Hayat bir kez doğmuştu, sonra tarih boyunca dallanıp budaklanmışti, sonu gelmeyen bir büyüme yaşanmıştı; gelip geçici tomurcuklar diğerleri ortaya çıktıkça ölüp gitmişti. Bir yeniden canlandırmaya gerek olmamıştı, yaratıcı bir biçimde yeniden enerji vermek gerekmemişti. Soyağacı imgesi üzerine sayfalarca not aldı. Gelip geçici sürgünlerin ölümü, kuşlar ile memeliler ya da böcek familyaları arasında boşluklar oluşmasına neden oluyordu. İki grup birbirinden ne kadar uzaksa ortak atalarına uzanan kökleri o kadar aşağıda oluyor, aralarında o kadar fazla düşmüş ölü dal olması gerekiyordu. Nesillerin tükenmesinin kaynağı artık yaşlanmak olmadığına göre, Darwin (devasa lamaların yok olmalarıyla ilgili eski görüşlerinin tersine) bunun hızla değişen koşullar sonucu ortaya çıktığına ikna olmuştu. Uyarlanma -bir organizmanın yaşam ortamına uygunluk göstermesi- yine gündemdeydi: Eğer çevre tedricen değişirse, hayvanlar uyarlanır, bu değişime eşzamanlı cevap verebilmek için transmutasyon geçirmeyi sürdürürler; ayak uyduramazlarsa, türün tükenmesi kaçınılmaz olurdu.