Adı:
Hamlet
Baskı tarihi:
Eylül 2020
Sayfa sayısı:
216
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052987056
Orijinal adı:
The Tragedy of Hamlet: Prince of Denmark
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınevi
Yalnızca Shakespeare’in oyunları arasında değil, belki de bütün bir Batı kanonu içinde, doğrudan ya da dolaylı olarak hakkında en çok yorum yapılmış, bilimsel çalışmalara konu edilmiş, felsefe ve sanatın en bereketli düşünce uğraklarından biri olmuş, olmaya da devam eden bir klasik. Shakespeare’in en uzun oyunu. Üstelik üç ayrı çeşitlemesi, onların da farklı baskıları var. Oyunun kendi belirsizlikleri, çelişkileri ve gedikleriyle celp ettiği sonu gelmez yorumlama çabası da buna eklenince ortaya gerek metin gerek çeviri gerekse sahneleme açısından muazzam bir külliyat, repertuar, arşiv, enikonu işleyen, gelişen bir mekanizma çıkıyor. “Kim sineye çeker kırbacını zamanın? Kim katlanır zorbanın zulmüne, kibirlinin Küstahlığına, aşkın hor görülmesine, yargıdaki acze, Yetkinin kötüye kullanılmasına, Vefanın satılık olmasına? Kim direnir Basit bir hançerle huzura kavuşmak varken? Kim katlanır bunca yüke ölüm sonrası ürkütmese?

Gidenin dönemediği meçhul ülke...
Bilinç işte böyle korkak eder bizi;
Bilinen illeti yeğleriz meçhule.”
188 syf.
·Puan vermedi
William Shakespeare’in 400 sene önce yazdığı tregedyası. Hamlet aynı zamanda yazarın en uzun eseeri ve dünya üzerinde en çok oynanan tiyatrosu dur. Kitabın içindeki dram herkese dokunması bakımından etkileyici kılıyor
175 syf.
·1 günde·10/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Shakespeare'in hayatı, mutlaka okunması gereken kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz: https://youtu.be/rGxh2RVjmNU

KİŞİLER
Oğuz - Yaşıyor.
Oğuz'un ölü hali - Yaşanacak olan.
Anneannem - O artık bir ölü.
Dedem - O artık bir ölü.
Hamlet - Eski kralın oğlu.
Yaşama sevinci - Hepimizin istediği.
Ölüm - Hepimizin yaklaştığı.
Kader - Hepimizin bağlı olduğu.
Amaç - Hepimizin boşluğu.
Baba spermi - Hepimizin geldiği.
Anne karnı - Hepimizin doğduğu.

PERDE I
SAHNE I
(Hamlet ve Oğuz sahneye girer.)

Hamlet: Kim var orada?
Oğuz: Önce sen konuş, kimsin söyle.
Hamlet: Benim ben. "Olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu." cümlesiyle tanınan. Monologlarıyla yürüyen. Ölümle savaşan. Babasının ölümünü aklından atamayan.
Oğuz: Tamam, tanıdım seni. Ne işin var burada? Ne arıyorsun benim kitaplığımda?
Hamlet: Bu soruyu sana sormak lazım Oğuz. O kadar Shakespeare kitabı okudun sonuçta. Mantıken Shakespeare'in tarihi oyunlarında iktidarlar arasındaki iç savaş ile benim ruhum ve bedenim arasındaki iç savaşın ne kadar benzer olduğunu fark etmiş olman gerekirdi.
Oğuz: Haklısın Hamlet. Sen de ölümle savaşıyorsun benim gibi. Ölümle savaşıyor olma ihtimalini seviyorsun. Ölüm senin için bir kaçış değil, tam tersine zamanı gelince yaşanması gereken bir deneyim. Laertes adlı karakterin isyan edip seni alt etmeyi istemesi gibi senin de yazarının tarihi oyunlarında anlattığı şey iktidarların iç mekanizmalarındaki isyanların, insanların içlerindeki isyanlara ve beyin adı verilen kontrol mekanizması tarafından bastırılmasına benziyor olmasıydı. Ama bu da nedir?

(Oğuz'un ölü hali girer.)

