Bu kitapta Drizzt’in omuzlarındaki yükün ne kadar ağırlaşabileceğini iliklerime kadar hissettim. Sevdiklerine zarar gelmesin diye tek başına en büyük korkularının üzerine, o karanlık dehlizlere geri dönmesi gerçekten yürek burkan bir kahramanlık örneğiydi. Salvatore, bu kez bizi sadece canavarlarla değil, karakterin vicdan azabı ve koruma içgüdüsüyle de yüzleştiriyor. Menzoberranzan’ın o tekinsiz ve boğucu havasına geri dönmek, eski düşmanların gölgelerini hissetmek okurken tansiyonu hiç düşürmedi. Drizzt’in "Ben kimim ve neyi temsil ediyorum?" sorusunu bu kadar karanlık bir ortamda sorması, hikayeye çok insani bir derinlik katmış. Dostluk uğruna neleri feda edebileceğimizi sorgulatan, serinin en duygusal ve gergin kitaplarından biriydi.
Geçmişin hayaletlerini gömmek yetmez; çünkü siz unutsanız bile, karanlık sizi asla unutmaz ve en beklemediğiniz anda gölgenizden size fısıldamaya başlar.
Bu kitapta Drizzt’in, "Geçmiş bitti," dediği anda hayatın ona nasıl bir oyun oynadığını görmek gerçekten sarsıcıydı. Artık yüzey dünyasına alışmış, kendine bir aile kurmuşken karanlık dehlizlerin tekrar kapısını çalması, hikayeye çok gergin ve merak uyandırıcı bir hava katmış. Salvatore bu kez aksiyonun yanına ciddi bir psikolojik baskı da eklemiş; insanın en büyük korkusunun sevdiklerine zarar gelmesi olduğunu çok iyi hissettiriyor. Drizzt’in iç dünyasındaki o huzurun bozulmasını izlerken sanki bir dostumun dertlerini dinliyormuşum gibi üzüldüm. Kötülüğün ne kadar sabırlı ve ısrarcı olduğunu görmek, serinin bu kitabını benim için çok daha sürükleyici kıldı. Miras, isminin hakkını veriyor ve kaçtığınız şeylerin aslında her zaman bir adım gerinizde olduğunu hatırlatıyor.