Bülent Bozkurt

Bülent Bozkurt

Çevirmen
8.4/10
468 Kişi
·
10
Okunma
·
2
Beğeni
·
439
Gösterim
Adı:
Bülent Bozkurt
Tam adı:
Bülent R. Bozkurt
Unvan:
Çevirmen
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi İngiliz Filolojisi Bölümü’nden mezun oldu.“Shakespeare’in Othello Oyunu ve Trajedi Kavramı” konulu teziyle doktora derecesini Hacettepe Üniversitesi’nden aldı.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
128 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Uzerinde tartismalar olsa da bu eser icin güçlü olanı ve kabul göreni Fırtına’nın Shakespeare’in(Yazarın yaşamadığı konusunda da çok fazla tartisma var) eseri olduğudur. Eserde 1609 yılında meydana gelen “Bermuda Olayı” diye anılan gemi kazasından esinlenilerek yazıldığı düşüncesi hakimdir.
Fırtına’nın konusu kısaca şöyle özetlenebilir; Milano Dükü Prospero’nun kardeşi Antonio, Napoli Kralı Alonso’nun yardımıyla Prospero’yu tahtından indirir. İktidarı ele geçiren Antonio, Prospero ile küçük kızı Miranda’yı eski bir tekneye bindirerek açık denize bırakır. Meclisin yaşlı üyesi, iyi kalpli Gonzalo’nun tekneye önceden yerleştirdiği yiyecek ve suyla Prospero ve Miranda hayatta kalmayı başarırlar ve ıssız bir adaya çıkarlar. Büyücülük sanatına ilgi duyduğu bilinen Prospero’ya destek olmak için Gonzalo tekneye büyücülükle ilgili kitaplar da koymuştur. Prospero bu sayede adadaki yıllarını büyücülük sanatı üzerinde çalışarak ve kendini bu konuda geliştirerek geçirir. Kötü ruhlu büyücü Sycorax’ın bir ağaç gövdesine hapsettiği Ariel adlı periyi kurtarır, sonra da Sycorax’ın hilkat garibesi oğlu Caliban’ı eğitmeye başlar. Ancak Caliban’ın adayı küçük Calibanlarla doldurma hayaliyle Miranda’ya tecavüz etmeye kalkışmasıyla Prospero bu düşüncesinden vazgeçer ve onu kölesi olarak kullanmaya başlar.

Kuşkusuz ki çeviri oyunlarda çevirmenin o dile hakim olması kadar yazara, oyunun yazıldığı döneme ve tiyatroya dair ne kadar bilgili olduğu önemli de. Çevirmen Bülent Bozkurt Ankara Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümü mezunu, “ Sheakespeare’in Othello Oyunu ve Trajedi Kavramı” konulu doktora tezini Shakespeare Enstitüsü’nde hazırlamış, Shakespeare ve 17.yüzyıl İngiliz Edebiyatı, Mitoloji konularında akademik çalışmalar yapmış, Shakespeare’in 19 oyununu Türkçeye çevirmiş son derece yetkin bir akademisyen.

Fırtına’nın türü için romance tanımını uygun görülmüştür, romance türünün belirgin özelliği komik ve trajik öğelerin bir arada yer alması ve doğaüstü olaylara yer verilmesidir. Diğer Shakespeare oyunlarında olduğu gibi Fırtına da iktidar hırsının hazin sonuçlarından kadının toplum içindeki yerine kadar pek çok temayı içerir.
Shakespeare’in yarattığı temas noktalarıyla bir bütünü oluşturur ve çok katmanlı bir hikaye ortaya çıkar.

Shakespeare son derece dünyevi kavram ve hırsları doğaüstü güçlerle birleştirir, gerçeklik ile düşü gizemli bir şekilde bir araya getirir, masalsı bir anlatım sunar.

