonradan anladım. Bugüne geldim İstanbul'a baktım gözlerim karardı güneşi göremedim yüksek binalardan, hafriyatın tozundan. Eve girdim, oturdum çalışma masama ve şu an unutmadan, aklımdakileri yaşadığım duygularla beraber kağıda dökmeye çalışacağım. Kalemim keskin olsun. " Byzantium'un efsanevi Kralı Byzas'la ilk Sarayburnunda karşılaştım yani körler ülkesinin(Kadıköy) karşısında. Zamanım az olduğundan aceleyle Konstantinopolis dönemine gittim. Hıristiyanlığı ilk kabul eden Roma imparatoru 1. Konstantin'i gördüm, milattan sonra 330 yıllarında Roma'nın başkenti seçilen bu şehre bakarken, gelecekte gökdelenlerle dolacak ıssız, uçsuz bucaksız topraklara bakakaldım, birden bir sarsıtı geçirdim. Denizi görebileceğim yükseklikte olan bir surun üzerindeydim. etrafıma bakındım Nevaz Başkomiseri gördüm. N'oldu, neredeyiz der gibisinden bir bakış attım. Anladı bakışlarımdan tabi, ne de olsa tecrübeli bir polisti. 'Konstantinopolis'in yüzyıllarca ayakta kalmasını sağlayan surlardasın, arkanda da adını bu surlara vermiş, surları yaptıran 2. Teodosius' dedi. Arkamı dönüyordum ki Ayasofya'yı gördüm. Neler olduğunu anlayamadım ama zamanda yolculuk yaparken vakit çok hızlı geçiyordu herhalde, aynı, zamanı yakalamaya çalışan zavallılar gibiydim. Mevlana'nın sözü geldi aklıma 'Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını zamanla öğrendim.' Bu mükemmel tapınağı yaptıran Jüstinyen,
İstanbul HatırasıAhmet Ümit · Everest Yayınları · 201943bin okunma