Oğuz'un ölü hali: Sen bana dönüşeceksin Oğuz. Bundan hiçbir kaçarın yok. Öleceksin. İntikamımı alacağım senden bütün o güzel günlerin. Donuk ve gözlerin kapalı bir şekilde yatıracağım seni bir mezara, oradan geliyorum zaten. Benden kaçamazsın Oğuz, ben zaten senim ve geleceğindeki şimdiki zamanım.
Oğuz: Aman Allahım! Bu da neyin nesi Hamlet?
Hamlet: Ona iyi bak, o senin geleceğin. Hepimizin kaçamayacak olanı. Benim de babam bana böyle görünmüştü. Sonrasında ölümden intikam almam gerektiğini anlamıştım. Ölüm hakkında ne düşünürsün Oğuz?
Oğuz: Ölüm, öldürmek istediğimdir Hamlet.
Hamlet: Peki, ölümü öldürseydin ortada yine bir ölüm olmaz mıydı Oğuz?

SAHNE II
(Hayat adlı bir savaş alanında yaşama sevinci ve ölüm kıyasıya çarpışıyordur.)

Yaşama sevinci: Hayat ne güzel! Hiçbir derdim yok. Karnım o kadar tok ki göbeğim ve enerjimle istediğim her şeyi yapabilecek bir durumdayım. Yaşamı seviyorum!
Ölüm: Hayat ne kadar soğuk. Berzahtayım, beni iki dünyaya da bağlayan şey yine kendimim. İnsanların gözlerini kapatırım. Ruhlarını çekip alırım.
Yaşama sevinci: Herkes beni görmek istiyor!
Ölüm: Hiç kimse beni görmek istemiyor.
Yaşama sevinci: Yarınlar için umut kaynağıyım!
Ölüm: Her geçen gün yaklaşanım.
Yaşama sevinci: Hayatı yaşanılır kılan benim!
Ölüm: Sen olmasaydın olmazdı hiçbir albenim!
Kader: Hop, hop, hop... Durun bakalım, nedir böyle alıp veremediğiniz şey? İkinizi de ben belirliyorum, nedir arzuladığınız?
Ölüm: İlk o başlattı.
Kader: İkiniz de zıttınızla anlamlısınız. Ben yaşama sevincine derim sevindir şu insanı, sevinir, yaşama tutunur o insan. Ben ölüme derim öldür şu insanı, ölür o insan. Hatırlasanıza... Hamlet'in monologlarında da siz yok muydunuz? Babasının ölümü üzerine intikam almak istememiş miydiniz? İnsanın kimliği de bir arkeoloji değil midir ve sizler de o kimliğin arkeologları değil misiniz?

SAHNE III
(Oğuz, Hamlet ile sohbetinden sonra yaşama sevinci ve ölümle birlikte yaşamayı öğrenir.)

Oğuz: Gelin bakalım, gelin. İkinize de yer var burada. İkiniz de çektiniz kolumdan bugüne kadar. Biriniz dedi, hayat ne güzel, hiçbir dert yok. Diğeriniz dedi, hayat ne kadar soğuk, her yer berzah. Nereden geliyorum ve ben kimim? Neden sizlerle birlikte dünyaya geldim? Neden atıldım buraya seçimim sorulmadan? Nedir bu her insanın başarı isteği hiç yorulmadan? Hamlet'i hala okumayan insanlar görüyorum. Fakat Hamlet okumadan önce Shakespeare'in tarihi oyunlarının ve Bir Yaz Gecesi Rüyası gibi büyülü gerçekçi ögeler içeren kitaplarının da okunması gerektiğini söylüyorum. Nedir bana Shakespeare'i okutan? Nedir bu kader tanrıçalarının ipliğini bana dokutan?

(Anneannem ve dedem sahneye girer.)

Anneannem: Biziz.
Dedem: Biziz.
Oğuz: Ben sizi hiç görmedim bugüne kadar. Ben doğduğumda siz yoktunuz. Yoksa doğum düşmanı mıdır ölümün? Peki ölüm hangi safhasındadır bu hayat bölümünün?
Anneannem: Eğer biz olmasaydık annen ve baban da olmazdı değerli torunum. Biziz senin varlığının nedeni. Fakat bizden de yüksekte bir Allah vardır seni baştan sona var edeni. Bak, istersen konuş geldiğin yerle. İnsanın gittiği yeri öğrenebilmesi için geldiği yeri bilmesi gerekir derler...