İktidarın, hırsın, özgürlüğün, hasretin, iyiliğin, kötülüğün, gerçeğin, gerçek dışı olanın, aklın, vicdanın, yan yana duranla tam zıt olanların bir araya geldiği “Fırtına”, William Shakespeare’in 1610-1611 yıllarında yazdığı rivayet edilen son oyunu. Kimileri Shakespeare’in vedası olduğunu iddia etmiş, kimileri metnin Shakespeare’e ait olmadığını ileri sürmüş.
125 syf.
·3 günde·10/10
CİDDİ HOPPALIK!!!
PARLAK DUMAN!!!
SOĞUK ATEŞ!!!



Romeo ve Juliet mi yoksa Leyla ile Mecnun mu?
Hangisi daha çok biliniyor..Şekspir’in tiyatral bu eserini okurken keyif aldım diyebilirim.Durum komedileri kitabı benim nazarımda bildik bir aşk kitabı olmaktan çıkarmış..Juliet’in babası ve annesinin bedduaları özellikle:-))

Aşk sadakat ister düsturundan yola çıkarak hemen Juliet Romeo’ya kocacım ,Romeo’da Juliet’e karıcım demeye başlıyor, yetmiyor Rahip Lavvrence’sa gizli nikah!!kıydırıyorlar..Nikahın amacı haber vermek başkalarına.Gizli ama en azından bir din adamının haberi var..:-))

Bir de dikkatimi çeken husus şu oldu; Romeo duygusala bağladığında etrafındakiler sen ne biçim erkeksin ,kadın halleri yaşıyorsun kalk kendine gel deyip duruyorlar..Günümüzü görselerdi ne derlerdi acaba..Gizli toplum mühendislerinin cinsiyetsiz toplum inşa etme çabaları doğrultusunda çevrilen ve pazarlanan film ve diziler,yazılan eserler..Güney Kore yapımları ve oyuncular bu cinsiyetsiz toplum konusunda itinâ ile çalıştırılıyor..

Cinsiyetsiz toplum gibi uyduruk projelerin rağbet görme sebebi; Şekspir’nde dediği gibi; ‘-Erkek güçsüzse kadında düşüveriyor olduğu yerden.’
Denge bozulduğunda ,kadınlar erkeklerin rollerini de üstlendiğinde o zaman kadın ve erkek olmanın temel manası da anlamsızlaşıyor..
Buna bağlı olarak zincirleme bir şekilde,evlilik,ilişki anlayışları,seks ,haklar ve sorumluluklar anlam kaymasına uğruyor..Şekspir bilebilir miydi yazdığı eserle bana bunları düşündüreceğini?:-))

Hikayenin sonunda ölüler daha taze iken ,açılan yaralardan kan akmaya devam ederken yönetici konumundaki Prens’ in olay mahalline diğer tüm ilgili kişilerle toplanıp sıcağı sıcağına olay örgüsünü çözmeleri de iyice bir düşündürdü..

Westfalya Anlaşması’nı(1648) biz tarihçiler öğrencilere bugünkü modern devletlerin doğuşununun başlangıcı diye öğretiriz..

Modern devletlerle beraber yasalar belirginleşti iyi güzel ama adalet kavramı bu yasalar ve millet sistemi,sınırlar sebebiyle hantal bir yapının içinde nefessiz kaldı aciz bir erdeme dönüştü.

Prensimiz hemen gelir,olay örgüsünü anlar delillere bakarak,kan davalı aileleri barıştırır ,sizin birbirinize olan nefretinizi Tanrı sevgi yoluyla çözdü ve sizi cezalandırdı ben de bunlara göz yumduğum için akrabalarımı kaybettim diyerek kendi payına suçunu kabul etti. Geride kalanlar için kısırdöngüye dönüşecek kederden başka bir dünyalık sıkıntı,dert kalmadı..

