"Daha çok anlat," dedim.
"Hoşuna gidiyor mu?"
"Çok. Elimden gelse, seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum."
"Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?"
"Gider gibi yaparız."
“Bildiğim güzel bir yer var. Yanımızda yiyecek bir şeyler götürürüz. En çok ne seversin?”
“Seni, Portuga.”
“Kastettiğim başka, salam, yumurta, muz...”
“Her şeyi severim. Evde hepimiz, ne varsa sevmeyi öğrendik.”
"Evet,öldüreceğim. Çoktan başladım bile. Öldürmek derken öyle Buck Jones'un tabancasını alıp dan diye öldürmeyi planlamıyorum. Öyle değil. Kastettiğim onu kalbimde öldürmek. İyiliğini istemekten vazgeçmek. Derken bir gün ölüp gidecek."
" -Portuga!
+Hı...
-Ben senin yanından bir daha hiç ayrılmak istemiyorum, biliyor musun?
+Niye?
-Çünkü dünyanın en iyi insanı sensin. Senin yanındayken bana kimse zarar vermiyor ve kalbimde mutluluk güneş gibi parlıyor. "