(Anne karnı ve baba spermi sahneye girer.)

Anne karnı: İşte! Biziz varlığının sebebi.
Baba spermi: İşte! Biziz varlığının sebebi.
Oğuz: Nedir bu hengame? Nedir bu bana sorulmayan her şey? Hamlet, nedir bu seçemediklerimizin karşımıza sonradan bir seçim olarak çıkması? Ey ölüm, eşitsizliklerimizi eşit hale getiren, sen söyle madem. Nedir elimdeki seçenekler? Hiç doğmamış olmayı istemek, sen söyle, sırf "Keşke doğmasaydım" cümlesine karşı bir "İyi ki doğmuşum" cümlesini söyleyebilmek için mi Şahane Hayat filmini izledim? Verin bir balta, keseyim bu spermin yolunu ve her şey uçsun havaya! Gösterin bir yol, anlaşayım kader denen tefeciyle ve biriktireyim hiç olmayacak borçlarımı. Olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu deyip de yaşam çelişkisini çözebilmek mümkün mü Hamlet? Peki seni yaratanın oğlunun adı Hamnet olduğu için ve onun ölümünün acısından dolayı mı senin adın Hamlet?
(Oğuz'un ölü hali girer.)

Oğuz'un ölü hali: Bırak şimdi Hamlet'i, Hamlet'ten sana ne! Sen bensin, ben de senim. Mezardayken yanında Hamlet olmayacak. Sadece ben olacağım. Bak anneannene, o artık benle. Bak dedene, o artık benle. Herkes bir gün burada olacak. Bak ölüme! Nasıl da kıkırdıyor arkandan, nasıl iş çeviriyor sen yaşama sevinci ile doluyken. Bak Hamlet'e, nasıl okutuyor sana kendini içindeki bütün kelimelerle. Odur sana bir hayaletle barışık olmayı öğreten. Odur senin içindeki iç savaşları sana tanıtan. Hamlet'in kendisi gelsin, o söylesin sana bütün bunların niye olduğunu...

Hamlet: Ben değilim beni esas ben yapan. İntikamımdır benim tek isteğim. İntikam alınınca kimliğim de tamamlanır ve çıkarım hayat denen bu sahneden. Dünya bir sahnedir ve kadınlar da erkekler de onun oyuncuları demişti Jaques, Nasıl Hoşunuza Giderse kitabında. Neresidir bu sahnenin bulunduğu bina? Neden ve niçin intikam alıyorum ben?

SAHNE IV

(Amaç sahneye girer.)

Amaç: Heheyyt, çekilin hepiniz önümden! Hepinizin sebebi benim. Benim ölümü anlamlı kılan. Benim yaşama sevincini sevindiren. Benim Oğuz'u anneannesiyle ve dedesiyle konuşabilme bilincine eriştiren. Benim ona Shakespeare'i okuması gerektiğini söyleyip Hamlet'i ona ulaştıran. Izdırari ve ihtiyari kader dostlarımla birlikte çalışırım bu yolda. Ölümü öldürmek istedi Oğuz, oyunun başında. Fakat ölümü öldürmek de bir ölümdür Hamlet'in dediği gibi.

Ey insanlar, benim hepinizin boşluğu ve doldurulması gereken! Benim bu hayat denilen oyunun tek perde oluşunun sebebi! Dostoyevski, içinde ben ve ben isteği olmadan kimse yaşayamaz dedi, haklıydı! Montaigne, bana bağlanmayan ruh, yolunu kaybeder, her yerde olmak, hiçbir yerde olmamaktır dedi, haklıydı! Hamlet de onlarla birlikte işte şimdi. Her yerde olmayı isteyip hiçbir yerde olan, benimle birlikte intikam alan ve Oğuz'a da bunları yazdıran.