Günümüzde ise onlarca yıl süren davalar,göz göre göre adaletsizliklere güçlü ve makam sahibi insanların müdahelesi ve olup biteni ,küçücük ve sıradan dünyalarına servet muamelesi yapıp sadece seyreden yığınlar,kitleler..

Tarihte Çatalhöyük,Dünyanın ilk şehir yerleşmesi Konya’da..(gerçi Konya denince de bugün hiç iyi şeyler çağrışmıyor..Aleyna’nın Eser’e dediği geldi aklıma bak şimdi..Konya’da aynı..Sanki Kaliforniya:-))))))))))
Çatalhöyüğe döneyim ben ..Nüfus az ve hiyeraşik bir sistem kurmamışlar sadece çok sağlam bir iş bölümü var,herkes ne yapacağını eksiksiz biliyor ve yapıyor.Ast üst ilişkisi yok,yöneticilik taslayan yok..Savaş bilmiyorlar silah namına savunma araçları dahi üretmemişler..Tâki nüfusları artıyor ve dışardan istilalara uğruyorlar o zaman başlıyor yıkılış süreçleri..

Romeo ve Juliet hafif ,akıcı bir eser,kısa cümlelerle çok derin anlamlar düşündürmeyi başarmış bir eser..
Keyifli okumalar️
94 syf.
Dünya üzerinde bu eseri bilmeyen en azından ordan burdan Romeo&Juliette ikilisi ilgili bir tirad, benzetme veya dalgasina bir söz duymayan yoktur diye düşünüyorum. Ben de kucuklukten beri çok duydum bu ikiliyi ve artık klişe hâline geldiği için sıkıldım hatta. İkiliyi bilmeme karşın eserin içeriğini bilmiyordum.

Eserde dikkatimi çeken nokta, Romeo Juliette'yi görmeden evvel başka bir kadına en az Juliette'e olduğu kadar aşık bir durumdaymış. Hatta arkadaşı Benovilo ile konuşurken, arkadaşı ona bir kıza takılıp kalma, yeni ortamlara gir başka kızlar görünce unutursun, diye tavsiyede bulunuyor. Romeo istemeden tavsiyeye uyuyor ve arkadaşının dediğine geliyor. Juliette'yi görüp bu sefer de ona körkütük aşık oluyor. Romeo müzmin aşık anlayacağınız. Ve bence halihazırda anlatılan durum özel olarak Romeo'nun Juliette'ye duyduğu aşk değil, Romeo aşk duygusuna aşık, bunu cisimlestirecek bir kadın arıyor.

Eser oldukça naif, şiirsel bir üslupla yazılmış. Bu ara ara sikabiliyor insanı ancak bu şiirsel naif üslupla konuşan karakterlerin (baş karakterler özellikle) yanlarindaki arkadaşları veya dadilarinin halk ağzıyla konuşması fazla sikilmanizi onleyip, tebessüm etmenize neden oluyor. Özellikle Juliette'nin dadısı çok hoşuma gitti. Kadın bizim Yeşilçam filmlerinden fırlamis gibi adeta.

Kitapta Romeo ve Juliette'nin aileleri birbirine düşman ve bu ikisinin umutsuz aşkının neticesi iki aile için yeni bir sayfa açılmasına neden oluyor. Bu iki ailenin durumu aklıma Telliogullari ile Seferogullari getirdi. Biraz da bu nedenle bu iki ailenin itismesi komigime gitti.

Son olarak, umutsuz aşk hikayesi furyasinin baş aktörleri olan Romeo&Juliette'in bu hikayelerinde mercek altına alınması gerekilen en önemli alıntı şudur:

"Ölçülü keder sevgiyi gösterir, ama ölçüsüz keder akılsızlığa işarettir."

Keyifli okumalar.
125 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10
Aşk; Allah’ın insana verdiği, insan ile insan ve insan ile Allah arasında yaşanan en güzel hediyedir. Yaratımın sırrını sadece aşkı bilen, aşkı gönüllerinde yaşayanlar idrak ederler.

