Sürekli olarak düşündüğüm bir konu var. Bazı insanların edebiyatı, tarihi, sanatı hayatının merkezine koyup bitmek bilmeyen bir merak içinde olması, bazılarının ise bunları gereksiz ve boş işler olarak görmesi hatta bu konular ile ilgilenen insanlarla dalga geçecek kadar haddini aşabiliyor olmasının sebebi nedir?
Zaten ölüm kavramı herkes için kaçınılmaz ve mutlak bir gerçeklikken, kendinden sonra yaşanacak olayları deneyimleyemeyecek olmamıza rağmen nasıl olur da bizden önceki dünyada neler yaşandığını ve neler yazıldığını merak etmeyiz? Ortalama 70-80 yılda nefes alacağımız sığ bir dünyada dümdüz yaşamak bana tuhaf geliyor.
Ben bunları düşünürken iki ihtimal üzerinde duruyorum:
Biri Doğu felsefesindeki reenkarnasyon döngüsünden beslenen modern spiritüalizmdeki "ruh yaşları" teorisi tabii. Bu yaklaşıma göre dünyaya henüz ilk evrelerinde gelen "genç" bir ruh sadece hayatta kalmaya, güce ve maddi tüketime odaklanırken; döngüleri geride bırakmış "yaşlı" bir ruh artık olgunlaşır, maddenin ötesini görür ve derinlik, anlam arayışına girer.
Bir diğeri ise daha bilimsel bir düşünce; zeka türleri ile alakalı. Analitik, pratik zekaya sahip insanlar sadece somut ve anlık işlevsel olana odaklanırken; sözel, görsel ve varoluşsal zeka düzeyi yüksek olan insanlar hayatı sorgulamadan duramaz. Onlar için bir satır, antik bir eser, güzel bir tablo insan olmanın en saf kanıtıdır.
Çok güzel değinmişsiniz konuya ama ben durumun zeka türlerinden çok en azından günümüz için geçinme problemi olarak dönüştüğü düşünüyorum. Çoğu insan okumuyor çünkü günlerinin 14-15 saatlerini çalışmaya harcıyorlar ve çoğuna okumak arka planda kalıyor. Küçüklükten eğitimsizlik ve kitapları gereksiz görmek gibi bir şeyde söz konusu (hayat üniversitesi saçmalığına değinmek bile istemiyorum). Yani kısacası hobisi veya vakti olup okumayı arka plana atan insanlar için dediğinize kesinlikle katılıyorum fakat ülke gerçekleri göz önüne alınırsa artık nüfusun %70-80 gibi bir civarı boynunu suyun üstüne tutmak için yaşamaya zaman bulamadığından okumuyor veya okuyamıyor diye düşünüyorum.
Ekonomik gerçekler ve geçim derdi elbette yadsınamaz. Ancak benim anlatmak istediğim şey aslında boş vakit bulunca hobi olarak kitap okumak eyleminden ziyade sorgulayan, düşünen, merak eden zihinlerdi. Öyle insanlar var ki hayatın tüm koşuşturmacasına rağmen düşüncelerini susturamıyor, okumasa dahi bir şeyler izliyor, araştırıyor başkalarına sorular soruyor. Öte yandan çevremde maddi kaygısı olmayan gün boyu vakti olan ama hayatı sadece tüketmekten ibaret gören üstelik bununla yetinmeyip bir de okuyan insanlarla dalga geçebilen ciddi bir kitle var. Geçim derdi evet insanı yorar ama içindeki o varoluşsal merakı bütünüyle yok etmez diye düşünüyorum. Katkınız için teşekkür ediyorum.
Bazen hayatın beni ıskalayıp geçtiğini hissediyorum ve başkaları da böyle hissediyor mu diye merak ediyorum. Sadece ben olamam. Yılların ne zaman hızlanmaya başladığını hatırlamıyorum ama hızlandılar.