Sırtında vezneli çuhası ile Acem kahveciyi görünce, "Gerçekten İranlı mı acaba?" diye düşündü, "Yoksa İran toprağının hepside birbirine benzeyen yetmiş iki milletinin birinden mi?"
Ne fark ederdi? Bir zamanlar onunla aynı göklerin altında aynı toprağın üzerinde nefes almıştı bu adam, Zayende Irmağı'nı görmüş Sehend Dağı'nı tırmanmış İran'ın kavurucu yazlarını, dondurucu soğuklarını yaşamış, Hafız'ı ezberlemiş, Şehname'yi dinlemişti. Taziyede, mersiyede, Muharrem'de o da içini parçalamıştı.
Neden sonra içeri girdiğinde posbıyıklı Nasreddin Şah'ın duvara yapıştırılmış malum portresiyle karşılaştı. Koca Settarhan, İran'da iken hatırasını hiç de minnetle yad etmediği Nasterrin Şah'ın resminin önünde utanmasa hüngür hüngür ağlayacaktı.