Ve insanda gerçek manada aşk başladığında; sürekli büyüyen bir ateş, içten bir genişleme ve esrime, mutluluk ve coşku ile, ulvi ve yüce gücüyle aşk insanın iradesi dışında bağımsız olarak ortaya çıkar ve bedene bürünen gözle görülür hale gelir. Bu enerji, içten dışa doğru yayılır insanı kendi manevi dünyasına hapseder ve kendisine ulaştırır. Aşık insan baktığı, dokunduğu her yerde güzellik görür. Bu kendinden kendine yaydığı, Allah’ın lütfuyla gördüğü güzelliktir....

Toprağın baharla kavuştuğunda yeşillikler ve bin bir çiçekle coşan bahçeler nasıl canlanıp o güzelim enerjiyi dünyaya yayıyorsa, insan da aşkla dolduğunda bu bilinçle yaşamı bir başka yansıtır…

Asırlardan beri, gündemden hiç düşmeyen Romeo ve Juliet, doğuda batıda, kuzeyde güneyde, birçok ülkenin halk öyküleri, günümüz dizileri ve filmlerine konu olan, çokça bilinen bir aşk hikayesidir aslında... Bilmeyenimiz çok azdır diye tahmin ediyorum. Birbirine düşman iki aile, bu ailelere mensup iki genç ve onca kötülüğün içinde barınması beklenmeyen bir sevgi.. Bu konun etrafında gelişecek olaylar silsilesi de aşağı yukarı aynı olacaktır. Romeo ve Juliet ölmezliği öyküsünden değil, o öykünün yazarı tarafından ele alınış biçimindedir. Shakespeare, yapıtında dramatik olayları da en etkin biçimde kullanmış bu da hikayenin okurlar üzerindeki etkisini bir kat daha arttırmıştır Bu oyunda, yalnızca iki gencin umutsuz aşkları değil, her yaştaki insanın birbirine olan davranışları, insanı derinden sarsan ilişkileri de önemle işlenmiştir.

Romeo ve Juliet’in hikayesine gelince;

Çok eskiden beri Verona’da Montegü ve Kapulet adında, düşman iki zengin aile yaşarmış. Tesadüf bu ya, bir gün Kapulet’lerin balosunda Montegü’nün oğlu Romeo genç ve güzel Juliet ile karşılaşır. Gençler birbirlerini çok severler.
Juliet’in akrabaları Romeo’nun kendi ezeli düşmanlarının oğlu olduğunu öğrenince aşıkları ayırmaya çalışır. İki aile arasındaki düşmanlığa bir son verebileceği umudu taşıyan Peder Lorenzo, iki genci gizlice evlendirir.
Bir sokak kavgasında Romeo’nun arkadaşı Merkutio öldürülür. Arkadaşının öcünü almak isteyen Romeo, sevgilisinin kardeşi Tybalt’ı bıçaklar ve Dük tarafından sürgünle cezalandırılır. Juliet’in anne – babası da, kızlarını bir an önce genç bir kont olan Paris ile evlendirmeyi istemektedir. Sevgilisi Romeo’ya sadık kalmak isteyen Juliet’in tek çaresi hayatına son vermektir ve genç kız ölümü seçer.
Aşkı Juliet’in olmadığı bir dünyada yaşamak Romeo için çekilmez bir hal alır ve Romeo da bıçakla intihar eder.. Romeo ve Juliet’in aşkı bir efsane olarak yüzyıllarca zihinlerde yaşamaya devam eder…
Çok masalımsı oldu farkındayım... güzel sonu olmayan sadece kayıplarının ardından ağlayabilen ve kinlerinden dolayı pişmanlıklar duyabilen iki ailenin tragediyası... Hala okumadıysanız ve ya oyuna gitmediyseniz son ihtimal olarak filmi izleyin diyorum : https://www.youtube.com/watch?v=bGlBQSmMIU4

