Hamlet üzerine yapılan yorumlar çoğunlukla aynı üçgende dolașır; Aşk, intikam ve delilik. Ben onun ruhuna başka bir pencereden bakmayı denedim. karanlığının içinde saklı duran, insana dair daha sahici bir ışığın peşine düştüm.
Hamlet’i yalnızca bir intikam öyküsü olarak görmek eksik kalır. Onu farklı kılan şey, gerçeği gördüğünde hemen eyleme geçmesi değil, önce zihninde o gerçeğe yer açması, onu tartması, kendi içinde sorgulamasıdır. Bu içe dönüşler, kararsızlıklar ve sorular aslında bir zayıflık değil, insan ruhunun derinliğini gösterir. Bir kadına karşı bakışındaki incelik, hayaletle konuşurken duyduğu şaşkınlık, kendi duygularını kelimelere dökerken yakaladığı kırılganlıkları... bunlar Hamlet’i sıradan bir intikamcıdan ayırır.
Çünkü Hamlet’in asıl mücadelesi karar vermek değil, kelimelerin ağırlığını taşımaktır. Shakespeare, bir intikam öyküsünden çok, dilin mezar kazıcılığına dair bir oyun kurar. Hamlet’in sahnede sürekli konuşması, monologlarla kendini didiklemesi, aslında bir
*sessizliğin arkeolojisi'dir*. Sözleri, yaşadığı dünyanın çürümüşlüğünü kazıdıkça altından yeni boşluklar çıkarır.
“Olmak ya da olmamak” sorusu da bir varlık, yokluk denkleminden öte, dilin kendine yetip yetmediğini sorgular.
İnsan diliyle var olabilir mi?
Dil, adaletin yerine geçebilir mi? Söylenen, gerçekten bir eylemin karşılığı olabilir mi?
Ve Shakespeare’in fısıldadığı gerçek şudur; *Adaletin öldüğü bir yerde, kelimeler de mezar taşına dönüşür. *
Hamlet bu yüzden yalnızca intikamın değil, kelimelerin gölgesinde yaşamanın trajedisini taşır. Onun mücadelesi kılıçla değil, sözlerin ağırlığıyla verilir. Ve bu yönüyle Hamlet, modern insanın en kırılgan aynasıdır.
Tiyatro eseri okumayı sevenler için vazgeçilmezdir, okunması gereken eserler arasında mutlaka yer almalıdır.