(Herkes çıkar, sadece Oğuz kalır.)
188 syf.
·2 günde·9/10
Birçok filme konu olan bu Dünya Klasiği eser 1599 ile 1601 yıllarında yazılmış, "taa oralardan" günümüze kadar ulaşmış, trajedi temalı bir tiyatro oyunudur.

İntikam nedir ? Niçin intikam almak isteriz ki ? İntikam neden aklı baştan duyguyu kalpten alır götürür ? Yaşayacağı mutlulukları yaşatmamak için mi? Yoksa sadece izzetinefsi rahatlatmak için mi ?

Danimarka'da geçen eser Shakespeare'in en sevilen eseri olarak da bilinmekte ve günümüzde hala geçerliliğini korumakta. "Avon'un Ozanı" olarak da bilinen ünlü yazarın gerçekte var olup olmadığı konusunda da keşmekeş bir durum söz konusu. Genel olarak kabul edilmiş görüş, yazarın 1564''te Avon nehri kıyısındaki "Stratford" doğumlu William Shakespeare olduğunu kabul etsede, masaya kanıtları vuran birçok bilim insanı, bu yazarın 17. Oxford Kontu Edward de Were'nin tasarladığı hayali bir karakter olduğunu iddia etmişlerdir. Dönemimizde bu aksi görüşü savunan kesimler hala bulunmaktadır.

Eserde ise Hamletin intikam, hırs ve öfkesini işleyerek başına gelenler anlatılmış. Danimarka kralı olan babasını öldürüp, yerine geçen amcasından intikam almak isteyen hamletin macerası ele alınmıştır. Bir gece Hamletin dostlarının, Eski kralın hayaletini görmesiyle başlayan kuşku ve endişeleri, onu kuşkularını daha derinden araştırmaya iter ve gerçeklerin acı rengi ortaya dökülür. Öğrendiği tatsız havadislerle çılgına dönen Hamlet planlar kurmaya başlamıştır. Ama Hamletin bu hareketleri amcasını, yani yeni kralı rahatsız etmektedir. Yeni kral hamletin başına açaçağı işlerden kurtulmak ve onu ülkeden defetmek için İngiltere'ye techir emri çıkartır ve adamlarından bir yolunu bulup, Onu gemide öldürmelerini ister. Ama hamlet o gemiden kurtulup, Kral ve Sevdiği kadının abisi ile tekrar karşılaşacaktır...

"Ne azgın bir atılış haram döşeğine!
İyi değil, iyilik de çıkamaz bundan. Ama
boğ kendini yüreğim; dilimi tutmak gerek!"

-Hamlet, William Shakespeare
190 syf.
·19 günde·Beğendi·10/10
İnceleme Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=PZTVcKTLDjk

Günlerdir okuduğum 2 kitap var. Birisi Rus edebiyatına ait ağır bir kitap, diğeri de felsefi ve siyasi bakımdan oldukça ağır ve sindirmesi zor bi kitap. Ve ben bunların arasında gidip gelirken biraz dinlenmek için "hafif" bir kitap okuyum diyerek Hamlet'i okumaya başladım.
Ne kadar da hafifmiş meğerse(!)
Shakespeare'in okuduğum ilk kitabıydı açıkçası.
Sizlerin de bildiği gibi hayatta amaçsızca övülen şeyler vardır.
Oreo yahut star wars gibi. Bunları neden övdüklerini hiç anlayamadım. Sizler için de bu örnekler değişebilir ama herkes bir şey için bunu neden övmüşler acaba diye sormustur kendisine.
Açıkçası ben Shakespeare'in de bu amaçsızca övülenlerden olduğunu sanıyordum. Ama okumaya başladığım zaman ben böyle güzel bi dil görmedim. Kelimeler sanki bir ipliğin ardına sıralanmış gibi art arda geliyor ve hepsi öyle bi ahenk barındırıyor ki...
Demek istediğim şey şu: Kitabı, yarısına geldiğim anda bile çok beğenmiştim ki direkt 10 puan verdim :)
Övgüyü sonuna kadar hak eden bi kitap ve yazar.
Bütün kitaplarını kitaplığımda gururla sergilemek isterim.
Demem o ki ben Hamlet'i çok beğendim herkese de tavsiye ederim. Tiyatroyu çok seven bi birey olarak da sahnelenirse ve izlemek nasip olursa keyifle izleyeceğim.
Herkese iyi okumalar dilerim :)
188 syf.
·Puan vermedi
“İntikam hiçbir zaman düz bir çizgi değildir, bir ormandır. Ve ormanda olduğu gibi yolunu kaybetmek kolaydır. Kaybolmak geldiğin yolu unutmaktır.”
(Kill Bill Vol.1, 2003, Quentin Tarantino)