Sevda ateşi gönül tellerinizi titretsin! Kalplerimizdeki aşk tüm dünyaya yayılsın! Mevlana’dan alıntı bu dörtlük, tüm aşk olan gönüllere hediye olsun…

Önce öz sevgi vardı, sınırsız aşk vardı, dost,
İlâhî bir müjde saklardı dağların ardı, dost.
Aşkın dalgasındandır dönüşü gezegenlerin,
Aşk olmasaydı eğer şu dünya donardı dost..
125 syf.
·Beğendi·10/10
Ama heyhat!Öyle acıklı ki
Romeo ve Juliet hikayesi,
Dünyada görülmedi onun gibisi..

Dilin,sözün sınırlarını zorlayan shakespeare unutulmaz Trajik Hikayesiyle karşımızda..
Kendimi sorguluyorum neden bu kadar geç tanıştın shakespeare'nin kitaplarıyla.
Okurken kendinizi unutup hikâyeye ruhunuzu teslim edebileceğiniz olağanüstü ve hazin trajedisi ve en iyi Rönesans oyunlarından biri.

Dört yüz yıldan bu yana değerinden hiç bir şey kaybetmeyen, ustalıkla işlenen,Bir o kadar anlaşılır olması'da kitabı eşsiz kılıyor.


Ailelerin ezeli garezi ve sonunda,
Evlatlar ölmedikçe bitmeyen çekişmesi..
152 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Aslında oyun okumayı sevmem. Fakat Shakespeare gibi bir şairin oyunu elbette defalarca okunur ve tat alınır. Sanırım 5 yıl önceydi, Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu'nda izlemiş, hayran kalmıştım. Oyuna geçmeden, Anonim filmi var, belki William Shakespeare gerçekten var mıydı yokmuydu sorusu ilginizi çeker, izlersiniz.
Oyuna geçelim: Kaynaklara göre 1601'de yazılmış. O dönemin Londra'sındayız. 6 Ocak, İsa'nın cemaate ilk açıklamasını yaptığı gün. Bu da Noel'in 12. gününe denk gelir. 12. gecede saraylarda oyunlar oynanırmış. Şairimiz de on ikinci gecede oynansın diye bu oyunu yazmış. Oyun Illyria'da geçiyor. Benim gibi google'lamadan bi dinleyin, hayal ürünü, öyle bir yer yok yani. Meğer şairin çoğu olay dizisi özgün değilmiş. Ana olay dizisini alıyor ve dantel gibi işlemeye başlıyor. Bu oyunun ana kaynağı Barnabe Rich diye bi abimizin öyküsü. Hatta William, İtalyan kaynaklarında benzer öyküler bulup hepsini ustaca harmanlıyor. Yine de, aman ha, kaynaklara fazla dayandığını düşünmeyin. Sonuçta Shakespeare başarılı kişileştirmeler, mizah, drama derken bir başyapıt ortaya koymuş. Mesela aşık karakterleri nazımla, gülünç karakterleri nesirle konuşturarak ölçülü bir tersinleme yapıyor. IIlyria nasıl masalımsı bir mekansa, incelemeciler tarafından ilişkiler de bu boyutta değerlendiriliyor. Oyunda yetersiz tek bir sahne yok. Fazladan cümle yok. Dönek Orsino'nun ayılıp bayıldığı Olivia'dan pat diye vazgeçip Viola'ya aşık olması usta yazarın kalemi sayesinde şaşırtmıyor. Her karakter ince ince işlenmiş. Örneğin gözünü kapasan bu sözü söylese söylese kendini beğenmiş Malvolio sarf etmiştir dersin. Benim karakterim soytarı Feste. Sanki oyundaki tek gerçek o. Akıllı, anlayışlı, filozof ve hicivci.
On İkinci Gece ilk defa 1928'de Darülbedayi'de( Şehir Tiyatrosu) Muhsin Ertuğrul tarafından sahnelenmiş. Yakışır.
125 syf.
·1 günde·8/10
Herkesin dizilerden, filmlerden, skeçlerden, tiyatrodan aşina olduğu başı sonu belli olan bir hikayeyi okumak yine de güzeldi benim için. Okurken tiyatro ortamını hayal ederek okudum, gözümde canlandı sahneler :) Aşk bazen imkansıza isabet eder diyet olarak da baş alır, başlar alır. Aşkın yoluna başda feda başlarda..
174 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
William Shakespeare hakkında fazla şey söylememe gerek yok. Rönesans dönemi İngiltere'sinde, 1564-1616 yılları arasında yaşamış, şair, oyun yazarı ve oyuncu olarak anılmaktadır. Hatta İngiltere onu ulusal şairi ve "Avon'un Ozanı" diye bağrına basmıştır. 38 oyun, 154 sone, iki uzun öykü şiir ve diğer şiirleri olmak üzere yüzyıllarca akılda kalacak olan eserler bırakmıştır.

