Başkalarıysa rahatsız, stresli, kalpleri kırıldığı için üzgün olabilirler. Hatta bu kalbi kırıklar depresyonda olduklarını, doktora ve ilaca ihtiyaç duyduklarını zannedebilirler. Oysa hiç alakası yoktur. Sadece kalpleri kırıktır; ezelden beri, insan sevgi denen şu gizemli varlığı keşfettiğinden beri kırılır durur kalpler.
Her gün yapmam gerekenleri tamamladıktan sonra kafamda bitmek bilmez bir sorgulama başlıyor. Bir yandan hayatımda bir şeylerin değişeceğinden korkuyorum, diğer yandan ise değişik bir şeyler yaşamayı arzuluyorum. Düşüncelerim kendilerini tekrarlıyor, artık hiçbir şeye hakim olamıyorum. Sen çoktan uykuya daldığından bunlardan hiç haberin olmuyor.
Hislerim geri geldi, sahip olmadığım bir şeyi sevebilirim, rüzgar beni rahatsız etmekten çıkıp bir nimete dönüşüyor, bir tanrı yüzümü okşuyor adeta. Ruhum geri geldi.
Sahile indim. İsmail Abi yine uzaklara dalmış sessizce bekliyordu. Seslenmek istedim ama yapamadım. Ona veda etmek en zoruydu. Umudun ete kemiğe bürünmüş haliydi İsmail Abi. İnsan umutlarına nasıl veda edebilir ki? İçimden "İsmaiiil Abiiii!" diye seslendim. Dönüp baktı, sanki beni duymuş gibiydi. Gözlerine iyiden iyiye hüzün çökmüştü. Gideceğimi bildiği için hiçbir şey sormadı. Yalnız bir ara "Ben de geleyim," der gibi baktı. Olmaz da diyemedim, gel de diyemedim. Uzun uzun bakıştık. Derken denizden gelen bir ses böldü bu bakışmamızı. Heyecanla dönüp baktı denize. Beklediği gemi değildi. Yine de el salladı arkasından, bu değilse belki bir sonrakine umuduyla baktı denize. O denize bakarken dönüp arkamı gittim. Arkamdan baktığının farkındaydım. Hatta kesin el sallıyordur şimdi arkamdan. Ama dönüp bakmadım. Bakamazdım. Benimle gelmek isterse gelme diyemezdim. Oysa onun burada kalması gerek çünkü bir beklediği var. Benimse dönüp arkama bakmadan gitmem gerek çünkü bir bekleyenim var. Gözümdeki yaşı silmek için bile durmadım. Hızlı adımlarla uzaklaştım sahilden. İçimden tek bir şey söylüyordum sadece. "O gemi gelecek İsmail Abi, bir gün o gemi gelecek!"