MÖ 280 ve MÖ 279 yıllarında Grek kolonisi Tarentum Kralı Pirus Roma’ya saldırır ve ne pahasına olursa olsun savaşı kazanmak için her şeyini feda eder. Sonunda Pirus, savaşı kazanır; ancak 50 filin desteklediği ordusunun tamamını kaybeder. Savaşı kazanmıştır, ama yanında koskoca ordudan arta kalan üç-beş sefilden fazlası kalmamıştır. Pirus ’un bu zaferin ardından “Tanrım, bir daha böyle bir zafer verme” dediği söylenir. Pirus Zaferi aslında yenilmeye mahkûm galibiyetleri anlatmak için kullanılır. Bu olaya atfen, benzer şekilde kazanılan savaşlara Pirus zaferi denir. (Vikipedi)

İntikam, insana ve insanlığa yön veren en güçlü dürtülerden biri. Terkedilen, reddedilen, aşağılanan, zulüm gören, bireysel veya ulusal mağduriyetler yaşayan herkesin ortak arzusu: İntikam. Çocukluğumda bir futbol tezahüratı olarak da aklımda kalmış: Dişe diş kana kan/İntikam, intikam. Hepimiz içimizde bir miktar intikam taşıyoruz (Hatta ben soy ismimde de taşıyorum.). Kendimizi “yo benimki intikam değil, bana yaşattıklarını o da yaşasın”, “ne intikamı canım umurumda değil Allah’ından bulsunlar” gibi naif tesellilerle kandırsak da içimiz içimizi yiyor. Psikolojik veriler intikam fırsatı doğduğunda acının zevkle maskelendiğini ve beynin ödül bölgesinin harekete geçtiğini söylüyorlar. Yani Freud’un hayatımıza yön veren iki güdüden biri dediği saldırganlık tetikte bekliyor. Yıkımdan alınan zevk. İnsanoğlunun zevkinde bile hayır yok. Cezaevleri ve mezarlıklar intikamlarını alan babayiğitlerle dolu.

“Ama ben haklıyım.” Haklısın haklı olmasına da; İntikam (öç)’ı TDK şöyle tanımlıyor, “Kötü bir davranış veya sözü cezalandırmak için kötülükle karşılık verme isteği ve işi”. Yani mantıken intikamın ön koşulu başlangıçta senin haklı olman zaten. Fakat lügat ve hayat diyor ki maruz kaldığın kötülüğe, bir kötülükle karşılık vermektir, intikam. Mesele buraya vardığında ortada artık senin mağduriyetinden bahsedemez hale geliyoruz. Çünkü artık bir iyi bir kötü değil, iki kötülük ve iki kötü olmuş oluyor. İnsanda da iki ruhsal bozulma yaşanıyor. Birincisi intikam alma hissi doğuran olayın ruhumuzdaki sarsıntısıyla, ikincisi de bizim kendi ruhumuzu, intikam hırsıyla ve kötülük düşüncesiyle yoğurduğumuzda gerçekleşiyor. İlk tahribat dışarıdan geldiği için tamiri kolay. Ama ikincisi, kendi elimizle ruhumuza işkence ettiğimiz, tahribat içeriden geldiği için yıkım aslında daha büyük ve tamiri çok daha zor. Tarantino’nun ‘Gelin’inin söylediği gibi çıktığımız yolda kayboluyoruz. Kontrolü ve muhakemeyi de kaybediyoruz. Bir seri katilin veya suç örgütünün bile başlangıç hikayesini dinlesek ‘haklısın’ diyecek yanlar bulabiliriz. Ama hali hazırdaki hallerinin hak verecek tarafları kalmamıştır. Aynı şey bizim için de geçerli. İşin sonunda intikam alınsa bile artık biz ruhumuzun iyi (bir) tarafını yitirmiş oluyoruz. Bizi biz yapan (bir) şeyler kaybolmuş oluyor. Bana sorarsanız tam da bir ‘Pirus Zaferi’. ‘Tanrım böyle bir zafer verme.’