Bu eseri fazla bilinmez. Ancak siyaset ile ilgili oldukça anlamlı bir oyun olduğunu belirtmeliyim. Demokrasi adına 'demagogların' nasıl da insanları manipüle edebildiğini, propagandanın tartışılamaz etkisini, kahramanların insanların işine geldiği sürece el üstünde tutulduğunu, aksi takdirde bir anda vatan haini ilan edilebileceğini öyle güzel aktarmış ki.

Kahramanımız Caius Marcius Corialanus da açıksözlü, dobra, dürüst olduğundan, kimseye yaltaklanmayı sevmediğinden oldukça zor bir duruma düşer. Burnundan kıl aldırmayan bir tip, kimseye minnet etmeyen Cori orası bizi ilgilendirmez. Sonuç olarak okunası bir Shakespeare eseri.
184 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Kral Hamlet' i öz erkek kardeşi ve karısı öldürmüştür. (Müge Anlı programı gibi diyerek magazin yapmak istedim birden) Duruma kaza süsü vermişlerdir. Fakat ölen kralın hayaleti geceleri askerlere görünmektedir. Askerler oğul Hamlet' e bu durumdan bahsederler ve Hamlet babasının hayaletiyle konuşur, amcasının ve annesinin iki ay olmadan evlenmeleri bağlamında babasını haince öldürdüklerini hayaletten öğrenir. İntikam almaya karar verir. Annesiyle evlenen amcası da ondan kurtulma planları yapmaktadır. Gerisini okursunuz. Bol kitaplı günler..
133 syf.
·2 günde·9/10
İster taraflı ister samimi olduğumu düşünün. Leyla ile Mecnun, Yusuf ile Züleyha gibi yaşanmış gerçek aşkların yanında Romeo ve Juliet gibi edebi karakterler aşkın büyüklüğünü anlatmakta çok çok az kalır. Tabi bu söylediklerim Romeo ve Juliet arasındaki aşkı hafife almak olarak algılanmamalı. Hatta son sahne beni duygulandırdı. Romeo ve Juliet'in yanyana ve aşk uğruna can vermesi bu eseri övmeye yeter. Ayrıca şiirsel bir dille yazılmış olması, okurken hem sahneleri zihnimizde canlandırmamıza hem de duyguları hissetmemize yardımcı oluyor. Shakespeare'in kalemi beni gerçekten çok etkiledi. Umarım bir gün bu eseri sahnede izlemek de nasip olur.

Yazarın biyografisi

Adı:
Bülent Bozkurt
Tam adı:
Bülent R. Bozkurt
Unvan:
Çevirmen
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi İngiliz Filolojisi Bölümü’nden mezun oldu.“Shakespeare’in Othello Oyunu ve Trajedi Kavramı” konulu teziyle doktora derecesini Hacettepe Üniversitesi’nden aldı.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 10 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 35 okur okuyacak.