Hamlet büyük bir trajedi. “İntikam için yola çıkan iki mezar kazsın.” sözünü haklı çıkartacak-haklı çıkarmak ne kelime mezar enflasyonunu daha da arttıran- bir sona sahip. Peki olaylar nasıl başlamıştı? Babasının hayaletinin Hamlet ’e intikam telkin etmesiyle. Konunun burasında Hamlet’ inki ile memleketimizin yazgısını birbirine yakın buldum. Nasıl mı? İzah edeyim. Ülkemizde neredeyse her grubun anlatacak bir tarihi travması var. (Kim haklı-kim haksız konusuna girmiyorum.). Ve tabi kendilerine bu travmayı yaşatanlardan intikam arzusu eşliğinde yaşıyorlar bunu. O kadar ki tarihimizin bile ideolojimize göre yalnızca bir kısmını sahiplenebiliyoruz. Çünkü kabul etmediğimiz tarihi kısım, bizim için intikam alınacak kişileri temsil ediyor. Hepimizin kulağında sahiplendiğimiz tarihsel miras(baba), “Alçaklar, beni öldürüp Devlete(ana) sahip oldular, intikamımı al!” diye fısıldıyor. Türkiye tarihi neredeyse birbirinden intikam alan siyasi, bürokratik grupların tarihi. Herkesin bir sebebi var; haklı veya haksız, gerçek veya uydurma. Artık, sürekli kulağımıza ‘intikam’ diye seslenen hayaletleri bir köşeye oturtup, ölülerin dirilere bu kadar hâkim olmasını engellemenin vakti geldi. Yineliyorum. Haklısın. “Çürüyen bir şey var Danimarka Krallığı’nda”. Bu çürümüşlüğe karşı aldırmaz tavır göstermek ahlaksızlıktır. Burada apolitik pasif bir duruşu savunmuyorum, sadece intikam hırsıyla hareket etmenin hiçbir şeye yaramayacağından bahsediyorum. En büyük örneği her gurubun intikam tugayı gibi hareket ettiği hala “gelişmekte olan” “güzel ve zavallı ülkem.”

İntikamın zevk verdiğini söyleyen psikolojik veriler bir şey daha söylüyor. “Plasebo bir hapla duygularını bastırdıklarına inanan katılımcılar, intikam almaya çalışmıyor, intikam zevki hissetmeyeceklerini düşünüp saldırgan girişimlerde bulunmuyordu. Bundan hareketle araştırmacılar, intikamın sadece zevk vermediği, insanların bu zevk arayışıyla intikama yöneldiği sonucunu çıkardı. Fakat o an iyi duygular veren intikam, tıpkı bağımlılıkta olduğu gibi, bir süre sonra başlangıç noktasından daha kötü bir noktaya çekiyordu insanı.” (Virginia Üniversitesi'nden David Chester’in deneyi). Yani intikam kader değil.

Goethe, “Hamlet, giderek gelişip her şeyi istila eden düşünce dünyası yüzünden eylem gücü felç olmuş biri.” diyor. İntikamın insana etkisi daha iyi anlatılamazdı. Başkasına olan nefretin kendimize olan sevgiden daha fazla olduğu her durum, çöküşümüze sebep olur. Birey olarak da ülke olarak da. Hem intikamın sonu trajedi olmasaydı Hamlet ’i Shakespeare değil Moliere yazardı. İntikam almadan yaşamak mümkün. Hatta onsuz daha sağlıklı. Ama bu kan davası devam edecek diyorsan; nasıl çeviriyordu Can Yücel ‘to be or not to be ’yi:

“Bir ihtimal daha var o da ölmek mi dersin.”
176 syf.
·13 günde·Beğendi·10/10
Hamlet, babasının öldürüldüğünü bir hayaletten öğrendikten sonra, intikam planları yapmaya başlar. Etrafında dönen türlü türlü desiselere karşı uyanık olmak zorundadır.Tam bir intikam tragedyası şaheseri. Shakespeare'in gerçek olaylardan esinlenip yazdığı bu büyük eseri okumak önemli bir kilometre taşı oldu benim için. Şüphesiz kitabın sonunda yazılan açıklamada da belirtildiği gibi bazı şeyleri değiştirip eseri daha etkili kıldığı bir gerçektir. Sözleri öyle müthiş ki, defalarca okuma isteği duyabiliyorsunuz.

Hamlet gerçekten çok değişik bir karakter. Mütevazi bir çılgın demek belki de onun için yapılacak güzel bir tanımlama olabilir. Klasiklerin şahı denebilecek kadar önemli bir kitap olan Hamlet'in göz ardı edilmesi çok büyük bir kayıp olur. Shakespeare'in bütün eserleri okunmalı ama hamlet defalarca okunmalı.
188 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Shakespeare diyince aklıma gelen ilk şey "Entrika". Kitaplarında sürekli bir ihanet çemberi içinde geçen olaylardan bahsediyor. Yazarken kim bilir neler gördü neler yaşadı.
Yine Hamlet kitabında da entrikanın kralı yaşanıyor. Sonu ise hüzünlü bir finalle bitiyor. Bir de Shakespeare'i Shakespeare yapan bana göre kısacık cümlelerle cilt cilt kitapları anlatabilmesi. Sıkılmadan okuyabileceğiniz aksiyonlu güzel bir tiyatro. İyi okumalar :)
188 syf.
·3 günde
Hem filmini izleyip hem de kitabını okuyan biri olarak herkese önerebilirim. Olayın kahramanı kralın oğlu Hamlet,babasını öldürüp babasının yerine geçen amcasına olan nefretini büyütüp intikam hırsıyla yaşıyor.Açıkçası devamını yazıp tüm metni anlatmayı çok istiyorum ama okumanızı Shakespeare’in böyle güzel eserinden mahrum kalmamanızı daha çok istiyorum. Okuyun, okutturun.
188 syf.
·2 günde·10/10
Shakespeare'den ilk okuduğum eserler Venedik Taciri ile Othello'ydu, zaten Shakespeare tiyatrolarını ilk okuduğum yazarlardan. Tiyatro okumak ilk başlarda bana sıkıcı geliyordu, sıkıcılığından da hariç basit geliyordu. Hamlet ise ilk okuduğum tiyatrolar üzerine zaman geçmesinin de etkisi ile olacağını düşünmemle, bana çok etkileyici geldi. Kitabı okurken söze başlayan karakterin ismine bile bakmadan diyaloğa geçiyorum, olayların içerisine o kadar aldı ki kitap beni...

Shakespeare gerçekten söz söyleme ustası bunu başka metinleri de okudukça açıkca fark etmeye başladım. Bir olayı ele alıyor aslında olayın benim hayatımla ilgili olmayışının yanında dönem, kültür farkıyla da dışında kalmam gerekirken eserin içerisine çekiyor, karakterlerin konuşmalarını aramızdaki varlık farkından anlamamam gerekirken bana çok yakın görünüyorlar. Mesela düşünsenize 1500'lerde Danimarka sarayında yaşayan bir Prens olan Hamlet nasılsa kendisini bana çok iyi anlatıyor sözlerini ismini okumadan tanıyabiliyorum, hislerini paylaşabiliyorum.

Bu durumun gözüme bu şekilde çarpmasının nedeni biraz da bundan önce okuduğum kitaptı. Ben her zaman söylerim insan kendinden olmayanla bir şeyleri anlamlandıramaz. Yalnızız, Peyami Safa, Hamlet ile nasıl bir ilişkisi kurulabilir diye düşünmek normal ama bu iki kitap benim son zamanlarda okuduğum iki anlatı. Roman ile tiyatroyu tabii ki karşılaştırmayacağım ancak şunu da söylemeden geçemeyeceğim ki Yalnızız Türkiye'de geçen bir olay dönem olarak da bana daha yakın ama karaketerler o kadar yapaydı ki anlayamıyordum onları aslında daha çok anlamam gerekirken aslında kitabın sayfa sayısıyla da anlatım olanakları daha üstünken. Hamlette ise dediğim gibi karakterler o kadar ustaca sunulmuş ki sanki ben bu olayları kendim gözledim, karakterler gerçek, hatta onlarla ben konuştum gibi.

Bu ilişkiden bahsettikten sonra kitabın basısından bahsedeceğim; kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Hasan Ali Yücel Klasikleri Dizisi'nden çıkan baskısından okudum. Kitabı Sabahattin Eyuboğlu, Remzi Kitabevi için çevirmiş. Kitabın sonunda Sabahattin Eyuboğlu'nun yazdığı bir metin var; İngilizceyi çok iyi bilmediğini söylüyor, bu yüzden Fransızca ve Türkçe çevirileri ve İngilizce aslını kullanarak çevirmiş kitabı. Ayrıca kullandığı Türkçe çevirilerin Orhan Burian ve Halide Edip ile Vahdet Turhan çevirilerinden faydalandığını söylüyor. Bu çeviriler şu an baskıda mı bilmiyorum ama ilgi çekici görünüyor, iki çeviri de. Kendi çevirisinde ayrıca Cevat Çapan ve Mina Urgan'ın kendisine yardımcı olduklarını belirtiyor.

Eyuboğlu da kitabın sonunda bulunan metinde Hamlet'i her çevirenin kendi Hamlet'ini oluşturduğunu söylüyor. Çünkü Hamlet'deki karakterler zamandan mekandan bağımsız insanlar. Ben de en çok bundan hoşlandım. Ayrıca belirtmek istediğim bir durum da kitabın sonuna eklenen, tiyatro metninde geçen bazı isim ve terimlerin açıklaması kısmı var. Bu kısmı kitabı okumadan okursanız ya da o kelimelere denk geldikçe kitabın arkasına gelip bakarsanız daha verimli bir okuma olur, basıda kitabın sonuna atıfta bulunulmamış, dipnot da düşülmemiş.
''...Kötü fallar umurumda değil benim. Serçenin ölmesinde bile bildiği vardır kaderin. Şimdi olacak bir şey yarına kalmaz, yarına kalacaksa, bugün olmaz. Bütün mesele hazır olmakta...''

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hamlet
Baskı tarihi:
Eylül 2020
Sayfa sayısı:
216
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052987056
Orijinal adı:
The Tragedy of Hamlet: Prince of Denmark
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınevi
Yalnızca Shakespeare’in oyunları arasında değil, belki de bütün bir Batı kanonu içinde, doğrudan ya da dolaylı olarak hakkında en çok yorum yapılmış, bilimsel çalışmalara konu edilmiş, felsefe ve sanatın en bereketli düşünce uğraklarından biri olmuş, olmaya da devam eden bir klasik. Shakespeare’in en uzun oyunu. Üstelik üç ayrı çeşitlemesi, onların da farklı baskıları var. Oyunun kendi belirsizlikleri, çelişkileri ve gedikleriyle celp ettiği sonu gelmez yorumlama çabası da buna eklenince ortaya gerek metin gerek çeviri gerekse sahneleme açısından muazzam bir külliyat, repertuar, arşiv, enikonu işleyen, gelişen bir mekanizma çıkıyor. “Kim sineye çeker kırbacını zamanın? Kim katlanır zorbanın zulmüne, kibirlinin Küstahlığına, aşkın hor görülmesine, yargıdaki acze, Yetkinin kötüye kullanılmasına, Vefanın satılık olmasına? Kim direnir Basit bir hançerle huzura kavuşmak varken? Kim katlanır bunca yüke ölüm sonrası ürkütmese?

Gidenin dönemediği meçhul ülke...
Bilinç işte böyle korkak eder bizi;
Bilinen illeti yeğleriz meçhule.”

Kitabı okuyanlar 15,3bin okur

  • Kevser Küçük
  • Merve Uyar
  • Merve AY.

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları